
Yeni bir dil öğrenmek, sadece yeni kelimeler öğrenmek değil; zihnimizi farklı düşünmeye alıştırmak. Çok dillilik bize başka ihtimalleri görmeyi, farklı bakış açılarına alan açmayı ve zihinsel esnekliğimizi geliştirmeyi nasıl öğretiyor? Bu bölümde dil öğrenmenin zihnimizde ve dünyaya bakışımızda yarattığı değişimi konuşuyorum.
---
Novakid indirim kodları:
Haftada iki seans almak isterseniz BENSAATI15 koduyla %15, haftada üç ve üzeri seanslarda ise BENSAATI30 koduyla %30 indirimden faydalanabilirsiniz.
Bağlantı Linki:
https://www.novakidschool.com/tr/?utm_source=podcast&utm_medium=social&utm_campaign=bensaati
---
"Bu bölüm "Novakid" hakkında reklam içerir."
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati''ne. Hoş geldiniz, ben Elif.
Dil öğrenmek, tıpkı kitap okumak gibi insan beynini en çok çalıştıran aktivitelerden biri arkadaşlar.
Benim birkaç arkadaşım var, dil öğrenmeye gerçekten meraklı insanlar.
Hatta bunlardan birini daha önce kanalımıza konuk etmiştik.
Belki hatırlarsınız.
Yaklaşık 20 dil biliyor.
Tabii hepsini aynı seviyede konuşmuyor.
Ama aktif olarak kullandığı ve ileri seviyelere taşıdığı 6-7 dili var.
Net.
Ve henüz 40 yaşında bile değil.
Ben bunu düşündüğümde beni etkileyen şey o arkadaşımın 20 dil biliyoluşu değil.
Bu kısım değil.
Bir insanın zihnini bu kadar farklı dile açabilmesi çok ilginç geliyor bana.
Bu bence müthiş bir bilişsel esneklik.
Eylül'ün gelmesiyle hepimiz biraz daha düzenli bir hayata geri döndük değil mi?
Okullar açıldı, dersler başladı, sınıflar yeniden doldu.
Ve ben her sene olduğu gibi ilk derslerimde öğrencilerimle İngilizce üzerinde konuşurken o klasik diyaloğa hazırlandım.
Yıllardır değişmeyen o sitem yüklü sorular şöyle oluyor genelde.
Hocam biz İngilizceyi neden öğreniyoruz?
Ben ileride okuyacağım bölümde İngilizce kullanmayacağım ki ne gerek var?
Türkiye'de yaşayacaksam neden yabancı dil öğrenmek zorundayım?
Aslında bu sorulara hak veriyorum.
Çünkü bir şeyin nedenini anlamadığınızda nasılını öğrenmek de pek ilginizi çekmiyor.
Nasıl yapacağınızla ilgilenmiyorsunuz.
Ama ben öğrencilerime de yeni bir dil öğrenmek isteyen insanlara da biraz daha geniş bakmalarını söylüyorum.
Çünkü bir dili öğrenmenin karşılığını sadece okulda, sınavda ya da ileride yapacağınız işte aramak bana biraz eksik geliyor.
Düşünün bir dil daha öğrendiniz.
Ne değişti?
Seyahat ederken daha rahat iletişim kurabilirsiniz.
Artık yapar zekadan çeviri uygulamalarından da yardım alabilirsiniz elbette.
Bir iş görüşmesinde avantaj sağlayabilir.
Yani CV'nizi biraz daha zenginleştirebilir.
Başka bir ülkede eğitim alabilir.
Bir filmi altyazısız izleyebilir.
Bir kitabı orijinalinden okuyabilirsiniz.
Ben bundan çok keyif alıyorum.
Orijinal dilden okumaktan.
Bunların hepsi güzel ama bana biraz mütevazi geliyor.
Çünkü bence bundan çok daha fazlası var ve biz bunu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.
Şimdi ben iki dil biliyorum, konuşuyorum.
Az önce bahsettiğim arkadaşım ise 6-7 dili aktif olarak kullanıyor.
Dolayısıyla ister istemez düşünüyorum, kafamda kıyas ediyorum.
Acaba hayata aynı yerden mi bakıyoruz?
Çünkü onun zihninde benimkinden çok daha fazla dil, çok daha fazla kültürel deneyim, çok daha fazla ifade biçimi var.
Bu dilleri öğrenirken muhtemelen o dillerde okumalar da yapmıştır.
Okudukları da ona belli bir birikim sağlamış olabilir.
Hayatı deneyimleme şeklimizde, hayatımızın genişliğinde epey bir fark olabilir.
Ve zaten yaşama şeklimizde baya bir fark var.
Hatta kendimi onunla değil, onu kendisiyle çok dilli olmasaydı nasıl olurdu diye kıyaslasam bile ilginç bir tablo çıkar ortaya.
