
Bu bölümde Yıldız Tilbe’nin arkasından konuşuyoruz.
İzmir’deki ilk sahne yıllarından Sezen Aksu’yla tanışmasına, Delikanlım’dan başka sanatçılara yazdığı şarkılara, yıllarca konuşulan kırgınlıklardan unutulmaz televizyon anlarına uzanıyoruz.
Ama biraz da şunu konuşuyoruz: Neden bir Yıldız Tilbe şarkısı yıllar sonra bile bizi hayatımızın bambaşka bir dönemine götürebiliyor?
Çünkü insanlar değişiyor, ilişkiler bitiyor, hayat devam ediyor. Bazı şarkılar ise kalıyor.
Transkript
Sizinle hangi anda denk geldiysek oradan merhaba.
Cansu ben.
Arkadaşlar şimdi size bir şey sorarak başlamak istiyorum.
Hiç hayatınızda hiçbir şey olmamışken, keyfiniz gayet yerindeyken,
Yıldız Silbe açıp kendi kendinize dert çıkardınız mı?
Çünkü Yıldız Silbe dinlemek biraz böyle bir şey ya.
Hayatınızda kimse yoktur, ayrılmamışsınızdır, aldatılmamışsınızdır.
Ya hatta gayet mutlusunuzdur da.
Ama bir şarkı başlar.
Üçüncü dakikasında kendinizi yıllar önce kapanmış bir defterin başında bulursunuz.
Bir de Yıldız Hibbe'nin kendisi var tabii, kadın başlı başına bir olay.
Bir bakıyorsunuz televizyonda öyle bir şey söylüyor ki, kahkahatıyoruz.
Bir bakıyorsunuz canlı yayında İbrahim Tatlıses'le birbirine giriyor.
Ya da bir bakıyoruz Sezen Aksu'yla yıllarca konuşulan bir kırgınlığın ortasında.
E sonra çıkıyor, öyle bir şarkı yazıyor ki, hepimiz susup dinliyoruz.
Üstelik yalnızca kendi söylediği şarkılardan bahsetmiyorum size.
Tarkan'ın sesinden ezberlediğimiz şarkılarda da yıldız sibe var.
Hatta başka sanatçıların albümlerinde de.
Biz yıllardır farkında olmadan kadının yazdığı şarkılara aşık olmuşuz, ayrılmışız, barışmışız, farkında değiliz.
Benim yıldız sibe deyince aklıma ilk gelen şey ise üniversite yıllarım, evet.
Ev arkadaşımla sabahlara kadar yıldız sibe dinlediğimiz geceler.
Bir şarkıda barışıyoruz, öbüründe yeniden ayrılıyoruz.
Hatta bazen ortada barışılacak biri bile yok ama olsun biz acımızı çekiyoruz.
Sanki bütün aşk acıları bizim üzerimize zimmetlenmiş gibi.
Ve yıllar sonra dönüp bakınca insan inanın o geceleri de özlüyor.
Ama bugün yalnızca şarkıları konuşmayacağız.
İzmir'de bir gecede 6 ayrı mekanda şarkı söyleyen genç bir kadının nasıl Türkiye'nin en tanınan sanatçılardan birine dönüştüğünü,
Sezen Aksu'yla yollarının nasıl kesiştiğini, yıllarca konuşulan olayları, unutulmaz televizyon kavgalarının evet kaos da var ve Yıldız Silvi'nin o hiç değişmeyen dobra halini konuşacağız.
Çünkü Yıldız Silvi'nin hayatında arkadaşlar aşk var, müzik var, kavga var, kırgınlık var, ne ararsanız var.
Bir de bütün bunların üzerine yazılmış, hepimizin hayatına bir yerinden dokunmuş şarkıları var.
O zaman hazırsanız başlayalım.
Arkandan konuştuk
Arkandan konuştuk
Yıldız Sive 1966 yılında İzmir'in Gültepe semtinde doğuyor.
6 çocuklu bir ailenin en küçüğü.
Ailesi ona Yadigar diye de sesleniyor.
Şimdi bugünkü Yıldız Tübe'yi düşünüyoruz ya, sahnede rengarenk kıyafetlerle dans eden, konserlerde binlerce insanı eğlendiren o kadın.
Ya aslında onun hayatının başlangıcı hiç öyle televizyonlarda gördüğümüz gibi değil arkadaşlar.
Maddi sıkıntıların yaşandığı bir ailede büyüyor.
Eğitimini ortaokulda bırakıyor ve genç yaşta evleniyor.
Sezen Burç'un adında bir kız oluyor.
Daha sonra evliliği bitiyor, çalışmak, para kazanmak, hayatını sürdürmek zorunda.
dikiş atölyesinde çalıştığı, tezgahtarlık yaptığı, çocuk baktığı dönemleri var.
Sonra şarkı söyleyerek para kazanmaya başlıyor.
Yıldız Silbe o ilk sahne yıllarında 1990'da İzmir'de Cengiz Özşeker'in patronu olduğu kulüpte
Gülen Yıldız adıyla sahneye çıkıyor.
