
Hayatımda sessizce, düzenli olarak sürdürdüğüm ve beni dönüştüren şeyleri anlatıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati Ne? Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölüm Eylül ayının sanıyorum ki son videosu, son bölümü.
Eylül başında sizinle rutinlerden bahsettik.
Eylül ayı geldi, hadi bir toparlanalım dedik.
Hatta şöyle bir tavsiyede bulunmuştum.
Üçer aylık temalar belirleyelim ve bir sürü yeni aktivite eklemek yerine hayatımıza,
bir sürü rutini eklemek yerine bu temalar doğrultusunda yapamadığımız,
düzene sokamadığımız rutinleri hayatımıza dahil edelim demiştim.
Benim için ilk ayın teması spordu. Bunu size anlatmıştım. Sağlıklı beslenme, fitnesa gitme, kas miktarı, kas kütlemi arttırma. Benim hedefim buydu ve bunu bir ay değil hatta iki aydır yapıyorum. Daha önce başladım ben. Çok şükür ki oturttum. Artık haftada üç kere ki benim için zor bir şey bu.
Yani kalkacaksın, arabaya bineceksin, belli bir mesafe sonrasındaki fitnes salonuna gideceksin, döneceksin.
Nedense bu benim biraz üşendiğim bir şey.
Trafiğe çıkacaksın falan.
Mesafe de kısa aslında.
Herkesin zorlandığı, üşendiği, tembellik ettiği bir şeyler oluyor.
Hani evde yaparım daha iyi gibi geliyor.
Ya da sahilde yürümek daha kolayıma geliyor.
Ki bunları da yapıyorum ama bunlar da tek başına yeterli değil artık.
hayatımın bir parçası olsun, daha sağlıklı olayım diye böyle bir hedef belirlemiştim.
Yani spor salonuna gittiğimde sürekli selfie yapmıyorum, çekim yapmıyorum, bunları paylaşmıyorum
ve sonradan fark ettim.
Kimseye de ben spora gidiyorum demiyormuşum.
Yani kendi ailemde, arkadaşlarımda.
Bunu çok az.
Arada böyle aklıma geldiğinde falan herhalde sohbette söylüyorum ama
eskiden olsa ya ben şunu yapıyorum, şunu hedefliyorum diye çok bahsederdim.
Başka konularda da öyle.
Hani ben şunu yapmak istiyorum, şunu planlıyorum diye hep böyle anlatırdım.
Son zamanlarda yani son yıllarda da diyebilirim ama şu aralar nedense çok sessizim aldığım aksiyonlarla ilgili.
Sonra düşündüm neden böyle yapıyorum?
Birçok sebebi var aslında ve bunun da zaten sessiz yapılması, istikrarın sessiz olması gerektiğine inanmaya başladım.
Şimdi onları size söyleyeceğim.
O sebepleri size sayacağım ki bence herkesin artık bu şekilde gitmesi gerekiyor.
Oversharing, her şeyi aşırı paylaşmak, bunun bedeli üzerine geçen sene bir bölüm yapmıştım ve bu bir pek çok kişinin hoşuna gitti.
Çünkü herkes sıkıldı artık.
Hayatının her anına sosyal medyada ya da çevresinde, WhatsApp durumlarında, Facebook'ta paylaşılmasından büyük bir kitle rahatsız.
Analog yaşama, geri dönüyoruz ya sade, gerçekten yaşamak için yaşamak.
Böyle bir hedefimiz var ya artık eskisi kadar beyin çürümesine katkıda bulunan şeyleri işte o realleri sürekli kaydırmak, sürekli sosyal medyada kalmak ya da paylaşım yapmak, izlemek.
Bunlardan hani uzaklaşmaya çalışıyoruz ya, beyin çürümesine karşı önlemler almaya çalışıyoruz ya aslında bunlardan bir tanesi de bu.
İstikrarını sessiz tutacaksın.
Hedeflediğin şeyleri gerçekleştirirken, o yolda yürürken, rutinlerini yaparken sıkıcı bile olsa bunu sessiz yapacaksın.
Bunun sebepleri neler? Gelin biraz bunları konuşalım.
