
S3B3: İkili İlişkiler ve Kırılganlık | Oğuzhan Canım
4 Kasım 2026 · 40 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi’nde bu hafta toksik maskülenite, ikili ilişkiler, duygularımızın ve kırılgan yanlarımızın ifadesi üzerine Oğuzhan Canım (@oguzhancanim ) ile zihin açıcı bir sohbet gerçekleştirdik.
Terapiye en çok getirilen konulardan biri olan ikili ilişkilere daha geniş açıdan baktığımız bu sohbetin pek çok çifte konuşma alanı açacaktır.
---
Bu bölümü yakınlarınıza göndermeyi ve bizlerle yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın.
Transkript
Çok ünlü bir makale var. Binlerce böyle alıntı yapmış.
Alıntı olmuş bir makale.
Şunu diyordu.
Maskülenlik kazanması çok zor.
Kaybetmesi çok kolaydır.
Şimdi o kadar güzel bir nokta ki bu.
Yani maskülen olabilmek için bir erkeğin yapması gereken çok fazla şey var.
Oturuşu, konuşması, ilişkileri, işi, gücü, hayatı.
Şimdi ben bütün bunların hepsini yapıyorum ama seninle konuşurken şöyle yapıyorum.
Gitti.
Gitti.
Yani sadece elim şimdi şu elimin açısını şöyle yaptığım için ben maskülenliğimi yitirmiş oluyorum.
Korkunç bir şey bence.
Kırılganlığını gösterdiğin kişiye bir yakınlık da göstermiş oluyorsun.
Bu az önce bahsettin ya eşine karşı önce kendini anlatamıyor.
Ondan sonra zaten eşine, yakınlarına, dostuna bunu zaten anlatamaz diyorsun.
Başta benim kendime yakın olmam lazım ki kırılganlığımı kendime itiraf etmem lazım.
Kendinden mesafelendikçe insan diğer insanlara karşı da mesafeli oluyor.
Yani bu içinde çok büyük bir risk barındırıyor kırılganlığını göstermemek.
Bir yandan da kırılgan olmak için aslında çok katı prensiplere sahip olmak lazım değil mi?
Katı olan bir şey kırılabilir çünkü.
Duygularla temas bence hayatın en lezzetli şeylerinden biri ama öğrenmesi ve bunu kabul etmesi en zor şeylerinden biri.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz. Ben Mukadder.
Bu hafta konuğum bir sosyal girişimci olan Oğuzhan Canım. Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Nasılsın?
İyiyim. Fena değilim.
Şimdi girişimciliğin yanı sıra şiir, edebiyat, ikili ilişkiler, kırılganlık gibi hayatın içinden pek çok konuyla da ilgileniyorsun.
Ve bunu sosyal medya aracılığıyla da paylaşıyorsun.
Bu paylaşımlarında benim önüme denk geldi ve böylece konuk çağırmayı düşündüm.
Sen de geldin, teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim davet ettiğin için.
Şimdi öncelikle seni kısaca tanıtacağım.
Özel sektörde satış pazarlama alanında iş hayatına başlıyorsun.
Sonrasında 2012'de Askıda Ne Var projesini başlatıyorsun.
Bu sosyal girişimin milyonlarca gence, öğrenciye destek veren bir proje oluyor.
Sonrasında da kampüste ne var projesi geliyor.
Bu projelerle beraber ödüller de alıyorsun.
Yakın zamanda ise İngiltere'de sosyal psikoloji alanında yüksek lisansını bitiriyorsun.
Bunların dışında tabii seni tanıyanlar olursa sosyal medyana bakınca işte şiir okuyan, motosikletiyle gezen, analog fotoğrafa meraklı,
hem biraz melankolik hem de eğlenceli biri çıkıyor karşımıza.
Kendini böyle tanımlar mısın?
Tanımlarım ya.
Hatta birkaç arkadaşım şey demişti.
Gördüğüm en melankolik ve en mezdeke adamsın.
Yani bir tarafım gerçekten dünyanın en troll insanı olabilirim.
Arkadaş ortamında.
Bir yandan da eve gidip şiir okuyup ağlayan adam da aynı zamanda benim.
Ve insan zaten çok katmanlı bir şey.
Hepsi bana dair.
Yani katılırım özetle.
Yani bütün yanlarımızı kabul ettiğimizde zaten daha kendine has insanlar oluyoruz.