Şimdi durup bir düşünelim mi?
Yıldız Silbe'nin sahne adı bir dönem Gülen Yıldız.
Bence çok eğlenceli bir ayrıntı arkadaşlar.
Çünkü kadının sahnedeki halini düşününce bence gerçekten yakışıyor bu isim ona.
Ama bir yandan da ilk Yıldız TİB'i olarak devam etti diyorum.
Gülen Yıldız'ın Yıldızlı Şarkıları diye bir albüm olsa aynı etki yaratır mıydı bilemedim.
Devam edelim.
O dönemde İzmir'deki eğlence hayatı tabi bugünkü gibi değil arkadaşlar.
Bir mekanda sahneye çıkıyor sonra bir başka mekana geçiyor.
1991'de bir gecede 6 aydır kulüpte şarkı söylediğini okudum.
6 ayrı mekan.
Ben bir akşam iki yere uğrasam eve dönünce konuşacak halim kalmıyor.
Kadın 6 ayrı yerde şarkı söylüyor.
Yani birinden çıkıp öbürüne yetişiyor.
Ama bütün bu koşturmacanın içinde hayatını değiştirecek bir haber geliyor.
Sezen Aksu İzmir'de Uğur Yücel'le bir gösteri yapıyor ve Yıldız Sibel'in sahne aldığı yere gelecek.
Evet şimdi kendimizi Yıldız'ın yerine bir koyalım.
Sezen Aksu'yu çok seviyoruz hatta kızımıza adını bile koymuşuz.
Ve biri çıkıp bu akşam seni dinlemeye gelebilir diyor.
İnsanın eli ayağı birbirine dolaşır tabii ama olay daha da tuhaflaşıyor.
Sezen Aksu mekana geldiğinde Yıldız'ın oradaki sahnesi bitmiş.
Yıldız başka bir yerde çalışmasını tamamlayıp Sezen'in bulunduğu mekana geri dönüyor.
Ve asıl karşılaşma orada yaşanıyor arkadaşlar.
2001'de hürriyette ayımlanan habere göre Sezen Aksu tuvalete giderken Yıldız da peşinden gidip onunla konuşmaya başlıyor.
Kendisinin çok sevdiğini, kızının adının da Sezen olduğunu söylüyor.
Şimdi bu sahneyi hep birlikte gözümüzün önüne bir getirelim mi arkadaşlar?
Bir tarafta Sezen Aksu, öbür tarafta karşısına çıkmış, heyecandan ne yapacağını bilemeyen ama bu fırsatı da kaçırmak istemeyen Yıldız Tilbe.
Sezen onun şarkıcı olduğunu öğrenince sahneye çıkıp söylemesini istiyor.
Yıldız da Sezen Aksu'nun Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam şarkısını söylüyor.
Sonra bir şarkı daha ardından bir tane daha.
Sezen Aksu sesini beğeniyor ve ayrılırken telefon numarasını bırakıyor.
Bir süre sonra İstanbul'a gelmesini istiyor.
İşte Yıldız Yıbe'nin hayatındaki en büyük değişim böyle başlıyor.
Bu karşılaşmanın ayrıntılarını eski bir gazetede okudum.
Yıldız'ın Sezen'in kendisini İzmir'de dinlemeye geldiğini ve 9 ay vokalistliğini yaptığını söylemesi ise kendi açıklamalarında yer alıyor arkadaşlar.
Ama benim burada hoşuma giden başka şey var.
Yıldız o gece Sezen Aksu'yla karşılaşmak için uğraşmasa ne olurdu?
Ya belki yine çok başarılı olurdu, belki başka bir yoldan İstanbul'a gelirdi, bunu asla bilemeyeceğiz.
Ama bizim bildiğimiz şu ki o gece karşısına çıkan fırsatı kaçırmıyor.
Ve insan bazen hayatının değişeceği anın ne zaman geldiğini bilmiyor maalesef ki.
Yıldız'ın hikayesinde o an bir gece kulübünün koridorunda başlıyor.
Ve İstanbul'a gelişiyle birlikte işler iyice karışıyor.
Yıldız'ı bir İstanbul'a geliyor.
Sezen Aksu'nun evinde kalmaya başlıyor ve vokalistliğini yapıyor.
Şimdi bir düşünelim birkaç ay önce İzmir'de gece kulüplerinde çalışıyor.
Sonra bir bakıyoruz ki Sezen Aksu'nun evinde.
Onunla sahneye çıkıyor.
Müzik dünyasının önemli insanlarıyla tanışıyor.
Ya böyle bir ortamın içinde hem heyecan hem de inanılmaz bir öğrenme fırsatı var.
Ama bu evde yıldızın hayatında başka bir yere oturacak bir isim daha bulunuyor.
Uzay Heparı.
Uzay Heparı o dönem genç bir müzisyen.
Sezen Aksu ile çalışıyor.
Aranjörlük yapıyor.