Bir kere insanların duygu düşüncelerinden çok etkileniyorsanız büyük bir hedefiniz varsa bunu söylemeyin.
Çünkü arkadaşınız bile olsa, anne babanız bile olsa küçücük işte negatif bir yorum, bir şaka, kötü bir şaka ya da öylesine söyledikleri bir şey sizin canınızı sıkabilir, motivasyonunuzu etkileyebilir.
O yüzden ağzımızı sıkı tutmakta fayda var.
Yani bilime inandığım kadar nazara da inanıyorum arkadaşlar pek çok kişi gibi. Bu yüzden de biraz susmak gerekiyor bence. Şaka bir yana yani o negatif enerjiye, o kıskançlık enerjisine gerek var mı? Yok. Zaten hayatımızda bir sürü şeyle uğraşıyoruz. Bir de bunlarla uğraşmayalım. Bundan da dolayı biraz ağzımızı tutmamız gerekiyor.
Mesela spora gittiğimde böyle bir iki fotoğraf çekip paylaştım hani ilham olsun ve bölümde de anlattığım gibi artık düzenli yapıyorum.
Bunu da göstermek istedim çünkü sonuçta insanlar yapmadığı şeyleri çok da anlatmamalı gibi geliyor.
Hani yaşamadığın şeyi tavsiye etmek bazen doğru gelmiyor.
O yüzden hani bunu da hatırlatmak, anlattığım bölümü de hatırlatmak amacıyla açıkçası koyuyorum.
Ve birkaç kişi ya harikasın ya maşallah sana ya kalktın da gittin spor mu yapıyorsun?
Ya bunlar çok büyütülecek şeyler değil.
Hayatın bir parçası bu.
Ben yapamıyorum, sen yapıyorsun, harikasın diye.
Ama bir taraftan kendini kötü hissediyor insanlar.
O yüzden çok da göstermeye gerek yok.
Fazla göstermek görgüsüzlük gibi de geliyor bana.
Fazla anlatmak, fazla göstermek.
Ya tamam anladık artık sende bu var, sen bunu yapıyorsun.
Ben şuna da biraz inanıyorum.
Bir tane kitap vardı, Carnal Report'un.
Hani o kadar iyi ol ki görmezden gelemesinler.
Görmezden gelinemeyecek kadar iyi olma.
Öyle bir kitabı vardı.
Yani yanlış söylüyor olabilirim ama o kitabı bilenler zaten neyi kastettiğimi anlamışlardır.
İnsanlar aldığınız sonuçları görüp şaşırıp öyle sorsunlar.
Sen ne yaptın da bu hale geldin?
Mesela İngilizce öğrenmeye çalışıyorsun, yabancı dil öğrenmeye çalışıyorsun.
Yani sen bir geliştir bakalım kendini.
Çalış sessiz sessiz.
Japonların Kaizen yaklaşımı gibi her gün %1'lik bir hatta %1000'lik bir gelişim sağla.
Her gün bir şey yap, her gün bir şey ekle.
o rutinlerine, hedeflerine her gün biraz daha çalış, biraz daha adım at ve o hedefinde ilerle, yol al.
Artık hani bariz fark edilsin.
Senin o dili kullandığın ya da mesela işte yazar olmak istiyorsun.
Yani yaz, yaz, yaz, yaz.
Sonunda bir deneme kitabı çıkar, bir öykü kitabı çıkar, çocuk kitabı çıkar ki görsünler.
Aa sen bunu ne ara yaptın, ne zaman yaptın?
O zaman anlat.
Pandemiden sonra mıydı?
4-5 sene önce falan.
O zamanlar tabii bu kadar kişisel gelişim, psikoloji bunlarla ilgili okumalarım vardı ama farkındalığım biraz düşüktü.
Nefes çalışmaları falan bilmiyordum açıkçası.
Duygusal dayanıklılık konusunu hiç bilmiyordum.
Şu anda artık bunun webinarını veriyorum ama o zamanlar şunu yaşıyordum.
Çok stresli dönemlerinde vücudum kas katı oluyordu.