Siz birden fazla dil bilseydiniz şu anki siz aynı kalır mıydı?
Öte yandan şu da var sevgili dostlar aynı şeyi iki farklı dilde söylediğinizde bazen gerçekten aynı şeyi söylemiş gibi hissetmiyorsunuz.
Türkçedeki bir kelimenin İngilizcedeki karşılığı tam olarak aynı duyguyu vermeyebiliyor.
Bazen de tam tersi oluyor.
Yani birebir çeviri çoğu zaman tam olmuyor aslında.
George Orwell'ın iki eserini çevirmiştim.
Daha önce bahsetmiş olabilirim bölümlerde.
Burma Günleri eserini çevirirken yani yazar o kadar çok sıfat kullanmış ki.
Bir cümle bir paragraf zaten ve ben bunların bazılarını, bu sıfatları bazılarını Türkçe'de tam karşılığını bulamadım.
Epey ter döktüm.
Şöyle mi ifade etsem, böyle mi anlatsam?
Beynim epey çalıştı şaka bir yana.
Sürekli farklı şekillerde düşünmeye çalıştım.
Verilmek istenen anlamı yakalamak istedim.
Bizim dilimize doğru şekilde aktarmak istedim.
Benim için çok farklı bir zihin egzersizi olmuştu.
Bu süreç bende zihinsel esneklik kazandırdı mı?
Evet kazandırdı.
Yani cümleyi eğip büküyorsun, başka şekillerde düşünüyorsun, iki kültüre göre düşünüyorsun falan.
Ve dil öğrendikçe bu süreç devam ediyor.
Çünkü yeni bir dil öğrenmek aslında sadece kelime ezberlemek değil.
İşin içinde başka türlü söylemeyi de öğrenmek var.
Diller sadece kelimenin karşılığından ibaret değil.
Mesela bir yeri tarif ederken kullandığımız kalıplar, zamanı, anlatış biçimimiz,
hatta bir olayda kimin ne yaptığını nasıl vurguladığımız bile dilden dile değişiyor.
Bir süre sonra kendi dilinize çok normal bulduğunuz şeyleri fark etmeye başlıyorsunuz.
Yahu ben bunu hep böyle düşünüyormuşum diyorsunuz kendi kendinize.
Yani aynı şekilde de bakmamayı, aynı yerden bakmamayı da sizi hatırlatıyor.
Ve sonra fark ediyorsunuz ki başka bir dil size aynı şeyi bambaşka bir şekilde anlatmanın da mümkün olduğunu gösteriyor.
Benim çeviri yaparken fark ettiğim şey bu oldu.
Bazen de sınıfta bunu yaşıyoruz öğrencilerimle.
öğrencilerimle. Kafasında bir şey
var, mesaj var iletmek istediği.
Söylemeye çalışıyor. Doğru kelimeyi
bulamıyor. Diyorum ki başka şekilde
söyle. Başka şekilde anlat.
Daha basit olabilir. Başka kelimelerle
uğraş. Belki daha uzun anlatabilirsin
ama anlatacaksın. Bunun çok yolu
var. Bir şeyi anlatmanın çok
yolu var. Bence bu zihinsel
esneklik meselesi hafife alınacak bir şey
değil. Aslında daha çok bunu
yaşıyoruz. Zihnimiz esniyor. Bir probleme
tek bir açıdan bakmamak, yeni bir bilgi
geldiğinde fikrinizi değiştirebilmek,
böyle sabit fikirli olmamak,
alıştığınızın dışında bir düşünceyle
karşılaştığınızda, az önce dediğim
gibi sabit fikirli olmamak, hemen
reddetmek yerine ona biraz daha alan
açabilmek. Bunlar zihinsen
esnekliğin birer parçası değil mi? Çok dil
bilen herkes daha zekidir
demiyorum. Böyle bir iddiam yok.
Mesele bundan çok daha karmaşık. Ama şunu
söyleyebilirim. Çok dillik beyni
güçlendiren bir egzersiz gibi çalışıyor.
Diller arasında sürekli
geçiş yapmak o an kullanmadığın dili de arka planda bastırmaya gerektiği için
beyni sürekli aktif tutuyor.
Yani ben İngilizce derdimi anlatmaya çalışırken Türkçeyi de arkada baskılamam lazım.
Bu bizim beynimizi sürekli aktif tutuyor.
Ve problem çözme, zihinsel esneklik gibi az önce bahsettiğim becerileri geliştiriyor.
Hatta araştırmalara göre, şimdi söyleyeceğim şey bayağı ilginizi çekebilir.
Birden fazla dil bilenlerin beyni tek dil bilenlere kıyasla 6 ile 13 yıl daha genç kalabiliyor.
Yani çok dillilik yaşlanmayla gelen bilissel gerilemeye karşı bir tür koruma sağlıyor gibi görünüyor.