Müzik dünyasında çok yetenekli biri olarak tanınıyor.
Yıldızla uzay arasında bir yakınlaşma yaşanıyor.
Bu mesele yıllar boyunca magazin dünyasının en çok konuşulan olaylarından biri oluyor evet arkadaşlar.
Şimdi ben burada kimin kime hangi gün ne söylediğini biliyormuş gibi davranmayacağım tabii ki.
Ama Yıldız Siben'in kendi anlattığı bir taraf var size onu aktaracağım.
Yıldız yıllar sonra yaptığı açıklamalarda uzay heparı ile bir gecelik yakınlaşma yaşadığını,
bundan pişman olduğunu ve Sezen Aksu'ya gidip anlattığını söylüyor.
Olayın Sezen'le uzayın ilişkisinin bitmesinden sonra yaşandığını da özellikle belirtiyor.
Bu neyi değiştirir bilmiyorum da.
Sezen Aksu'nun evinden ayrılması da bu döneme denk geliyor.
Bu açıklamalar Yıldız'ın kendi anlatımı.
Dolayısıyla olayın bütün taraflarının aynı şekilde anlatıldığı tartışmasız bir hikaye gibi sunmak doğru olmaz diye düşünüyorum.
Ama insan ister istemez şunu düşünüyor.
Yıldız Til ve o dönem İstanbul'a yeni gelmiş Sezen Aksu'nun yanında çalışıyor.
Hayatının belki de en önemli fırsatlarından birini yakalamış.
Sonra bir ilişki meselesi gündeme geliyor ve Sezen'le yolları ayrılıyor.
Üstelik yıllar boyunca bu olay Yıldız Hibin'in müziğinin bile önüne geçebiliyor.
Bir düşünelim arkadaşlar, bir düşünelim.
Yıllarca şarkı yazmışız, albümler çıkarmışız, milyonlarca insan şarkılarımızı söylüyor.
Ama biri hakkımızda konuşmaya başladığında ilk sorduğu soru hala 20-30 yıl önceki aşk meselesi oluyor.
Yahu insan başına ne kadar iş gelirse gelsin fazla eski defterleri kapatmak ne yazık ki mümkün olmuyor.
Ama bu hikayede uzay hep arının 20 Mayıs 1994'te geçirdiği motosiklet kazası ve 11 gün sonra 31 Mayıs 1994'te henüz 24 yaşındayken hayatını kaybetmesi var.
Bu yüzden meseleyi yalnızca kim kimin sevgilisiydi diye konuşmakta eksik kalıyor.
Çünkü çok genç yaşta kaybedilmiş bir müzisyen var ortada.
Ama Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe'nin hikayesi tabii ki burada bitmiyor.
Asıl şaşırdığım şey yıllar sonraki barışmaları.
2018 yılının başında Yıldız Tilbe, Sezen Aksu'yla aralarındaki kırgınlığının sona erdiğini anlatıyor.
Üstelik Sezen'in kendisine iki yeni beste verdiğini, bunları barışmalarının ardından bir hediye olarak gördüğünü söylüyor.
Bir de Okay Barış'ın seslendirdiği Aşktan Giderken var.
Ocak 2019'da yayımlanan bu şarkının sözleri Yıldız Tilbe'ye, müziği ise Sezen Aksu'ya ait.
Yani yıllarca iki kadın arasındaki kırgınlığı konuşuyoruz ya bir bakıyoruz aynı şarkının üzerinde yine buluşmuşlar.
Çok acayip değil mi arkadaşlar?
Biz magazin haberlerinden öğrendiğimiz eski bir meseleye takılıp kalmışız ısrarla oradayız ama kadınlar yıllar sonra bir araya gelip müzik yapmış.
Bir de şunu düşünelim Sezen Aksu'nun Yıldız Sibel'in hayatındaki yerini yalnızca o kırgınlığa indirgemek de haksızlık.
Çünkü Sezen, Yıldız'ın sesini fark eden ve ona önemli bir kapı açan isimlerden biri.
Ama Yıldız o kapıdan geçtikten sonra kendi yolunu çiziyor.
Hem de öyle bir çiziyor ki birkaç yıl içinde bütün Türkiye onun şarkılarını söylüyor.
Sezen Aksu'nun yanından ayrıldıktan sonra Yıldız Sil ve İstanbul'da sahne almaya devam ediyor.
Öyle her şey bir anda yoluna girmiş değil tabii ki.
Gezi kulüplerinde çalışıyor, şarkı söyleyerek hayatını kazanıyor.
Ve sonra Cem Özer'in Laf Lafı Açıyor programında solist olarak yer alıyor.
E şimdi şöyle bir açıklama da yapayım.
90'larda televizyona çıkmak bugünkü gibi bir video paylaşmak değildi arkadaşlar.
Bir televizyon programında görünmek insanların sizi tanıması için en büyük fırsattı.
Yıldız da o program sayesinde daha genç bir kitleye ulaşıyor.
