
Ters Çaba Yasası: Neden Bazı Şeyler Zorladıkça Olmuyor?
13 Ekim 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bazı şeyleri oldurmak için ne kadar çok çabalarsak, neden bazen o kadar uzaklaşıyoruz? Bir ilişkiyi, bir hedefi ya da hayatımızda istediğimiz bir şeyi zorladığımızda neler oluyor? Bu bölümde ters çaba yasasını, kontrol etme ihtiyacımızı ve bazen biraz geri çekilmenin neden iyi gelebileceğini konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz. Ben Elif.
Hayatımızda oldurmaya çalıştığımız o kadar çok şey var ki arkadaşlar.
Bir ilişkiyi zorluyoruz, olmayacağı çok belli olduğu halde.
Bir işi zorluyoruz, bize hiç uygun değil bu iş.
Ama sırf çok istediğimiz için kovalıyoruz, kovalıyoruz ve bazen kovaladıkça her şeyin elimizden daha fazla kaydığını hissedebiliyoruz.
Bir ilişkiyi zorlamak dediğimizde aslında şunu kastediyorum.
Karşımızdaki insanın hislerini ve ilgisini kontrol etmeye çalışmak.
Biri bizden uzaklaştıkça daha çok peşinden gidiyoruz.
Daha fazla mesaj atıyoruz, daha çok açıklama yapıyoruz.
İlişkinin neden eskisi gibi olmadığını anlamaya çalışıyoruz.
Karşımızdaki insan da bu ısrarı ve gerginliği hissettiğinde daha fazla geri çekilebiliyor.
Hele pasif agresifse zaten direkt geri çekiliyor.
Çünkü bir noktadan sonra ilişkiyi yaşamak yerine sürekli ilişkinin devam edip etmeyeceğini kontrol etmeye başlıyoruz.
Sonucu yani karşımızdaki insanın bizi sevmesini ve ilişkinin yürümesini kontrol etmeye çalıştıkça aslında kendi doğallığımızı kaybediyoruz.
bütün enerjimizi de henüz gerçekleşmemiş bir ihtimale de harcamış oluyoruz arkadaşlar.
Bunun bir adı var.
Ters çaba yasası.
Elbette ki hayatta bir şeyler için çabalamak kötü değil.
Ve zaten elde ettiğimiz pek çok şeyi biz emek vererek kazanıyoruz.
Bir sınava hazırlanmak, bir beceri geliştirmek, bir ilişkiyi emek vererek sürdürmek gerekiyor tabii ki.
Ama burada bir ayrım var.
sürece emek vermekle sonucu sürekli kontrol etmeye çalışmak aynı şey değil.
Bunu belki daha önce konuşmuş olabiliriz ama unutuyoruz.
Ben de çok unutuyorum.
Ve ikinci durumda tıkanıp kalıyoruz.
O kontrol kısmında.
Ya da kontrol etmesek de o sonucu merakla beklemek de aynı şey.
Son zamanlarda spritüel içeriklerde, şifacıların videolarında falan
karşıma çıkan bir söz var.
Başında beklediğin su kaynamaz.
Bu söz benim çok hoşuma gitti.
Çünkü günlük hayatta bir karşılığı var. Bir şeyin olmasını o kadar çok arzuluyoruz ki, istiyoruz ki sürekli onun gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediyoruz.
Bir iş başvurusu yapıyoruz, her gün e-postalarımızı kontrol ediyoruz, birinden mesaj bekliyoruz hele bu mesaj konusu ayrı bir bölüm çekilir herhalde bundan.
Telefonun ekranına tekrar tekrar bakıyoruz.
Bir hedef belirliyoruz.
Daha yolun başındayken neden hala istediğimiz yerde olmadığımızı sorguluyoruz.
Kontrol etmek sonucu hızlandırsaydı arkadaşlar.
Yani benim ne hayallerim ne hedeflerim var herhalde.
Onlar ışık hızında olurdu.
Çünkü ben de bunu çok yapıyordum.
Yani oldu mu olacak mı falan.
Heyecanla bekliyordum.