Bununla ilgili araştırmalar ve tartışmalar var elbette.
Kısacası farklı diller arasında geçiş yapmak, farklı ifade sistemleriyle uğraşmak bilissel esneklik kazandırırken bakış açımızı da çeşitlendirebiliyor.
Yani farklı insanları anlayabiliyoruz, farklı açıdan, farklı pencerelerden bakabiliyoruz.
Benim çok sevdiğim bir film var.
Pek çok kişinin de listesinde vardır eminim.
Film'in bir bölümü İtalya'da geçiyor.
İngilizce ve İtalyanca konuşmalar duyuyoruz.
Roma'yı görüyoruz.
İtalyanların yaşam biçimine biraz olsun dahil oluyoruz.
Film o kadar sevildi ki izledikten sonra İtalya'ya gitmek isteyen hatta İtalyanca öğrenmeye başlayan arkadaşlarım oldu çevremde.
Ben de öyle.
Filmin devamı Bali'de geçiyor.
Oraya gidenler oldu mu bilmiyorum.
Biraz daha maliyetli.
Bali'ye gitmek belki bunu düşünmemişlerdir ama.
Şimdi şöyle düşünmenizi isterim.
Ortada bir sınav yok.
Bir iş başvurusu yok. İtalyanca bilmem gerekiyor diye bir zorunluluk da yok.
Sadece bir hikaye sizi başka bir ülkeye meraklandırıyor.
Sonra o merak sizi seyahat etmeye götürüyor.
Belki birkaç kelime öğreniyorsunuz. Sonra o birkaç kelime hoşunuza gidiyor ve ben biraz daha öğreneyim diyorsunuz.
Bir bakmışsınız hayatınıza hiç planlamadığınız yeni bir dil girmiş.
Bu İspanyol dizileri de bize bunu yaptı. Aslında İspanyolca'ya da merak sardık.
Bence dil öğrenmenin en güzel taraflarından biri de bu arkadaşlar.
Bir dili ihtiyaçtan değil meraktan öğreniyoruz.
Ve merakın peşinden gittiğimizde dil sadece öğrenilmesi gereken bir ders olmaktan çıkıyor.
Sizi insanlara, hikayelere ve kültürlere bağlayan bir şeye dönüşüyor.
Ben de bir dönem İtalyanca öğreniyordum.
Üniversitede seçmeli ders aldım.
Kredi ihtiyacım vardı hem de merak ettim.
Yani nasıl konuşuyor bunlar falan.
Ben de birazcık öğreneyim dedim.
Konuşma derslerimizden birinde hocam bana böyle çok yüksek sesle hitap etti.
Çok yüksek sesle konuştu benimle.
Uzun süre İtalya'da kalan bir hocamızdı. Böyle bağıra bağıra konuşuyordu. İlk başlarda gerçekten ya bu hoca bana niye kızıyor falan diye düşündüm. Sonra fark ettim ki kızmıyor. İletişim tarzı böyle. Yani İtalyanlar böyle yüksek sesle kavga eder gibi konuşuyormuş. Ben nereden bileyim? Ve alıştığım ses tonu, beden dili başka. Onunki başka.
Ve bu küçücük deneyim bile bana şunu düşündürmüştü.
Benim normalim herkesin normali değil.
Yani ben bu kadar yüksek sesli konuşma bizim kültürümüzde kavga için görülür.
Kavga olduğunu düşünürüz biz böyle bir konuşmada.
Ama başka kültürde böyle değil.
Onların normali.
Bizim anormalimiz onların normali.
Bence dil öğrenirken işte böyle küçük küçük şeylerle karşılaşıyoruz.
Başka bir kültür mizahını, iletişim biçimini, günlük hayatını biraz daha yakından görmeye başlıyoruz.
O dili konuşan insanlarla tanışıyoruz.
Filmlerini izliyoruz, müziklerini dinliyoruz, kitaplarını okuyoruz.
Dolayısıyla dilin yanında kültürel deneyim de birikmiş oluyor.
Lisedeyken tabii o zamanlar bir sürü uygulama falan yoktu.
Daha az kaynak vardı elimizde.
Ben dil bölümünde okuyordum, İngilizce bölümünde.
Pratik yapmak için yabancı öğrencilerle konuşabileceğim siteler vardı.
Ben de oralara yazardım.
Mektup arkadaşlarım oldu oralardan.
Yıllarca yazıştık.
Onların hayatını da uzaktan da olsa ilgiyle takip ettim.
Yani şu an ben yaşlarında onlar neler yapıyor?
Çok farklı dünyalarda yaşıyorlar.
Ve galiba beni çok dillik konusunda en çok heyecanlandıran şey de bu oldu.
Daha fazla kelime bilmekten çok daha fazla ihtimal fark etmek.
Aynı yaşlarda insanlar nasıl yaşıyor?