Derken 1994'te Delikanlım albümü çıkıyor.
Ve artık Yıldız Tilbe diye bir gerçek var hayatımızda.
Sözlerinden birkaç dize hatırlatayım istiyorum arkadaşlar.
Yokluğun soğuk, tenine susadı tenim, üşüdüm, yorgan misali seril üstüme.
Şimdi bu dizeleri bir düşünelim mi?
1994 Türkiye'sinde bir kadın şarkıcı kendi kaleminden çıkan bu dizeleri söylüyor.
Arzusunu saklamayan, dolan başsız bir aşk diliyle.
Bana bu o dönem için cesur bir hamle gibi geliyor.
Yıldız Tilbe'nin müzikteki en büyük yeniliklerinden biri de aşkı bu kadar açık sözde anlatması.
Ben delikanlımı düşündüğümde o dönemin müzik dünyası da aklıma geliyor.
Tarkan var, Sezen Aksu, Yonca Evcimik, Aşkın Nur Yengi var.
Yani Türk pop müziği zaten çok hareketli bir dönemden geçiyor diyelim.
Ama Yıldız Tilbe'nin gelişi biraz farklı.
Çünkü kadın yalnızca güçlü bir sesle çıkmıyor karşımıza.
Kendi yazdığı, kendi beslediği şarkılarla geliyor.
Üstelik Delikanlı mu albümündeki eserlerin büyük bölümü ona ait.
Albümde Neşet Ertaş'ın Zülüf eserini de yorumluyor.
Şimdi burası çok önemli çünkü Zıstı İlben'in müziğini yalnızca pop diye sınırlamak da doğru değil.
Türküyle, arabeskle, popla ilişkisi var.
Bunların hepsi onun müziğinde bir şekilde kendine yer buluyor.
İlk albümünün çok büyük ilgi görmesiyle birlikte artık Türkiye'nin tanıdığı bir sanatçıya dönüşüyor.
Sonra 1995'te dillere de Stan 1996'da Aşk Perest geliyor.
Şarkılar çoğaldıkça çoğalıyor.
Yıldız Hilbe'nin sesi radyolarda, televizyonlarda, kasetçalarda dolaşmaya başlıyor.
Ve bence işin en önemli tarafı şu.
Bu şarkılar yalnızca çıktıkları dönemde kalmıyor arkadaşlar.
Yıllar geçiyor, başka kuşaklar, başka ilişkiler yaşıyor, aynı şarkıları açıyor.
Bir şarkının yıllarca yaşayabilmesi biraz da böyle bir şey bence.
Ama şimdi asıl şaşırtıcı yere geldik.
Çünkü Yıldız Sibel'in yazdığı şarkıların hepsini kendi sesinden dinlemedik değil mi?
Bazılarını başka sanatçıların sesinden ezberledik.
Şimdi size bir şarkı söyleyeyim.
Evet, Kış Güneşi.
Kimin şarkısı?
Tarkan'ın değil mi?
Hepimizin aklına önce Tarkan geliyor.
Ama şarkının sözleri Yıldız Tilbe'ye ait.
Müziği ise Nurhat Şensesli'nin.
Ve bu şarkının Tarkan'a nasıl ulaştığına ilişkin gerçekten güzel bir hikayesi var.
Aktarılan anlatıma göre Nurhat Şensesli besteği Yıldız Tilbe'ye veriyor.
Yıldız şarkının Tarkan'a çok yakışacağını düşünüyor ve sözlerini ona göre yazıyor.
O dönem Tarkan'la tabii ki de yakın arkadaş değiller ama Yıldız bir şekilde ona ulaşıyor.
Tarkan'ın yıllar sonra anlattığına göre stüdyoya önce Yıldız'ın kızı Sezen giriyor.
Ardından Yıldız geliyor ve şarkıyı söylüyor.
Tarkan da çok etkileniyor.
Yani bizim yıllardır Tarkan'ın sesiyle bildiğimiz kış güneşi önce Yıldız Silber'in sesinden Tarkan'a ulaşıyor.
Ben bunu öğrendiğimde şarkıyı kafamda bir daha dinledim diyebilirim.
Çünkü bazen bir şarkı öyle bir sanatçıyla bütünleşiyor ki arkadaşlar onu başka birinin yazmış olabileceği asla aklımıza gelmiyor.
Ama Yıldız Silbey'nin başka sanatçılarla çalışmaları kış güneşinden ibaret değil tabii ki.
Şimdi birkaç isim sayacağım.
Bazılarını duyduğunuzda oha bunu da mı Yıldız yazmış diyeceğinize eminim.
Mesela Yonca Evdimi'nin Dokunuver şarkısı.
Söz ve müziği Yıldız Silbey'e ait.
Deniz Seki'nin Kop Gel Günahlarından şarkısı.
Evet bu da öyle.
Kenan Doğulu'nun Bir Kereden Hiçbir Şey Olmaz şarkısının sözlerinde de
Yıldız Silbey ile Kenan Doğulu'nun ortak imzası bulunuyor.