Ama işler öyle gitmiyormuş.
O şekilde de yaşanmıyormuş.
Kendi tecrübelerimden de anladım bunu.
Ama hani böyle yaptığımızda bekleme sürecini daha yorucu hale getiriyoruz.
Bunu biz yapıyoruz arkadaşlar.
Zaten olacağı varsa da sanki daha zor oluyor gibi geliyor bana.
En sıkı tuttuğumuz şeyler genellikle kaybetmekten en çok korktuğumuz şeyler oluyor.
Şimdi burada bizim kaybetme korkumuza da çalışmamız gerekiyor bence.
Mesele sadece kontrol etmek, etmemek meselesi değil.
Çok takıntılıysak bizim orada çalışmamız gereken şey bu takıntı.
Neden bu kadar korkuyorum?
Neden akışına bırakamıyorum?
Bir şeyi ne kadar kontrol etmeye çalışırsak, ne kadar çabalarsak,
odamız orada olursa, enerjimiz orada olursa,
onun üzerindeki gerilim de o kadar artıyor arkadaşlar.
Yani buradaki kontrolü bırakmayı şöyle de yorumlamalıyız.
Kontrolü bırakmak bir kere şöyle algılanmalı.
Her şeyin istediğimiz gibi sonuçlanmayacağını kabul etmek.
Bu da biraz cesaret istiyor.
Bu bizde yeteri kadar olmayabilir.
bazen yalnızca sonucu değil o sonucun bize ne hissettireceğini de kontrol etmeye çalışıyoruz.
Aman üzülmeyim, aman canım yanmasın, kaybedersem şöyle olur.
Yani sadece o sonuç değil oradaki duygularımızı da kontrol etmeye çalışıyoruz arkadaşlar.
Belki de kaybetmeyeceğiz.
Sürekli sonucu kontrol etmek aslında biraz negatife odaklanmak gibi de geliyor bana.
Ya da o riski daha azaltmak da olabilir bu çaba.
Ama her iki şekilde de biz henüz yaşanmamış bir şeyin hem heyecanını hem de kaygısını şu anda şimdiden tüketmiş oluyoruz.
Ne gerek var bu kadar strese?
Sürekli kontrol etmenin başka bir bedeli daha var.
Yeni olasılıkları görmemizi engelliyor arkadaşlar.
Zihnimizde her şeyin nasıl olması gerektiğine dair çok net bir resim çizdiğimizde hayatın bize sunduğu başka yolları fark edemiyoruz.
Şimdi bu yaratım manifest olayında şöyle denir genelde hani zihninizde o resmi son hali görün derler.
Tamam buna bakalım biz hayalimize hedefimizin belki fotoğrafını filan da asabiliriz bir yerlere bunda sıkıntı yok.
Buradaki kastım şu oluyor mu oluyor mu ne zaman olacak diye onu böyle dürtüp durmak ve belki biz o hayalimize bizim düşündüğümüz yola ulaşmayacağız.
Burayı kaçırıyoruz işte.
Bazen bir fırsatı yalnızca beklediğimiz şeye benzemediği için değerlendirmiyoruz.
Şöyle bir örnek vereyim.
Mesela ben tatilde bir ülkeye gitmek istiyorum.
Neresi olsun? Lisbon olsun.
Uzak bir yer ve bir bütçe gerekiyor.
Ben de o parayı eğitimlerimle, verdiğim derslerle biriktirmeye çalışıyorum.
Belki benim orada yaşayan bir arkadaşım var.
Çok sık görüşmüyoruz ama şu an aklıma geldi bu bölümü kayda alırken.
Diyecek ki Elif'ciğim yani sen uçak biletini al konaklama benden olsun gel buyur bizde kal diyecek.
Çok düşünmediğim bir örnek şu an böyle söylüyorum.
Belki de böyle bir şey yaşayacağım ve konaklama derdim olmayacak ya da şöyle olabilir.
Belki orada bir eğitim olacak ve oraya davet alacağım bu da olabilir.
Ya da işte okulun yaptığı bir projede görevli olacağım ve ücretsiz gideceğim.