O yüzden de çok güzel bunları kabul etmek.
Ben bu bölüme hazırlanırken tam da örnek verdiğin yerden gireceğim.
Bir tane makaleden bahsediyorsun.
Şiir okumak erkekleri daha az maskülen yapar mı?
Bu makale bana ilginç geldi.
Orada ne söylüyordu ve senin fikirlerin neler bununla ilgili?
Ben yüksek lisansa hep şeyle ilgili bir essay, bir makale yazmak istemiştim şiirle ilgili.
Bu benim yazdığım makale bu arada.
Essay daha doğrusu.
Çünkü şiirim şey olduğunu düşünüyorum.
Duygularla temas için çok etkili bir nokta olduğunu düşünüyorum.
Tabii onu yazabilmek için de birçok makale okudum.
Oradan mesela aklımda kalan birkaç tane kritik cümle var.
Bir tane çok ünlü bir makale var.
Binlerce böyle alıntı yapmış.
Alıntı olmuş bir makale.
Şunu diyordu.
Maskülenlik kazanması çok zor.
Kaybetmesi çok kolaydır.
Şimdi o kadar güzel bir nokta ki bu.
Yani maskülen olabilmek için bir erkeğin yapması gereken çok fazla şey var.
Oturuşu, konuşması, ilişkileri, işi, gücü, hayatı.
Şimdi ben bütün bunların hepsini yapıyorum ama seninle konuşurken şöyle yapıyorum.
Gitti.
Gitti.
Yani sadece elim şimdi şu elimin açısını şöyle yaptığım için ben maskülenliğimi yitirmiş oluyorum.
Bu korkunç bir şey bence.
Yani erkekler üzerinde de inanılmaz baskısı var bunun.
Ben bu baskıyı çok yaşadığımı düşünmüyorum.
Hiç yaşamıyorum da diyemem.
Mesela şöyle bir araştırma da var.
Erkekler maskülenliğinin tehdit altında hissettiğini.
Mesela şöyle düşünün.
Burada 10 tane erkek arkadaşım var, kız arkadaşlarım var.
Ve bir erkek, kendi üzerinden vermeyeyim, maskülenliği tehdit altında hissettiğinde partnerine şiddet uygulama ihtimali artıyor.
Korkunç bir şey.
Orada yapamıyor bunu.
Ama kadına şiddet gösterme eğilimi artıyor maskülenliği tehdit altında olursa.
İnanılmaz bir şey bence bu.
Yani bu kadar kırılgan olması, bu kadar kolay dışarıya yansıması.
Mesela kadınlar herhangi bir sorun yaşadığında daha ziyade içsel bir sorun yaşıyor.
Depresyona giriyor, anksiyete yaşıyor.
Ama erkekler alkole, uyuşturucuya, şiddete meyil gösteriyorlar.
Tekrar makaleye dönecek olursam.
Şimdi şiirin en büyük avantajı birçok duyguyu çok böyle hap halinde veriyor olması.
Yani sayfalarca anlatacağınız bir şeyi bir cümleyle size veriyor.
Bu hali bu da sizin duygularınıza temas etmenizi sağlıyor.
Mesela başka bir araştırmada şunu diyor.
Şiir okuyan insanlar, erkekler, kadınlar amigdalaları daha aktif oluyor.
Yani empati yetenekleri yükseliyor, duygularıyla temas etme şansı oluyor.
Onun için şiir okumak bana şey gibi geliyor.
İlkokuldan itibaren çocuklara öğretilmesi gereken bir şey.
Çünkü ne kadar şiir okursa o kadar duygularıyla temas edecek, bunu normalleştirecek.
Şu an mesela 40 yaşında bir insana, hiç şiir okumamış bir insana hadi şiir oku dediğinde şey gibi oluyor.
Onu böyle bir tarlanın içine atmışsın, hadi bir ek bakalım bir şeyler diyorsun gibi.
Ama çocukken bunu öğrenmeye başlasa, okumaya başlasa, duygulara temas etse, ağlamak normal bir şey, üzülmek normal, öfkelenmek normal, bunları normalleştirebilse, duygularıyla daha çok temas edebilse.
Bence bu böyle toplumsal bir değişime de sebep olabilecek bir şey diye düşünüyorum.
Özetle bunları söyleyebilirim.
Yani şiir aslında küçüklükten beri okuyoruz.