Müziği Ozan Doğulu'nun.
Ya bir düşünelim.
Yıldız Silbe ile Kenan Doğulu'nun aynı şarkının sözlerinde buluşması bile başlı başına güzel bir 90'lar ayrıntısı bence.
Şimdi liste uzayıp gidiyor arkadaşlar.
Evet Hazal'dan Gülben Ergen'e, İbrahim Tatlıses'ten Ebru Gündeş'e, Emir'den Ebru Yaşar'a, Fatih Erkoç'a kadar birçok ismin repertuarında Yıldız Silbe imzası var.
Bunların her birindeki söz, müzik ve ortak yazarlık katkılarını aynı kefeye koymamak gerekiyor.
Yani bazısında sözleri yazıyor, bazısında müziği de ona ait, bazısında başka isimlerle birlikte çalışıyor.
Ama burada önemli olan şu, Yıldız Tilbe'nin müzik dünyasındaki etkisi yalnızca kendi albümleriyle sınırlı değil.
Tarkan'ın sesinden dinlediğimiz bir şarkıda Yıldız var.
Yonca Evcemik'te de, Deniz Sekide de.
Ya o kadın kendi albümlerini yapmış yetmemiş başka sanatçılarının albümlerine de girmiş.
Üstelik bu isimlerin müzik tarzları farkındaysanız birbirinden o kadar farklı ki.
Ya bence bu çok büyük bir söz yazarlığı başarısı.
Ve bunun en güzel kanıtlarından biri de 2018 yılında çıkan Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkılar Projesi.
Tam 39 yorum.
Konuk sanatçılarla birlikte isim sayısı 40'a aşıyor.
Gülşen delikanlımı söylüyor, Hande Yener kış güneşini yorumluyor.
Edis buz kırığını seslendiriyor.
Zerrin Özer ama evlisini söylüyor.
Hakan Altun, Sibel Can, Işın Karaca, Deniz Seki, Ceylan Ertem, Mabel Matiz, Demet Akalın gibi çok farklı isimler aynı projede birleşiyor.
Ya bir düşünelim mi ya bir sanatçının şarkılarından 39 ayrı yorum çıkabiliyor.
Bence bu müzik dünyasında herkesin başına gelebilecek bir şey değil arkadaşlar.
Şimdi gelelim o şarkıları yazan kadının aşk hakkında neler söylediğine.
1995 yılında Erol Evgin'in programında Yıldız Silbe'ye genç yaşta yaptığı evlilik soruluyor.
Henüz 18'ine 2 hafta kala evlenmiş.
Erol Evgin de bu kadar gençken neden evlenmek istediğini merak ediyor.
Yıldız Silbe'nin cevabı çok basit arkadaşlar.
Aşık oldum.
Sonra aşkı nasıl hissettiği soruluyor.
İyi dinleyin bakın.
Yıldız o insanla bütün hayatını geçirmek istediğini, birbirlerine ait olma düşüncesinin çok güçlü olduğunu anlatıyor.
Evliliği sona ermiş olsa da kızının hayatında olmasından duyduğu mutluluğu da özellikle söylüyor.
Şimdi 1995'te bunları anlatan Yıldız Tilbe'yi bir düşünelim mi?
Daha 30 yaşına gelmemiş.
Genç yaşta evlenmiş, anne olmuş, boşanmış, İzmir'den İstanbul'a gelmiş.
Sezen Aksu'yla çalışmış ve kendi albümünü çıkarmış.
Ve hala aşkı anlatırken insanın bütün hayatını değiştiren bir duygu olarak görüyor.
Bir de bugünün ilişki dünyasına bakalım mı arkadaşlar?
Birini tanıyoruz, daha üçüncü görüşmede arkadaş grubunda toplantı yapılıyor.
Mesajlara ne kadar sürede cevap verdiği inceleniyor.
Instagram'da kimi takip ettiği konuşuluyor.
Bir de ilişkinin başında herkes kendini çok rahat göstermeye çalışıyor.
Ben hiç kıskanmam, ben kimseye bağlanmam, benim için şu çok önemli falan.
Sonra gece yarısı bir arkadaşımızı arayıp iki saattir çevrim içi ama bana yazmadı diye ağlıyoruz.
Yahu hani bağlanmıyorduk biz?
Demek ki insanın kendisini anlattığıyla yaşadığı her zaman aynı olmuyor.
Yıldız Tilbe'nin 1995'teki o konuşması bana bu yüzden ilginç geliyor.
Çünkü kadın aşkı anlatırken havalı görünmeye çalışmıyor.
O yaşta gerçekten ne hissettiyse onu anlatıyor.
Ve yıllar sonra Melek Baykal'la yaptığı konuşmada aşk hakkında söylediklerine baktığımızda zaman içinde bazı düşüncelerinin değiştiğini de görüyoruz.
Ama oraya geçmeden önce şarkılarının nasıl yazdığına bakalım istiyorum.