Başka başka seçenekler var işte arkadaşlar.
Biz sürekli acaba işte param birikti mi gidebilecek miyim şöyle mi böyle mi diye takılıp kalabiliyoruz.
Bu böyle bir örnek olsun.
Yani başka şekillerle de biz bunu yaşayabiliriz.
Uzmanların veya kişisel gelişim içeriklerinde sıkça duyduğumuz akışa bırakmak, zamana bırakmak ifadelerinin anlamlı tarafını ele alalım.
Gayreti bırakmıyoruz.
Elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz.
ama gözümüz
sonuçta sürekli oldu mu
oldu mu diye kilitli kalmayacak arkadaşlar.
Yani o akışı bırakmak
kısmının o tamamını almayalım.
Sadece elimizden geleni
yapalım. Hani elinden geleni yap
gerisini işte yaradana bırak da
derler ya. Hani bunun gibi
bakalım ne olacak. Biz yapalım da
yapmamız gerekeni. Bakalım sonuç nasıl
olacak. Bu ifade beni çok rahatlatmıştı.
Bir bakarız ya. Bir yapalım
bakalım ne olacak falan gibi.
Kendi kendimizi rahatlatabiliriz ve
Şu da olabilir illa ki gözümüz sonuçta olacaksa kimilerimiz böyle o kontrolcülüğü bırakmak kolay değil.
Belki en son resmi düşünebiliriz arkadaşlar bu sonucu kontrol etmek değil.
Yani öyle bir şeyle sonuçlanacak ki bu durum.
Belki ilişkiden ayrılmanız, bir sınava girmeniz, bir işe başvurmanız filan.
O sonucun sizi mutlu ettiğini düşünebilirsiniz.
Belki huzurlu hissettirdiğini, iyi ki böyle olmuş dediğinizi belki düşünebilirsiniz.
Kendiniz vizyonlayabilirsiniz.
Ama illa böyle olacak dediğiniz zaman hatlar karışıyor.
Olasılıklar çok karışıyor sanki.
Ve zaten orada zihnimizde bir direnç oluşuyor.
Bu aralar kilo vermeye çalışıyorum.
Spor da yapıyorum.
Ama beni sabote eden gece yemeleri yaşıyorum.
Nedense bu bir senedir bunu halletmeye çalışıyorum açıkçası.
Bununla ilgili bölüm de yaptım ama yaş döngümden de kaynaklı.
Metabolizmamın hızı da biraz değiştiği için.
Neyse bu konuda artık kendimi çok zorbalamayacağım.
ve sporu hayatıma kattım, düzenli bir şekilde yapmaya başladım.
Şimdi de artık beslenmeyi halletmeye çalışıyorum.
Ve önceleri şunu yapıyordum 2 ay önce falan, her gün tartıya çıkıyordum.
İlla istediğim o rakamı görmek için kaç gram kaybetmişim, ne kadar verebilmişim falan.
Buna çok takıyordum ve 1 ay, 2 ay veremedim kilo.
Spor yapmama rağmen, proteinle beslenmeme rağmen bir şekilde yani bedenim izin vermiyor, anlamıyorum neden.
Ve her gün otartıya çıkıp sonucu göremeyince, iyi bir şeyler göremeyince canım sıkılıyordu.
Stres oluyordum yani neden olmuyor falan.
Sonra artık dedim ki ben bunu haftada bir yapayım.
Haftada bir, on günde bir bakmaya başladım ve artık şuna da odaklanıyorum.
Acaba düzenli spora gidiyor muyum, gitmiyor muyumdan ziyade bugün ne kadar hareket ettim.
Spor da yapıyorum tabii ki ama takıntılı şekilde değil.
Ne kadar yürüyüş yaptım, ne kadar protein aldım bunlara biraz bakıp günümü o şekilde geçiriyorum.
ve gece yemesi yaptığımda da
ertesi gün dengelemeyi tercih ediyorum.
Daha çok yürüyorum.
Ya da yatmadan önce biraz hareket edip
o şekilde dengeliyorum.
Yani sonuçla sürekli uğraşmayı bıraktım.
