
Kendi Uçuş Yüksekliğini Bul / İkarus’un Düşüşü
21 Eylül 2026 · 8 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İkarus’un düşüşü bize ne anlatıyor? Korkularımızın bizi ne kadar sınırladığını, mükemmel olmayı beklerken neleri kaçırdığımızı ve kendi uçuş yüksekliğimizi bulmak için neden cesarete ihtiyacımız olduğunu konuşuyoruz.
Transkript
İntro
Herkese merhaba, Ben Saati Ne, hoş geldiniz, ben Elif.
Gelin size bu bölümde bir hikaye anlatayım.
Antik Yunan'dan bir hikaye.
İkaros'un babası Daidalos, Antik Yunan'ın en yetenekli zanaatkarlarından ve mucidlerinden biridir.
Öylesine beceriklidir ki yaptığı heykellerin canlı olduğuna insanlar neredeyse inanır.
O kadar gerçekçi yapar.
Fakat yeteneğinin yanında da büyük bir kusuru vardır Daidalos'un.
Gururu ve kıskançlığı.
Kendisinden daha yetenekli olmasından korktuğu yeğenini bu yüzden kendi kıskançlığı yüzünden öldürür.
Ve sonra da Atina'dan sürgün edilir.
Girit'e gider Daidalos.
Kral Minos'un hizmetine gider.
Burada da birçok olağanüstü şey tasarlar ve insanların dikkatini çeker.
Kral Minos, Daidalos'a ucu bucağı görünmeyen çok büyük bir labirent inşa ettirir.
Bir süre sonra da kralla arası bozulur, araya bir husumet girer.
Kral Minos, Daidalos'la oğlu Ikorus'u bu labirente hapseder.
Daidalos pes etmez.
Denizden ve karadan kaçamaz çünkü kral Minos'un kontrolü altındadır.
Ama şöyle bir yüzünü gökyüzüne çevirir, kuşları görür.
Kuşların tüylerini toplar, bağ mumuyla birleştirir.
Kendisiyle oğlu için büyük kanatlar yapar.
Tam kaçacakları sırada oğlunu uyarır.
Bak oğlum denize çok yakın uçma, kanatların ıslanır, ağırlaşır ve düşersin.
Güneşe çok yakın uçma, bağ mumu erir, yine düşersin.
Bu yüzden ikisinin arasında deniz ve güneşin arasında dengeli bir yükseklikte uçman gerekir diye oğlunu tembihler.
Sonra birlikte gökyüzüne yükselirler.
Oğlu İkarus için bu yalnızca bir kaçış değildir.
İlk defa, hayatında ilk kez uçmaktadır İkarus.
Altında deniz, üzerinde gökyüzü vardır.
Rüzgarı hisseder ve insanın normalde sahip olamadığı bir özgürlük duygusuyla karşılaşır.
Sonra biraz daha yükselir, biraz daha.
Babası onu uyarmaya devam eder. Aman dikkat et dengeli uç der. Ama İkarus artık uçmanın verdiği heyecana kapılmıştır. Güneşe yaklaştıkça kanatlarındaki bal mumu erimeye başlar. Tüyler kopar, kanatlar parçalanır ve İkarus denize düşer.
Hikaye genellikle şöyle yorumlanıyor buradan çıkarılacak ders olarak.
İkarus kibirlendi, cezasını çekti.
Oysa dengeli uçmalıydı, yüksekten uçmanın da bir bedeli vardır diye yorumlanır.
Genelde bu şekilde değerlendirilir.
Şöyle mesajlar da vardır aslında bu hikayenin alt metninde.
Kralın emrine uy yoksa kendini zindanda bulursun.
Ya da babanın sözünü dinle yoksa kaybolursun gibi böyle alttan alta da mesajlar var aslında.
Hatta çok yükseklere uçma, kendini fazla yetenekli görme, fazla hayal kurma, aman ha büyük büyük hedefler koyma gibi böyle içten içe insanı da işleyen imalı mesajlar da var diyebiliriz arkadaşlar.
Düşündükçe bunlar da çıkar.
Ama bence burada bakmamız gereken yer biraz başka.
Çünkü babası İkarus'a yalnızca çok yükseğe uçmamasını söylemiyor.
Alçaktan da uçmamasını söylüyor.
Çünkü deniz de onu yok edebilir.
Aslına bakarsanız alçaktan uçmak daha risklidir.
Bize daha güvenliymiş gibi görünür.
Çünkü insana yapabileceklerinin sınırları içinde kaldığına dair bir güven verir.
Hani ayağımız yere değiyor gibi hissettirir.