Çünkü Melek Baykal'la konuşmasında anlattığı bir şey var ki benim aklım orada kaldı.
Melek Baykal'la yaptığı programda Yıldız Tilbe'ye şarkılarının nasıl yazıldığı soruluyor.
Yıldız bazı şarkılarının çok ağır acılar yaşadığı zamanlarda yazdığını anlatıyor
Hatta bazılarını başkalarının o kadar ağır bir duyguyu kaldıramayacağını düşündüğü için çöpe attığını söylüyor
Biz Yıldız Tilbe'nin yayınladığı şarkıları dinleyip perişan oluyoruz ya
Yıldız abla senin dinleyiciyle ne halt veremediğin var inan bilmiyorum
Biz zaten öğrenci evinde sabahlara kadar şarkılarını dinleyip kendimizi mahvediyorduk ya
Bir de çöpe attıklarını çıkarsaydın herhalde sabah derslere kimse gitmeyecekti.
Şaka bir yana burada gerçekten çok ilginç bir şey var.
Yıldız Silbey eski bir röportajında şarkılarının yalnızca kendisine anlatmadığını dinleyen insanların da o şarkılarda kendilerini bulduğunu söylüyor.
E bence doğru.
İnsan bir şarkıyı dinlerken bazen öyle birini üzülüyor ki o insanın kendisinden haberi bile yok.
İyi şarkının gücü biraz da burada arkadaşlar.
Ve şimdi Yıldız'ın başka bir açıklamasına geçelim.
Bu kez şarkılarından değil, hayatından söz ediyor.
Biraz magazin arşivine daldım, karıştırdım sizin için.
Tarih 22 Şubat 2009 ve yer İbo Show.
Doğru duydunuz, İbo.
Yıldız Tilbe programına konuk oluyor, şarkı söylüyor.
Şarkının adı zaten başlı başına bir ayrıntı arkadaşlar.
Kandıramazsın beni.
Yani Yıldız Tilbe'nin kendi yazdığı bir şarkı.
tam şarkının ortasında İbrahim Tatlıses şarkıyı kesiyor.
Önce laf dolaşıyor, kendince espriler yapılıyor, sonra o cümle patlıyor.
Seni pezevenklerin elinden gittim aldım.
Ah İbrahim Tatlıses.
Canlı yayın ya hani bu, kameralar açık, Türkiye seyrediyor.
Yıldız Silbe'nin cevabı da en az cümle kadar net oluyor.
Beni hiç kimse pezevenklerin elinden almadı.
O gece magazin gündeminden düşmüyor.
Hatta yıllar sonra da düşmüyor.
Yıldız tatlı sesin aslında kimleri kastettiğini de açık açık söylüyor.
Tatlı sese ihtiyar buna ant eki diyor.
Ve kavga yıllarca konuşuluyor.
Yani bir kadının sahne geçmişi var arkadaşlar.
İzmir'de gece kulüplerinde çalışmış, para kazanmış, kızına bakmış.
Sonra biri çıkıp bunu bir kurtarma hikayesine dönüştürüyor.
Ben seni kötülerin elinden aldım.
Yani kadının kendi emeğini, kendi mücadelesini bir başkasının armağanına çeviriyor.
Ya bu aslında çok tanıdık bir kaçamak ama bir kadın hakkında konuşurken en kolay yol onun hikayesini kendimize mal etmek.
Ben keşfettim, ben kurtardım, ben yaptım.
Yıldız Hibbe'nin cevabı bence tam bu yüzden değerli.
Sanki bize şunu hatırlatıyor.
Onun hayatı bizim işimize gelen bir kurtarılma hikayesine indirgenecek bir hayat değil ki.
Bir de şu var, bu olayı anlatırken gülüp geçmek çok kolay arkadaşlar.
Ama bir düşünelim, canlı yayında bir kadına söylenen bu cümle o dönemin televizyon alışkanlıklarında normal sayılabilecek bir espri olarak görülebiliyordu.
Ve bu olay bizi zaten bir sonraki konumuza getiriyor.
Yıldız Tilbe'nin hayatını başkaları anlatmaya kalktığında neler oluyor?
Son yıllarda sanatçıların hayatlarını anlatan filmleri çok konuşuyoruz tabii ki.
Müslüm, Bergen başka yapımlar derken neredeyse her önemli sanatçı için bunun da filmi yapılmalı demeye başladık değil mi?
Yıldız Tilbe'ye de soruyorlar hayatının film yapılmasını ister mi?
Ne diyor? İstemiyor.
Hem de öyle biraz düşüneyim, senaryoya bakayım, oyuncu seçimi falan açık açık karşı çıkıyor.
2025'te verdiği yanıta yaşarken anlaşılmadığını, öldükten sonra da kimsenin kendisini doğru anlatamayacağını söylüyor.
Hatta buna izin vermediğini özellikle belirtiyor.
Başka bir söyleşisinde de arkadaşlar hayatını yazması önerildiğinde zaten yaşarken çok yorulduğunu bir de oturup bunları yazmak istemediğini anlatıyor.