İlkokul kitaplarını hatırlarsan Hayat Bilgisi kitabında, Türkçe kitabında şiir bölümleri vardı.
Ama onlar daha çok böyle pastoral, milli duyguların coştuğu, duygulara pek temas etmeyen şeylerdi diye hatırlıyorum ben.
Ortaokul lisede de vardı.
Aslında hep vardı.
Edemiyat derslerinde falan.
Ama bence o gerçek bir şiir okuma değil.
Mesela bir şiiri analiz etmek.
Bir cümlenin üstüne mesela son bir tane okuduğum şiir var.
Unutamıyorum.
Ya saatlerce konuşmak istiyorum üstüne.
Şimdi aynı şekilde çocuklara şiiri, etimoloji, oradaki anlamı.
Ben mesela şunu düşünüyorum bir şiir okurken.
Adam bunu nerede yazdı ve hangi duyguda yazdı?
Yani o yazan kişiyi de görüyorum onu okurken.
Sonra empati yapıp onun yerine geçiyorum.
Daha çok beni melankolik yapıyor ama en azından onun duygusunu paylaşmış oluyor.
Zaten işte empatiyi geliştiriyor dediğin şey de orada başlıyor.
Ve bunu başkasıyla paylaştığında ve o kişiyle aynı duyguyu paylaştığında daha da çok etkileyici hale geliyor değil mi?
Kesinlikle.
Yani bu duyguları başkasının yaşadığı duyguyu itselleştirebiliyor olmak bence insanı büyüten şeylerden bir tanesi.
Yani ona temas etmek, onu anlayabilmek, sonra bunun hayatında bir yere koyabilmek.
Ama mesela yine maskülenliğe gelecek olursak anlamak istemiyor ki adam.
Maskülen tanımın ne senin?
Yani maskülen için şunu söylerim.
Harekete geçiren, sorumluluk alabilen, toplumsal tabii burada bireysel olarak bir maskülen tanım var, toplumsal olarak var.
toplumdan topluma değişen, zamandan zaman
değişen. Mesela masküvenlik tanımını
burada böyle yaptım ama gidelim
Güngören'e. Orada
başka bir masküvenlik tanımından bahsederiz.
Yani orada bunu yapan adamı dövme ihtimalleri
olabilir. Evet. Kadıköy'de
olmaz. Kadıköy'de olmaz.
Giyiminden dolayı Kadıköy'de yargılanmazsın ama
Esenler'de yargılanma ihtimali var.
Özellikle zamandan, kişiden,
bölgeden, yere göre değişen
ama toplumun erkek
üzerindeki rol algısı olarak
tanımlar. Evet. Çok güzel tanımladın.
Çünkü bu tanımın üzerinden
toksik maskülenle biraz ona gideceğiz.
Çünkü şiir okuyan
erkeği toksik maskülen
nite aslında dışlıyor
değil mi? Tabii ki. Yani
kendi adıma benim
arkadaşlarım da
benle bu konuyla ilgili dalga geçer.
Mesela şöyle
diyaloglar olur. Ben atıyorum bir şiiri paylaştım
sosyal medyada veya bir duygumu
paylaştım. En yakın
arkadaşı mesela Burak şöyle der.
Zeynep bizimki paylaşmış gene.
Yani abi paylaştım ve paylaşmak istiyorum.
Ama artık dalga geçiyorsunuz onlara doğru.
Ciddi bir şey paylaşıyor gibi yapıp sonra onu şakaya vurmaya geçtin.
Mesela bu da bir yöntem.
Bunu niye yapıyorum?
Ben yapmak istemiyorum bunu.
Bu da sadece hani mizah da var abi.
Sadece melankoli değil.
Hem mizah hem melankoli bir geçiş örmeye çalışıyorum.
Bence bu da baskıdan dolayı yaptığım bir şey.
Bence de.
Çünkü normal duygumla değil abi anlatmak istiyor. Üzgünüm ya. Ya benim moralim bozuk ya. Ben dün ağladım örneğin. Hadi söyle bakayım bunu. Çünkü bu bir şekilde şey. Yetersiz erkek. Çünkü o duygularını bastıramıyor. Abi bastırmama lazım zaten ya benim duygularımı.
Bir şey hissediyorsam bana şey diyor arkadaşım toksik masküreliteye tepki olarak doğmuş diyen birçok arkadaşım var.