Farklı yerlerde, farklı koşullarda hayatlar yaşıyorlar.
Yani bunların hepsi benim için birer ihtimal.
Başka hayatlar da var.
Başka bir hayat da mümkün.
Dünyanın tek bir şekilde yaşanmadığını görmek.
Bir şeyin sadece sizin alıştığınız şekilde yapılmadığını fark etmek.
Bence bu okul ve çalışma hayatının çok ötesinde bir kazanım.
Bizi bir kalıptan çıkartıyor çünkü.
Ya da fırsatları görmemizi sağlıyor.
Ben çocukken böyle bir şeyi kazanmak isterdim.
Aşıkçası yani çok daha fazla dil bilerek.
Görev bilinciyle değil de deneyimleyerek, oyunlarla merak duygumu da besleyerek hayatımı ve bakış açımı geliştirmek isterdim.
Böyle bir deneyim benim bugünkü seçimlerimi değiştirebilir hatta hayata dair alternatiflerimi arttırabilirdi.
Ve Eylül gelmişken bana en sık sorulan diğer sorulardan biri de şu oluyor.
Oraya bağlayayım.
Özellikle küçük yaşta çocukları olan arkadaşlarım ve velilerim tavsiye istiyorlar.
Sizce bir çocuk ikinci bir dili ne zaman öğrenmeye başlamalı?
Bunu çok soruyorlar.
Nasıl öğrenmeli?
Bence burada sadece şu yaşta başlasın demek çok yeterli değil.
Ve bu konuda çok fazla tartışma da var zaten.
Mesele yalnızca ne zaman başladığı değil, o dille nasıl bir ilişki kurduğu.
Ben bunu daha çok önemsiyorum.
Yıllardır gözlemlediğim şey şu.
Biz yetişkinler bir dili öğrenirken biraz fazla ciddiye alıyoruz.
Kelimeyi yazıyoruz, anlamını ezberliyoruz, gramer kurallarını öğreniyoruz falan.
Ve mümkün olduğunca hata yapmamaya çalışıyoruz.
Çocuk ise çok daha farklı.
Duyuyor, deniyor, yanlış söylüyor, tekrar söylüyor.
Bazen oynarken, bazen sohbet ederken, bazen merak ettiği bir şey hakkında konuşurken dili kullanıyor.
Ve bence dil böyle öğrenildiğinde daha doğal bir şeye dönüşüyor.
Bu yüzden çocukların İngilizce ile daha doğal bir ilişki kurmasını destekleyen platformlardan biri olan Novakit'i size biraz anlatmak isterim.
Novakit, 4 ile 12 yaş arasındaki çocuklara İngilizceyi klasik bir yöntemin dışında evde kısa seanslarla konuşarak,
oynayarak, hata yaparak ve kendi ilgi alanları üzerinden deneyimleyerek keşfetmeleri için bir dünya sunuyor.
Özellikle seansların çocuğun kendi hızına ve ilgi alanlarına göre ve ana dili İngilizce olan profesyonellerle ilerlemesini ben çok değerli buluyorum.
Çünkü bir dili bilmek başka, o dili gerçekten kullanabilenlerle konuşmak, iletişim kurmak başka.
çocuk öğrendiği kelimeyi bir iletişimin içinde kullandığında, bir diyalogda kullandığında o kelime artık sadece ezberlediği bir bilgi olmaktan çıkıyor.
Kendi hızında bir aktivitenin ve sohbetin içinde deneyimlediği için o akışta İngilizceyi kullanmak daha doğal ve keyifli bir hale geliyor.
Okula dönüş zamanı gelmişken çocuklarınızın ya da küçük yakınlarınızın İngilizce ile ilk tanışmalarını güzel ve keyifli bir deneyime dönüştürmek isterseniz eğer
Novakid'in benim dinleyicilerime özel sunduğu indirimlerden de bahsedeyim sevgili dostlar.
Haftada 2 seans almak isterseniz Ben Saati 15 koduyla %15.
Haftada 3 seans ve üzeri için de Ben Saati 30 kodunu kullanarak %30 indirimden yer alınabilirsiniz.
Açıklamaya bu detayları ekleyeceğim zaten oradan da bakabilirsiniz.
Ve sanırım bölümün başındaki soruya da buradan geri dönüyoruz.
Ben bu dili nerede kullanacağım sorusu.
Bence bu soru artık şöyle değişebilir.
Bu dil benim dünyamı nasıl genişletecek?
Novakid'in sloganıyla ifade edeyim.
Bunu İngilizce söyleyeceğim.
You're gonna need a bigger world.
Bu bölümü sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Dili öğrenmek, özellikle de İngilizcenizi geliştirmek üzerine yeni bölümler hazırlamamı isterseniz mutlaka yorumlarda buluşalım.
Ben Elif, Ben Saati sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