Büyük hedefler koymak yerine küçük küçük hedefler belirleyip onlara ulaşmak,
konfor alanından çıkmamak, kendimizi fazla zorlamamak kulağa oldukça mantıklı, güvenli gibi geliyor değil mi?
Fakat biz bu güvenli alanda aslında yavaş yavaş tükenmiyor muyuz?
Her gün nasıl tükendiğimizden sitem etmiyor muyuz?
Bu konfor bizi içten içe, evet koruduğu yerler var, orası ayrı.
Ama büyük resme baktığımızda sürekli konforda, sürekli alçakta kalmanın,
sürekli kendimizi yormadan, hazırdan yemenin, cepten yemenin bizi aslında tükettiğini konuşuyoruz, tartışıyoruz.
Buradan çıkmak istiyoruz öyle değil mi?
O zaman doğru soru şu olmalı.
alçaktan uçmak da çok yüksekten uçmak da tehlikeliyse biz ne yapacağız?
Biz nereden uçacağız?
Ki bence sorun şu zaten biz fazlasıyla alçaktan uçuyoruz.
Buraya bakmamız lazım.
Bazen toplum bizi aşağıda tutuyor.
Bazen de kendimizi kendimiz aşağıya çekiyoruz.
Denemekten, başarısız olmaktan ve düşmekten çok korkuyoruz.
Hemen tetikleniyoruz.
En ufak bir riske giremiyoruz.
Mükemmel olmayı beklerken hiçbir şey yapmamaya başlıyoruz.
Kalıyoruz öyle duruyoruz.
Elbette hepimizin önünde engeller var arkadaşlar.
Bu bazen aile olur, bazen başka bir şey olur, bazen maddi problemler olabilir.
Fakat sürekli engellere bakarak ilerlemek mümkün değil ki.
Sürekli engele bakarak çözüm bulamayız.
Belki güneşe kadar uçmamıza gerek yok, o kadar yükseğe uçmaya gerek yok.
Ama biraz yükselip manzarayı görmeye, onun da tadını çıkarmaya hakkımız yok mu sizce?
sürekli böyle denize yakın can havliyle uçmak da bize keyif verir mi?
Yol uzun, mesafe uzun, yazık değil mi bize?
Bu yüzden mükemmel olmayı ve korkularımızın geçmesini beklemeden
atmamız gereken en küçük adımı atalım ve başlayalım.
Bu bir çağrı olsun hepimize.
Eylül ayındayız.
Artık beklemeyelim.
Konforda körelmeyelim.
Çünkü mesele ne çok yüksekte ne de çok alçakta uçmakta.
mesele kendi uçuş yüksekliğimize bulabilmekti arkadaşlar.
Kendi uçuş yüksekliğimiz ne kadar?
Bunu biliyor muyuz?
Ne yapacağımızı bilmiyorsak da
çünkü genelde böyle motivasyon konuşmalarında bana şu söyleniyor.
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.
Bir yerden başlanacak arkadaşlar.
Ne yapacağımızı bilmiyorsak da biri bilene danışacağız.
Bilenlerin gittiği yollara bakacağız, gözlemleyeceğiz.
Yapanların hayatlarını okuyacağız.
Bir şekilde kendimizce bir rota oluşturacağız.
Kendi yolumuzu bulmamız mümkün.
Hatta ben şöyle bir cümleyle bitireyim.
Her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır.
Değil mi?
Biraz da böyle bakmamız lazım.
Aramaktan, kendi yolumuzu bulmaktan vazgeçmemeliyiz.
Umarım bu bölüm size o aradığınız motivasyonu sağlayan bir bölüm olmuştur.
Eylül ayındayız.
Dönem çok hızlı başladı.
Daha fazla zaman kaybetmeden emin adımlarla artık yolda olmalıyız.
Bekleyen değil, yolda olmak çok daha kıymetli.
Mükemmelliyetçilik prangasını da artık bence bırakmamız gerekiyor.
Her zaman daha mükemmeli, her zaman daha iyisi vardır.
Oradan hiç çıkılmıyor çünkü öyle bir çukur ki yaptığımız şeyi iyi yapalım, geliştirelim, büyütelim ama mükemmelliyetçilikle de kendimizi tüketmeyelim.
tüketmeyelim. Umarım cesaretle
kendi yolumuzu kolaylıkla
bulanlardan oluruz. Bu bölümü
sevdiysen, cesarete,
motivasyona ihtiyacı olan arkadaşına
da gönderirsen beni çok mutlu
edersin. Ben saat burada sona
eriyor. Çok sevgiler, selamlar.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
