
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
Sınır koymak, kendimizi, mahremiyetimizi ve duygusal alanımızı korumanın bir yolu. Peki, bizi rahatlatması gereken bir sınır çizdiğimizde neden suçluluk ve utanç hissediyoruz? Bu bölümde, hayır demenin yarattığı duyguları, sınırlarımızı savunurken neden kendimizi açıklama ihtiyacı duyduğumuzu ve başkalarını kırmamak uğruna kendimizden vazgeçmeyi konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati Ne? Hoş geldiniz, ben Elif.
Sesim birazcık hasta ve yorgun arkadaşlar, kusura bakmayın.
Malum hava değişimleri bizi de vurdu.
Daha da fena olmadan dedim ben bölümü çekeyim.
Bu hafta bu bölümde sınırlar üzerine konuşalım istiyorum.
Daha önce defalarca konuştuk ama bugün farklı bir açıdan ele almak istiyorum.
Ailemizi, mahremiyetimizi, duygu dünyamızı yani hayatımızı korumak için kimi zaman hayır diyoruz ve bir sınır çiziyoruz değil mi?
Bunu bizi rahatlatması gerekir normal şartlarda.
Ama çoğumuz rahatlayamıyoruz.
Üstüne bir de suçlu hissediyoruz ve suçlu hissettiriliyoruz.
Hayır derken utanıyoruz, sıkılıyoruz, içimizde bir huzursuzluk oluşuyor.
Neden böyle hissediyoruz peki?
Hiç düşündünüz mü?
Sınırlar üzerine Ben Saati'nde daha önce defalarca konuştuk demiştim.
O bölümlerin altına sosyal medyaya birçok yorum geldi arkadaşlar.
Hatta böyle dertleştik bazı arkadaşlarla, dinleyenlerimle.
Kimileriniz şöyle söylüyor.
Bu yorumu çok alıyorum.
Artık çok rahat sınır çizebiliyorum ama sen çok değiştin diyorlar.
Bu yorum çok fazla geldi bana.
kimileriniz kendimden şüpheye düşüyorum demiş.
Hayır derken utanıyorum, sıkılıyorum, zor söylüyorum.
Kendimi sürekli açıklamak zorunda hissediyorum gibi yorumlar gelmişti bana.
Özellikle kendimi çok fazla açıklamak zorunda hissediyorum
ve sen çok değiştin ifadesi birçok kişiye çok fazla söylenmiş.
Bu kadar çok kişi aynı şeyi yaşıyorsa
ortada bireysel bir zayıflık yok bence.
Belli ki hepimizi etkileyen bir dinamik var.
Kendimden de örnek vereyim.
Çünkü ben bu işin dışında değilim. Bunu istemiyorum, oraya gitmek istemiyorum, şunu yapmak istemiyorum derken ben de çekimsel kalabiliyorum. Yani bu işi sınır çizmeyi biliyorum. Ben bunu öğrendim ama bunu yaparken zorlanmıyorum, zorlanmayacağım demek değil. Bu çok farklı bir durum bu. Bir şeyi bilmek ve onu rahatlıkla gerçekleştirebilmek birbirinden farklı şeyler.
Karşımdaki kişiye göre tepkim değişebiliyor, davranışım değişebiliyor, ses tonum bile değişiyor.
Bir kişiye net ve sakin bir dille ifade ediyorum kendimi.
Bir başkasına konuşurken cümlemi sonunu yumuşatabiliyorum.
Yani belki işte müdürümle, idarecimle ya da ne bileyim otoritesi biraz daha babamla yüksek birisi diyeyim.
Hani babamla konuşurken filan da.
İlla ki cümlemin mesela sonu, tonu değişebiliyor.
Hani sınırı koyuyorum net bir şekilde ama ben de zorlanıyorum.
Birçok kişi zorlanıyordur zaten.
Hatta şunu bile gördüm.
Özür diler gibi konuşan arkadaşlar var.
Ya ben sınırımı koruyorum ama çok özür dilerim der gibi oluyor.
O kullandığı ifadeler.
Müsaadenizle sınırımı koruyacağım der gibi.
Aslında sınır çizmeyi bilmekle sınır çizerken rahat olmak aynı şey değil arkadaşlar.
İkincisi ayrı bir emek istiyor.
Şimdi bu dinamiğin bir adı var.
İngilizce'de buna boundary shaming diyoruz.
Yani Türkçesiyle sınır koyduğun için utandırılmak.
Biri bir sınır koyduğunda bir ihtiyacını ya da bir hayırını dile getirdiğinde karşı taraf bunu bir sorun olarak görmüyor.