Şimdi Kata'nın verdiği cevaba bakalım mı?
Biz olsak ne yaparız? Yani biraz naz yaparız herhalde.
İyi bir senaryo olursa neden olmasın?
Senanay Sarıkaya oynarsa neden olmasın?
Falan deriz değil mi? Şaka bir yana.
Yıldız doğrudan kapıyı kapatıyor.
Ama ben burada kendisine biraz hak veriyorum.
Çünkü Yıldız Tilbe'nin hayatını film yapacak olsak hangi kısmını anlatırız ki?
Bir de bizim magazin dünyasını biliyoruz.
Film çekilmeye başlansa daha ilk gün Sezen Aksu'yu kim oynayacak tartışması çıkar.
Sonra uzay heparı rolü konuşulur.
Sonra oyuncunun Yıldız Tilbe'ye benzemediği söylenir.
Falanlar filanlar.
Valla daha film çekilmeden 3 sezonluk dizi çıkar buradan arkadaşlar.
Ama kadının itirazını yalnızca komik bulup geçmemek gerekiyor.
Çünkü kendi hayatının başkalarının elinde nasıl anlatılacağına güvenmediğini söylüyor.
Ve düşününce anlaşılabilir bir tarafı var bence.
Biz Yıldız Silbe'nin hayatındaki olayları bile çoğunlukla başkalarının anlattıklarından biliyoruz ya.
Bir haber yazılıyor, başka bir gazete o haberi alıyor.
Yıllar sonra bir televizyon programında aynı mesele yeniden konuşuluyor.
Sonra bir bakıyoruz herkes hikayeyi biliyor ama kimse ayrıntılarından emin değil.
Kadının yaşadığı olayları merak ediyoruz diye her duyduğumuzu gerçek kabul edemeyiz tabii ki.
Çünkü o hayatı yaşayan kişi hala burada ve kendisi de bazı şeyleri anlatmak istemediğini açıkça söylüyor.
Şimdi buraya kadar Yıldız Silbe'nin şarkılarını, hayatını, röportajlarını konuştuk da
biraz da herkesin bildiği ama konuşurken dikkatli olmamız gereken tarafına gelelim istiyorum.
Yıldız İbe bazen öyle açıklamalar yapıyor ki insan gerçekten şaşırmıyor değil arkadaşlar.
Bazı sözleri çok komik bulunuyor ve bazıları sosyal medyada günlerce dolaşıyor.
Ama bazı açıklamaları da ciddi biçimde eleştiriliyor.
Örneğin 2014 yılında Gazze'deki saldırılara tepki gösterirken Yahudileri hedef alan ve Hitsleri öven ifadeler kullanmıştı.
Bu sözler büyük tepki çekmişti.
Şimdi ben bu konuda açık konuşacağım.
Çok açık konuşacağım.
Filistin'de yaşananlara üzülmek, sivillerin öldürülmesine karşı çıkmak başka bir şey.
Yahudileri topluca hedef almak, Hitler'i övmek bence bambaşka şey.
Böyle bir açıklamayı sırf sevdiğimiz bir sanatçı yaptı diye normalleştiremeyiz.
Ama burada Yıldız Tilbe'nin bütün müzik kariyerinde tek bir açıklamadan ibaret göremeyeceğim maalesef ki.
Çünkü insanın yaptığı bir şeyi eleştirmekle o insanın ürettiği bütün eserleri yok saymak aynı şey değil.
Yıldız Tilbe'nin şarkılarını seviyoruz diye her açıklamasına katılmak zorunda da değiliz.
Bir sanatçı çok yetenekli olabilir, çok sevilebilir, insanların hayatında çok önemli bir yer tutabilir.
Ama yanlış bir şey söylediğinde yanlış olduğunu da söyleyebilmeliyiz.
Bence bu bir sanatçıyı putlaştırmaktan çok daha sağlıklı bir ilişki gibi geliyor bana.
Hem zaten Yıldız Tilbe'yi konuşurken onu yalnızca komik açıklamalarıyla ya da tartışmalarıyla anlatmak da büyük haksızlık olur.
Çünkü bütün bunların ötesinde, yıllarca şarkı yazmış, besteler yapmış, başka sanatçıların repertuarlarına eserler kazandırmış bir kadın var.
Ve şimdi en sevdiğim konuşmalardan birine geleceğim.
Şimdi bölümün boyusunda 1995 yılında Erol Evgin'le yaptığı konuşmayı hatırlayalım.
Genç yaşta neden evlendiği soruluyor, Yıldız aşık olduğunu söylüyor.
O insanla bütün hayatını geçirmek istediğini anlatıyor.
Yıllar sonraki Melek Baykal sohbetine gelelim.
Yıldız burada hayatta öğrendiği en önemli şeylerden birinin saygı olduğunu anlatıyor.
Sevginin insanı bazen çaresiz bırakabildiğini, bir insanı çok sevmenin her şeyi çözmediğini söylüyor.