Ve en sonunda artık tartıda değişim görmeye başladım.
Demek ki kafam rahatladı.
Şey de oluyor ya, şöyle bir örnek vereyim.
Bir arkadaşım yıllar önce çocuk sahibi olmak istiyorlardı.
Her yolu denediler.
Olmadı, kısmet olmadı.
Kendiliğinden çok sonra oldu.
Ve şaşırdılar.
Ya biz çok uğraştık maddi manevi.
Kafa rahatlayınca herhalde bizim sinir sistemimiz rahatlayınca bedenin, biyolojimizin o algısı değişiyor, o sinyaller değişiyor herhalde.
Bir tane film vardı, Walter Mitty'nin Gizemli Hayatı ya da sanırım Gizemli Hayatı'ydı.
O filmde Walter uzun süre hayatı daha çok böyle hayal eden, kafasında yaşayan, deneyimleri zihninde canlandıran bir karakter.
Yani önüne bir olay geliyor, o tepkiyi vermeden önce kafasında o olayı deneyimliyor.
Çok uçuk kaçık şekilde deneyimliyor ve zamanla kendisini beklenmedik bir maceranın içinde buluyor.
Hayatın her ayrıntısını önceden planlayamayacağını görüyor aslında.
Bu filmi ters çaba yasasının doğrudan bir örneği olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Filminde zaten ismini yazacağım açıklamaya bakarsınız ama bize şöyle bir soru da sorduruyor.
Hayatın gerçekleşmesini beklediğimiz biçimine çok mu odaklanıyoruz acaba?
Yaşadığımız anı kendisine kaçırıyor olabilir miyiz? Sürekli bir şeylerin sonucuna odaklanmak, sürekli ileride gelecekte yaşamak bizim bu anımızı kaçırmamıza sebep olmuyor mu?
Ya bu konuyu bir pek çok açıdan ele alabiliriz aslında ters çaba yasasını.
Bazen her şeyin doğru zamanda, doğru biçimde ve istediğimiz sonuçla gerçekleşmesini beklemek bizi harekete geçmekten de alıkoyabiliyor arkadaşlar.
Böyle bir yorum da yapabiliriz.
Bir şeyi ne kadar gerginlikle istersek o kadar da zorlanabiliriz.
Hani kanıtlanmış bilimsel bir açıklama gibi düşünmek de doğru değil bence ama kaygının davranışlarımızı ve deneyimlerimizi etkilediğini biliyoruz.
Şimdi aşırı düşünmek sonucu aşırı odaklanmak bize bir kaygı veriyor.
Benim kilo verme olayımda olduğu gibi deneyimimde olduğu gibi bir hedefe ulaşmayı çok önemli hale getirdiğimizde başarısızlık ihtimalini daha fazla düşünmeye, hata yapmaktan korkmaya ve kendimizi sürekli denetlemeye başlayabiliyoruz.
Mükemmelliyetçilik de burada ağır basıyor.
Yani normalde daha rahat yapabileceğimiz bir şeyi bile zorlaştırabiliyoruz.
Ben bunu öğrencilerimde görüyorum.
Abartıyorlar ya bazı şeyleri öğrenirken ya da sürecin hemen sonuçlanmasını istiyor.
Hemen iki ayda İngilizce konuşmak istiyor.
Tabii ki konuşabilir ama C1 seviyesinde konuşamazsın yani.
Onun bir zamanı var.
Bunun için yeterli mesai harcaman gerekiyor.
Hadi iki ay olmasın beş ay olsun.
O beş ay bile o kadar ona zor geliyor ki hemen sonucu göremediği için katlanamıyor.
Ya da yeni bir hobiye bile başlayamayan arkadaşlarımla görüyorum ben bu halim.
Uyku bunun en güzel örneklerinden biri arkadaşlar.
Ertesi sabah erken kalkmamız gerekiyor.
Yatağa yattığımızda hemen uyumak istiyoruz.
Saat kaç oldu?
Kaç saat uyuyabilirim?