Sınırı koyan kişiyi sorun olarak görüyor.
Konuşulması gereken şey sınır olmaktan çıkıyor.
İşte bizim kişiliğimize dönüşüyor.
Sen bencilsin, abartıyorsun, fazla hassassın gibi cümlelerle, reaksiyonlarla biz sınır koyduğumuz için utandırılıyoruz.
Meseleyi sınırdan uzaklaştırıp kişinin üzerine yıkıveriyorlar.
Bizim üzerimize yıkıyorlar.
Bu nasıl görünüyor?
Doğrudan suçlama şeklinde olabiliyor arkadaşlar.
Yine mi senin sınırların?
Yine mi senin kırmızı çizgilerin?
Ne kadar bencilsin?
Ya da geçmişe gönderme yapıp da suçluluk hissettirebiliyor.
Eskiden böyle değildin sen.
Çok değiştin.
Şimdi çok farklısın.
Seni tanıyamıyorum gibi.
Bu ifadeler de aslında bizi tetikleyebilir.
Hatta şey bir tanesi sınırı böyle hiç duymamış gibi davranıp abartıyorsun canım gibi.
Yani hassassın, duygusalsın.
Ben bunlara deli oluyorum.
Duygusalsın dediklerinde deli olurum.
Evet duygusalım ve bu kötü bir şey değil.
Yani duygusal olduğum için özür mü dileyeceğim anlamadım.
Ben duygusal olduğum için bu sıkıntıyı yaşamıyoruz.
Sen sınırımı ihlal ettiğin için bunu yaşıyoruz.
Bunu anlamaları lazım karşı tarafın.
Hele en nefret ettiğim küsmek, konuşmamak, soğuk davranmak, hiçbir şey söylemeden cezalandırmak zaten biz bu yüzden sınır çizemiyoruz. Karşı tarafın tepkisi çok fazla olabiliyor. Yani bir sürü çocuk yetişkin olduğu için yetişkin olamamış, hala çocuk gibi davranan yetişkinlerle yaşadığımız için maalesef onlar küsme davranışı gerçekleştirebiliyor.
Ya ben bunu mesela ailemde yaşıyorum ya aile bireylerimin bazıları hala çocuk gibi davrandığı için sınır koyduğumda küsebiliyorlar.
Yani kişisel algılıyorlar ya da bana geri püskürtebiliyorlar.
Bir de şu versiyonu var.
Bazı ilişkilerde bu da olabilir.
Beni sevseydin yapardın.
Herkes yapıyor.
Bir tek sen sorun çıkarıyorsun.
Seninle de artık hiçbir şey yapılamıyor.
Senin de çizgilerin çok fazla artık gibi.
Bunu yapmama izin vermiyorsan demek ki bana güvenmiyorsun.
Bakın bunlar aslında manipülasyon cümleleri bir taraftan da.
Ve hepsinin ortak noktasına dikkat edersek sizi bir tercihle sevgi arasında ya da bir tercihle iyi insan olmak arasında seçmeye zorluyor.
Hayır demek o kişiyi sevmediğimiz anlamına gelmiyor ki.
İlla bir şeyi tercih etmemiz gerekmiyor, birini tercih etmemiz gerekmiyor.
Yani o kişiyi reddediyoruz anlamına da gelmiyor yani.
O karşıdaki insanın terk edilme korkusu, sevilmeme korkusu yüzünden biz sınırlarımızı koruyamıyoruz.
Ve utandırılıyoruz, suçlu hissediyoruz.
Bizim bunu hissetmememiz lazım.
Burada hani ayıkmamız lazım, aklımızı başımıza almamız lazım arkadaşlar.
Yani bizim kendimize göre doğrularımız, değerlerimiz var demek bu.
Kendi kurallarımız var demek, kendimizi öncelemek demek.
Bu bencilik değil.
Şundan da bahsetmiyorum, şuna çok gıcık oluyorum.
mutlaka söylediğim şeyi fark edenler vardır.
Sınır çizmeyi ilk öğrendiğimizde
olmadık yerlerde sert tepki vererek
sözde alanımızı korumak için sert çıkabiliriz.
Bu da değil aslında arkadaşlar.
Tamam bazen sesimiz sert çıkar
ama her zaman buna gerek yok ki.
Bu sefer karşıdakini de rencide edebiliriz.
Yok sayabiliriz, yok yere onu üzebiliriz.
Ben bunu gördüm yakın çevremde.
Birisi sınır çizmeyi öğrendi sözde.
Telefonları açmıyor.
Yani ulaşılmıyor bir şey söylüyoruz.
Tepkileri çok yüksek.