Şimdi bu iki konuşmayı yan yana koyunca ben gerçekten etkileniyorum.
Bir tarafta 18'ine girmeden aşkın peşinden gidip evlenen bir kadın var.
Diğer tarafta yıllar sonra sevginin tek başına yeterli olmadığını söyleyen aynı kadın.
Arada koca bir hayat var.
Evlilik, ayrılık, annelik, İstanbul'a geliş var, şöhret var, kırgınlıklar var, şarkılar var ve insanın hayata bakışı değişiyor.
Bence bu çok gerçekmiş arkadaşlar.
Gençken birini sevmenin her sorunu çözebileceğini düşünebiliyoruz.
Hatta bazen karşımızdaki insanın yaptığı şeyleri bile sevdiğimiz için görmezden geliyoruz.
Sonra bir gün fark ediyoruz ki bir insanı çok sevmek onunla iyi bir ilişki yaşayabileceğimiz anlamına gelmiyor.
Ya da bazen bir ilişkiyi bitirmek de o insanı hiç sevmemiş olmak anlamına da gelmiyor.
Yıldız Silbe'nin yıllar sonra saygıdan söz etmesi bana bunları düşündürüyor.
Ama burada Yıldız'ın şarkılarına dönünce gülmeden edemiyorum.
Çünkü kadın bir yandan aşkın insanı ne hale getirdiğini anlatan şarkılar yazıyor.
Diğer yandan yıllar sonra oturup sevginin tek başına yetmediğini söylüyor.
Yıldız abla bunları biraz daha önce söyleseydin de biz üniversitede kendimizi perişan etmeseydik keşke.
Ama galiba bazı şeyler gerçekten yaşanmadan öğrenilmiyor arkadaşlar.
Ve Yıldız Tilbe'nin hayatında da bunu görebiliyoruz.
Şimdi yeniden o üniversite evime dönüyorum.
Ev arkadaşımla sabahlara kadar Yıldız Tilbe dinlediğimiz günlere.
O zamanlar bazı şeyler dünyanın sonu gibi geliyordu insana.
Birini unutamayacağımızı, bir daha kimseyi sevemeyeceğimizi, yaşadığımız acının hiç geçmeyeceğini düşünüyorduk.
Sonra ne oldu? Hayat devam etti.
İnsanlar değişti, ilişkiler bitti, başka hayatlar başladı ama o şarkılar kaldı.
Şimdi yıllar sonra yıldızı yıbedin edeyim de yalnızca eski bir aşkı ya da eski bir kırgınlığı hatırlamıyorum.
O evdeki halimi hatırlıyorum.
Ev arkadaşımı, sabaha kadar yaptığımız sohbetleri, hiçbir şeyi tam olarak bilmediğimiz halde her şeyi çözmüş gibi konuştuğumuz geceleri.
Özledim ya.
Bazen insan bir şarkıyı dinlerken geçmişte sevdiği birini değil işte geçmişteki kendini özlüyor maalesef ki.
İşte benim için Yıldız Tilbe de biraz öyle arkadaşlar.
Bir de şu var bugün konuştuğumuz bütün bu olaylardan sonra Yıldız Tilbe'nin hayatını tabii ki de öğrendik diyemeyiz tamamen.
Ya zaten kendisi de hayatının başkaları tarafından doğru anlatılabileceğine pek inanmıyor.
Ama bir şeyi biliyorum.
Yıldız Tilbe yalnızca magazin haberlerinde gördüğümüz, televizyonlarda bazen güldüğümüz bir kadın değil.
Türk müziğinde çok sayıda eser imza atmış, şarkıları farklı kuşaklara ulaşmış bir söz yazarı, besteci ve yorumcu.
Şimdi size şöyle bir şey sormak istiyorum.
Yıldız Tilbe deyince aklınıza ilk hangi şarkı geliyor?
O şarkıyı duyduğunuzda kimi hatırlıyorsunuz?
Ya da bir aşkı mı, bir ayrılığı mı, bir arkadaşınızı mı?
Yoksa benim gibi hayatınızın çoktan geride kalmış bir dönemini mi?
Instagram'da Arkandan Konuştuk hesabındaki bölüm paylaşımının altına yazalım lütfen.
Gerçekten okumak istiyorum yani eminim hepinizin birbirinden ilginç yıldız silme hikayeleri vardır.
Ve bölümü sevdiyseniz, hangi platformdan dinliyorsanız Arkandan Konuştuk''u takip etmeyi unutmayın lütfen.
Bir de şu var, bir dönem sizinle sabahlara kadar yıldız silme dinlemiş biri varsa,
bu bölümü hiç düşünmeden ona gönderelim.
Belki o da dinlerken aynı geceyi hatırlar.
Ve belki yıllar sonra ilk kez birbirinize,
biz o zamanlar ne acılar çekmişiz be der, bilersiniz.
Hangi anda denk geldiysek, iyi ki denk geldik.
Kendinize çok iyi bakın.
Uuuu
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