Şimdi uyumazsam yarın nasıl çalışacağım gibi böyle hesap yapmaya başlıyoruz.
Ben bu hesaba girdiğim zaman zaten uyuyamıyorum.
Daha çok geriliyorum.
Uykuya dalamıyorum.
Telefona bakıyorum.
Daha da böyle gidiyor yani.
Süreç daha devam ediyor.
Hala uyuyamamış oluyorum.
Bu nedense 1-2 yıldır yaşadığım bir şey.
Yetişkinlerde uyku problemi var.
Arkadaşlarımla ben bunu görüyorum.
Ama bu sefer onunla kavga edersek daha da başarısız oluyoruz açıkçası.
Rahatlayamıyoruz.
Burada mesele uykuyu kontrol etmek değil aslında.
Uyumak için kendimize uyguladığımız baskıyı azaltmak.
Şimdi hepimizin çok yaşadığı örneğe geri dönersek ayrılıklar.
Birinden ayrıldığımızda genellikle iki şey yapıyoruz arkadaşlar.
İkisi de ters çaba yasasıyla ilişkilendirilebilir.
Birincisi o kişiyi sürekli düşünmek.
Eski mesajları okumak, fotoğraflara bakmak, yaşananları tekrar tekrar analiz etmek.
İlk başlarda bu oluyor aslında.
İkincisi ise bunu tam tersi.
Artık onu düşünmeyeceğim diye kendimizi zorlamak, zorbalamak.
Birinci durumda zihnimizi o kişiye yöneltiyoruz.
İkinci durumda da onu düşünmemek için sürekli kendimizi kontrol ediyoruz.
Aslında her iki durumda da zihnimizde o kişiye yer vermeye devam ediyoruz.
Bir tane ilginç bir deney var. Daniel Wagner'ın psikoloji alanında yaptığı bir deney.
İnsanların belirli bir düşünceyi bastırmaya çalıştıklarında bazen tam tersine o düşünceyi daha sık hatırlayabildiklerini gösteren bir çalışma.
Hatta ironik süreç teorisi olarak da söyleniyormuş.
Mesela örnek vereceğim. Siz çok iyi anlayacaksınız.
Konuyu anlatmak için kullanılan meşhur beyaz ayı deneyi var.
Diyorlar ki katılımcılara beyaz ayıyı düşünme.
Şimdi ben bunu söylediğim anda bile zihninizde bir beyaz ayı belirecektir.
Düşünmemeye çalışmak beyaz ayı düşüncesini zihinde daha çok görünür hale getirebiliyor.
Yani her düşünceyi bastırmaya çalıştığımızda, birisini unutmaya çalıştığımızda daha çok düşüneceğiz.
Bu anlam çıkıyor bundan.
Zihnimizde bir düşünceyi kontrol etmeye çalışırken onu nasıl da biz gündemimize tutuyoruz.
bırakmadığımız, hala kafamıza kavga ettiğimiz işte ebeveynlerimiz, kayınvalidemiz, ilişkilerimiz, arkadaşlarımız, kafamızda kavga ettiğimiz her şey gündemimizde arkadaşlar.
Direnç yapıyoruz orada.
Bırakmamız lazım bunu.
Ayrılık sonrasında da benzer bir durum yaşayabiliyoruz.
Kendimize onu düşünmeyi yasakladıkça aklımıza gelip gelmediğini kontrol ediyoruz.
Yine aynı örnekten devam edersek.
Ve burada hani iyileşmek için onu illa baskılayıp unutmamız gerekmiyor.
Hiç düşünmemek anlamına gelmiyor zaten iyileşmek.
Ya bu düşünceler gelir ama biz onun peşinden gidip de eski mesajları okumayacağız.
Yani sorgulamaya sokmayacağız kendimizi.
Bazı şeyler bizi tetikleyecek, hatırlatacak.
Ya o da düşünceyi gör geç sonra kendi hayatına devam et.
Oradaki hani odağı başka yere çevirmek aslında önemli.
Taoizmde Wu Wei kavramı diye bir şey var arkadaşlar.
zorlamadan eylemek.
Yani doğal akışına bırakmak bir şeyleri.