Ve o dönemde de böyle bir iki ay çok sıkıntılı bir dönem yaşamıştım.
Kafamda sürekli bir sürü şey dönüyor ve bedenime sıkışıyor, başım ağrıyor falan.
Ne yapayım, ne yapayım diye düşünürken esneme hareketleri yapayım hadi diye YouTube'a yazdım.
İşte yoga hareketleri çıktı, yoga videoları çıktı.
Yoganın öğretisini falan bilmem yani.
O dönem hiç bilmiyorum bunları.
Yapmaya başladım ama böyle bir saat.
İşte 40 dakika her gün.
Her gün yaptım, yaptım, yaptım.
Bir sürü video var.
Çetin Taş'ın da videoları güzel.
Hani onu da örnek verebilirim.
Bir süre sonra arkadaşlarım böyle iki ay sonra falan
ya senin postürün düzelmiş dediler.
İncelmişsin, ne yaptın dediler.
Söylememişim, anlatmamışım mesela.
O zamanlar zaten ben saati falan da yoktu.
İşte insanlar sonradan söylesinler. Bir de şu var hani ilk başta söyledim ya çok etkileniyoruz insanlardan diye. Evet olabilir. Duygusal bir tarafımız olabilir. Eleştiriden etkilenebiliriz. Onaylanma baskısı yerine kendi irade gücümüzle istikrarı korumamız gerekiyor arkadaşlar.
Şimdi şöyle bir şey var hani yazarlık örneğini verdim.
Pek çok arkadaşım yazmak isteyip bunu çok duyurduğu için yani yazıyor aslında bir taraftan da çok duyurduğu için de bir süre sonra istediği gibi bir şey sonuç elde edemeyince etrafı tarafından hani sen yazıyordun e hani nerede ne yaptın diye böyle sorgulamaları yüzünden yazmayı bıraktı.
Dergilere, bir sürü medya grubuna diyelim, bloglara hep yazılarını, şiirlerini gönderen arkadaşlarım vardı.
Bir şekilde kendilerini ifade ediyorlardı.
Ve o kadar çok böyle etrafın baskısını hissettiler ki yazamıyorum galiba deyip bıraktılar.
Ya da bir ürün ortaya çıkaramadılar.
Şimdi performans kaygısına aşırı düştüğümüzde mükemmelliyetçilik tarafımız bizi zorlar arkadaşlar.
O yüzden de çok duyurmamak lazım bazı şeyleri.
Bu sefer onaylanma baskısı var.
Şimdi alt katta bir inşaat var.
Umarım ses gelmiyordur.
Hani mümkün mertebe hızlı bir şekilde bölümü bitirmeye çalışıyorum ki ses gelmesin.
Ara ara çalışmalar yapıyorlar çünkü.
Onaylanma dürtüsüyle ya da buna bağımlı olmadan kendi irade gücümüzle yapmamız gerekenleri yapalım.
O istikrarı sessiz yapalım.
Bu daha zor aslında biliyor musunuz?
Hani işin kendisini gerçekleştirmek bazen işimize gelmiyor.
İlla bunu göstermek istiyoruz.
İlla dışarıdan güzel bir söz duymak istiyoruz.
Ben bunu yapıyorumu da göstermek istiyoruz bazen.
meşgulüm, hayatım dolu, kendinin varlığını göstermek için de bir şeydir ispat için de yapıyoruz aslında.
Buna gerek yok. İrade gücümüzü geliştirmek için, sabrı da öğrenmek için kafamıza koyduğumuz şeyleri,
yapmak istediğimiz şeyleri ne kadar bir son teslim tarihi veriyorsak artık ya da belki hayat boyu bunları bağırmadan,
aşırı da göstermeden tabii ki illa paylaşacağız birileriyle dostlarımızla falan, canımız sıkılacak, tavsiye almak isteyeceğiz
Ama günün sonunda bu bizim hedefimiz ve bu konuda artık bizim daha kendimize verdiğimiz sözü tutmakta kararlı olmamız lazım arkadaşlar.
Bunu yaptığımızda irade gücümüz o kadar o kadar gelişecek ki dayanıklılığımız da gelişecek.