Kişisel algılıyor.
Yani sınır çizmek demek böyle bir şey değil.
Bunu ilk öğrendiğimizde herkese çok büyük tepkiler veriyoruz.
Yani bu da doğru değil aslında.
Bu aşırı tepki vermek biraz amatörlükten geliyor tabii fevrilikten.
Yani bir daha canım yanmasın diye düşünüyor karşı taraf ama herkes genelliyor bu sefer.
Herkes de o çizgileri çiziyor.
Şimdi niye böyle yapılıyor?
Biraz ona bakalım.
Çoğu zaman karşı taraf, muhatabımız bizim sınırımızı kendi konforunu ya da kontrolünü tehdit ettiğini hissettiği için böyle davranıyor.
Ona kolay gelen bir düzen var ve biz o düzeni değiştiriyoruz.
Bu durumda kendi rahatsızlığıyla yüzleşmek yerine bizi sorun olarak göstermek daha kolayına geliyor.
Bunu her zaman kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum.
Kimi zaman alışkanlık, kimi zaman korku, kimi zaman da gerçekten bilmemek.
Ama niyet ne olursa olsun etkisi aynı arkadaşlar.
İnsan kendinden şüphe etmeye başlıyor.
Biz kendimizden şüphe etmeye başlıyoruz.
Bunun neden önemli olduğunu da söylemek istiyorum.
Çünkü uzun vadede bedeli ağır.
Utandırıldıkça insanlar sınır koymaktan vazgeçiyor.
Önce bir kere geri adım atıyoruz.
Tamam bu seferlik hadi onun dediği gibi olsun diyoruz.
Sonra bir daha bunu yapıyoruz.
Bir süre sonra kendi ihtiyaçlarımızı yine bastırmaya alışıyoruz.
Başa sarıyoruz aslında.
ihtiyacımızın ne olduğunu bile unutuyoruz.
Ve ilginç olan şu ki o kişiler sana sınırın yokken ne kadar kolay biri diyebiliyor.
Onun yüzünden sınırlarını ihlal ediyorsun.
Kafan karışıyor.
Kendinden şüphe ediyorsun sonra ne kadar kolay birisin diye düşünebiliyor.
Yani bu utandırma bizi sessizce eski halimizi geri çağırıyor.
Peki kendimizi bu durumda bulduğumuzda ne yapabiliriz?
Benim işe yaradığım, gördüğüm bir yaklaşımım var.
Sınırı tekrar etmek ama savunmaya geçmemek.
Çünkü savunmaya geçtiğimiz anda tartışma sınırın haklı olup olmadığına kayıyor.
Yani biz kendimizi kanıtlamaya, açıklamaya, ikna etmeye çalışıyoruz.
Oysa bir sınırın bir orada set çekmenin, çizgi çekmenin herkesi ikna etmesi gerekmiyor.
Bunu bizim de anlamamız lazım.
Şöyle bir dil kullanabiliriz burada.
Anlıyorum farklı düşünüyorsun ama bu benim kararım.
Bu kadar net uzatmadan bu cümle karşımızdaki insanların hislerini yok saymıyor aslında ama kararımızla geri almıyor yani burada sakin bir şekilde hayır diyebilmeliyiz kendi korkularımıza da yüzleşmeliyiz arkadaşlar.
Hem bu sınırı çizeyim hem karşı ile iyi olayım yok öyle bir dünya bunu da bizim kabul etmemiz lazım.
Kendi sevilmeme, yetersiz hissetme, terk edilme korkularımızla da sen değiştin artık o arkadaşı kaybetme korkularımızla da yüzleşmemiz gerekiyor.
Çünkü sınır daha önemli bizi uzun vadede koruyor.
Sağlıklı bir sınırın genellikle başkasının davranışını zorla yönetmekten çok bizim ne yapacağımızı belirlediğini söyleyebiliriz.
Mesela şöyle bir cümle düşünelim.
Bana bağrıldığında konuşmaya devam etmeyeceğim.
Sakinleştiğimizde konuşabiliriz.
Bu güzel bir ifade şekli.
Net bir sınır.
Kimseyi susturmuyoruz, kimseyi tehdit etmiyoruz.
Sadece ne yapacağımızı söylüyoruz.
Ve kapıyı da açık bırakıyoruz ki hani o konuşma yapılsın, iletişim kopmasın.
Ya bu bir duvar değil.
Bu sadece bir çerçeve.
Olayın çerçevesini çiziyorum.
Yani hem kendimizi koruyoruz hem karşımızdakini koruyoruz burada.