Ama bu dediğim gibi hani hiçbir şey yapmadan hedeflerden vazgeçmek değil.
Her şey en mükemmel zamanda zaten oluyor algısı, düşüncesi bu.
Her şeyi kendi irademize zorla oldurmaya çalışmak yerine koşulları anlamak,
gereksiz bir mücadeleye girmemekle ilgili.
Ben yapacağımı yapayım zaten gerisi hal olur.
Böyle yaklaşmak aslında.
Hani dua ederken de maneviyat tarafından bakarsak,
Dileyin ve sonra sonucu olmuş olarak düşünün derler ya.
Sonucu sürekli sorgulamayı bırakın denir ya.
Her gün oldu mu acaba?
Duam kabul oldu mu?
Bu bizi aslında kıtlık ve yokluk hissine de maruz bırakır arkadaşlar.
Bitirirken biraz uzattım galiba bu konuyu.
Jung da tabii ki bu konuyla ilgili bir şeyler söylüyor.
Direndiğimiz şeyin varlığını sürdürdüğünü anlatan bir sözü var arkadaşlar.
Jung'un bir şeylere direniyorsak o bizde varlığını sürdürüyor demektir.
Bu duygudan kurtulmaya çalışırken bütün dikkatimizi o duyguya veriyoruz.
Bir kaygıyı yaşamamak için sürekli kaygılı olup olmadığımızı kontrol ediyoruz.
Birini unutmak için kendimize baskı uygularken onu zihnimizde tutmaya devam ediyoruz.
Bazı duygularla mücadele etmek yerine onları fark edip hayatımıza devam etmeyi öğrenmemiz lazım.
Yani aklımıza mı geldi tamam gelsin.
Bugünkü iş planım neydi?
Bugün ben neler yapacaktım?
Oraya odaklanacağız aslında.
Yine odak yönetimi var arkadaşlar.
İşin başında her zaman söylediğim gibi alnımızda bir madendeki çalışanların kafalarına taktıkları o ışık gibi odağımızı öyle düşünün.
Biz nereye çeviriyorsak, en ufak bir düşünceye, hangi düşünceye çeviriyorsak, hangi bakışa çeviriyorsak, hangi işe çeviriyorsak odağımız orada.
Ters çaba yasası bir şeyi çok istemenin onu mutlaka uzaklaştırdığı veya yeterince rahat bırakırsak her şeyin kendiliğinden gerçekleşeceği anlamına da gelmiyor.
Yani bırakalım, rahat olalım, akışa bırakalım, hiçbir eylemde bulunmayalım demek değil.
Buraya da kaçılmasın.
Burası bence bir kaçış.
Bir sınavı kazanmak için çalışmak, ilişkiyi sürdürmek için iletişim kurmak, hedefe ulaşmak için plan yapmak gerekiyor.
Evet bunlar zaten okey.
Ve odamızı da eylemde koruyarak belki sonucu bir his olarak düşünebiliriz, hissedebiliriz özetlersek.
Ama sürekli oldu mu, aradı mı, yaptı mı, tuttu mu gibi böyle o suyun kaynaması için başında durdurmayacağız arkadaşlar.
arkadaşlar. Fazla çaba göstermek
evet işe yarar ama eylemde
sonuçta değil, kontrolde
değil. Bunu anlamamız lazım.
Yani hayatın getireceklerini
öngöremeyiz, bilemeyiz ama
neyi seçeceğimizi, dediğim gibi
odağımızı nereye çevireceğimizi
kendimiz belirleyebiliriz. Bu hafta
küçük bir deneme yapalım. Hayatımıza şu anda
çok sıkı tuttuğumuz şeylere bir bakalım.
Belki bir hafta, birkaç gün
onları kontrol etmeyi, bırakmayı
deneyebiliriz. Sizin bu konu hakkındaki
düşüncelerinizi merak ediyorum.
Yorumlarınızı, deneyimlerinizi merak ediyorum.
Mutlaka bana sosyal medya hesaplarımdan ulaşıp
düşüncelerinizi iletiniz.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