Öte taraftan şöyle bir şey de var.
Eğer böyle bir alışkanlığınız yoksa sürekli başlayıp başlayıp bırakıyorsanız tabii ki de bu işi bilenler, uzmanlar, kimlerse onlara sorun, danışın.
Bir arkadaşınıza söyleyin ki o sizi aradığı dursun.
Bak yapıyordun, yapıyor musun gibi ama benim kastettiğim şey sürekli paylaşarak odağımızı kaybetmememiz.
Çünkü dediğim gibi insanlardan etkileniyorsak, onaylanma ihtiyacımız varsa sürekli odak kaybolur.
O zaman kim sana güzel bir şey söylerse sen oyuna gidersin.
İşte ben güzel yazı yazıyorum.
Aa öyle mi harika dediği anda yazarsın.
Birisi dese ki ya aslında sen yani resimde daha kabiliyetlisin dese o zaman oraya gideceksin.
Yani birazcık da dışarıdan beslenmeye başlıyoruz onaylanma anlamında.
Şu kısım da var bunu da söyleyeyim öyle bitireceğim.
Tabii ki yaptığımız şeyleri bazen iş anlamında göstermemiz gerekiyor arkadaşlar.
Ben rutinlerden bahsettim.
Her gün işte mesela bilgisayarda bir program öğrenmen gerekiyor.
Yeni bir sürü yapay zeka araçları var.
Onları öğrenirken bunun dışında benim dediğim gibi spora giderken her gün her günde selfie atılmaz diye
her gün her günde ben şunu yapıyorum, ben şunu içiyorum, ben şunu yiyorum demeye de gerek var mı?
Bazen içinden gelir paylaşırsın.
Bazen de işte bir kitlen vardır.
Kitlenle bağ kurmak için yaparsın.
Sonuçta seni merak eden insanlar var.
Ama burada kastettiğim şey, bunun dışında olan bir şey var ki
yaptığımız şeyleri, iyi yaptığımız şeyleri de göstermemiz gerekiyor.
Bağırmadan, göze sokmadan.
Bunu başarı eğitimlerinde de anlatıyoruz.
Kendi kişisel markamızı, bakın ben bunu yapıyorum, bunun eğitimini veriyorum.
Ben bu konuda uzmanım.
İhtiyacınız varsa böyle bir şeye hani ben buradayım diyebilmek, yapabildiğimiz şeyleri gösterebilmek.
Otdülü mühendislerle boğaziçili mühendisleri kıyaslıyorlar.
Burada bir esprili bir anlatım var tabi ciddiye almayın.
Sadece hani konuya çok denk düştüğü için söylüyorum.
Şimdi otdülü mühendisler balık gibi oluyorlar.
Denizin altına bir sürü yumurtalarını bırakıyorlar.
Binlerce ama hiç sesleri çıkmıyor.
İşlerini yapmaya devam ediyorlar.
Boğaziçi'li mühendisler de tavuk gibi bir yumurtlayıp üç gıdaklıyorlar diye böyle bir espri yapmıştı hocamız.
Zamanın ruhu neyi gösterir?
İlla yaptığımız her şeyi göstermek mi?
Doğru zamanda doğru şekilde göstermek diye düşünüyorum ben dengeyi esas alarak.
Ama sessiz istikrarın gücüne inanın motivasyon içeriden geldiğinde irade gücüne dayandığımız zaman bizi kimse öyle kolay kolay yıkamaz.
Ama sürekli dışarıya da göstermenin eğer gösteriyorsak bunda başka bir şey vardır.
Bunda başka bir ihtiyaç vardır. Buraya da bakmak gerekir.
Sessiz istikrarlarınız neler? Ben bir tanesini söyledim zaten.
Diğerlerine zaman geldikçe söyleyeceğim.
Sizin neler? Siz neler yapmak istiyorsunuz?
Ya da bu bölümden sonra sessiz bir şekilde devam etmek istediğiniz,
böyle asılmak istediğiniz aktiviteler, rutinler, hedefler neyse onları da lütfen benimle paylaşın.
Ben Saati, burada sona eriyor. Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