Ve şunu da söyleyelim sağlıklı bir ilişkide sınır tartışılabilir arkadaşlar konuşabiliriz.
Neden böyle hissediyorsun? Bunu nasıl çözebiliriz diye de sorabiliriz.
Yani o sınırı üzerine de konuşulabilir ama tabii sağlıklı ilişki ne kadar etrafımızda var bu tartışılır.
Ne olursa olsun sınıra saygı duyulması gerekiyor.
Tartışılabilir olması ile utandırılabilir olması arasında çok büyük bir fark var.
Biri diyalog bir baskı çünkü bunu da hani fark etmemiz lazım.
Birinin bizim sınırımızdan hoşlanmaması sınırın yanlış olduğu anlamına gelmiyor dediğim gibi.
Bunu hani o kadar böyle çok vurgulamak istiyorum ki kafamız karışıyor çünkü bazen.
Karşı tarafın hayal kırıklığı yaşayabilmesiyle bizim yanlış bir şey yapmış olmamız aynı şey değil.
Yani birini üzmüş olabiliriz birinin beklentisini karşılamamış olabiliriz.
Bu bizim kötü biri olduğumuzu göstermiyor ama herkese de yani dediğim gibi hem onu kaybetmeyeyim hem sınırımı koruyayım bu bazen olmayabiliyor.
İnsan kimi zaman haklı olduğu halde birinin canını sıkabilir.
Bu hayatın normal bir parçası.
Herkesin hoşnut kaldığı bir sınır var mı zaten hani?
Böyle bir dünya yok.
Ben pek emin değilim bundan.
Sen çok değiştin meselesine tek kısaca bir dönersem yorumlarda en çok bunu görmüştüm.
Neden korkuyoruz ki bundan?
Değişmiş olabiliriz.
Yani zaten değiştim.
Eskiden söyleyemiyordum artık söyleyebiliyorum.
Bu doğru onların söylediği şey doğru.
Sen çok değiştin.
Artık konuşabiliyorum artık alanımı koruyabiliyorum.
Karşımızdaki kişi eski halimizi sevmiş olabilir ama eski biz sessizce yuttuğumuz,
hani eski bizim sessizce yuttuğu her şeyi içine attığı hali kimse görmemiş olabilir.
Onlar bunu seviyorlardır.
Değişmek, hani illa ilişkiyi bozmak anlamına gelmiyor.
Ama bazı ilişkiler bu değişime uyum sağlayabiliyor işte.
Bazıları sağlayamıyor.
Mesele bu.
İkisi de mümkün ama ikisi de bizim suçumuz değil.
Her şeyi böyle kişisel algılamaya da gerek yok arkadaşlar.
Benim için burada anlaşılması gereken şey şurası.
Burayı da tekrar vurgulayacağım ve bölümü bitirmek istiyorum.
Sizin yorumlarınızı merak ediyorum aslında.
Utandırılmak üzerine, sınır koyarken en çok zorlandığınız şeyler neler bunları merak ediyorum.
Bunları bölüm sonunda bana yazarsanız çok sevinirim.
Sınır koymak demek kendimizi ve karşı cezalandırmak demek değil.
Bunu net anlamak lazım arkadaşlar.
Sınır koyarken bunun arkasında durmaya alışmalıyız.
İnsanların tepkileri olacak bu tepkilere illa ki yükselip kavgacı bir tonda cevap vermemiz gerekmiyor.
Net olup ya bunun seninle ilgisi yok şu an benim buna ihtiyacım var demek.
Bunu net bir şekilde söyleyeceğiz.
Çok geleneksel ve herkesin her şeye karıştığı alelerde bu hemen oturmuyor.
Benim alemde oturmadı size biraz ekşiyecekler zaten bu normal buna hazır olun.
Bir iki kez yaptığınızda sebebini anlamasalar da size yaklaşırken daha temkinli olacaklar.
Elif bundan hoşlanmaz diyecekler. Elif bana kızlar ben bunu yapmayayım bunu söylemeyeyim diyecekler. Böyle böyle alışacaklar zaten. Sınır çizerken kimse küsmesin bize istiyoruz. Bizi anlasınlar istiyoruz. Anlaşılma kaygısı güdersek her seferinde bu olmaz. Hangi ihtiyacımız daha kuvvetli? Beni anlasınlar mı yoksa alanıma sürekli müdahale etmesinler mi? Hangisi sizde ağır basıyor? Bunu bir düşünelim isterim.
Ben Saati burada sona eriyor arkadaşlar. Sizin de yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. Destekleriniz benim için çok önemli. Bölümleri sevdiklerinize paylaşırsanız çok mutlu olurum. Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