Bununla dalga geçen çünkü işte ben ay çiçekleri, çiçekler, böcekler, şiirler, şarkılar bir sürü şey paylaşıyorum.
Onlar için bu çok hani fazla.
Benim için hala az.
Ben kendi duygularımı daha fazla anlatmak isterdim.
Ne hissediyorum?
Ne yaşıyorum?
Hangi şiirden?
Mesela bu biraz önce bahsettiğim şiir.
Çok isterdim o bir kamerayı koyayım önüme.
O şiir bana ne hissettirdi anlatayım.
Bir türlü cesaret edemedim.
Bir gün yapalım onu.
Belki yaparız.
Burada alanımız var.
Belki yaparız.
Biz seni yargılamayız.
Çok güzel anlattın aslında.
Yani bu kadar kırılgan bir şey olması da çok ilginç.
Az önce de söyledin ya küçük bir eli hareketiyle masküleniteyi.
Ben şimdi sürekli böyle yapayım konuşmada.
Yani bir şey yani algı bambaşka bir yerde.
Hatta muhtemelen seyircinin ilgisi hep burada kalır.
Evet evet o zaman da dağıtamazsın.
Yani çok da kırılgan bir şeye geliyor.
Bir erkeğin ağlaması gayet normalken, az önce bahsettiğim gibi, ağlamayı erkekliğine yönelik bir tehdit olarak görmesi,
özellikle bizim yaşlarımızda olanlar, erkekler ağlamaz, sus, kendini tut gibi şeylerle büyüdüğü için daha toksik maskülünü besleyen bir tutuma dönüşüyor.
İşin ilginç tarafı, ben de böyle birisiyim.
Yani ağladığımı asla göstermeyen, güçsüzlük, duygusallık, kırılganlığını göstermeyen bir karakterdim belli bir yaşa kadar.
Ve bunları aslında toksik masküliniteyi ben kendim kadın bedeninde yaşıyormuşum yani.
Bu da çok ilginç geliyor.
Kadınların da yaşadığı bir şey ve topluma genel olarak bir problem olarak dönen bir şey.
Yani duyguları gösteriyor olmak bence kadında da erkekle de bir zafiyet belirtisi gibi algılanıyor.
Yani kadınlar da bence paylaşırken zorlanıyor.
Erkekler de paylaşırken zorlanıyor.
Şey çok tuhaf yani birçok duygu var yaşadığımız.
Bazılarını göstermesi, mutlu şeylerini paylaşmak çok kolay.
Evet.
Mutlu olmak okey ama üzülmek güçsüzlerin işi gibi algılanıyor.
Ya da öfkelenmek de bir duygu aslında.
Öfkelenmek güç gösterisi gibi.
Evet.
Mesela benim babam çok kızarak ortamı domine edebilirdi.
Aslında bir duygu gösteriyor orada ama o güç gösterisi sağlıyor.
Ortama domine etmesini sağlıyor.
Öfkede mesela utanılacak bir his yok gibi algılanıyor.
Mesela sosyal medyada böyle giydiren bir sürü şeye saldıran birçok insan var daha kabul ediliyor.
Ama üzüldüğünü paylaştığında insanlar bunu izlemeye bile tahammül edemiyor.
Çünkü üzülüyorsa güçsüz.
Niye güçsüz?
Çünkü yönetemiyor.
Ya yönetemiyor.
Tamam.
Ya yönetemiyorsa niye güçsüz?
Her şeyi yönetebiliyor muyuz?
Yönetemiyor.
Çok garip bir ikilem gibi görüyorum.
Çok ikilicikli de bir konu yani.
Bir yandan şunu da düşünüyorum.
Ben bilinmek de istemiyorum ki öyle olduğumu bir yandan da.
Çünkü şöyle bir algı.
Şimdi sosyal medya aslında bizim birçok şeyi yönettiğimiz bir yer.
ilişkiler, arkadaşlıklar, ticari ilişkiler.
Benim birçok müşterim beni takip ediyor.
Haliyle ben onların gözünde de kendi profilimi düşünmek zorundayım.
Bu da çok tuhaf.
Yani kimse şunu istemiyor.
Çok güçsüz görünen bir insan onlar için motive edici olmuyor.
İnsanın iç dünyasında bir yerde güçlülerle bağ kurmaya dair bir istek var.
Ve siz bunu paylaştığınızda çok da bir şey beceremeyen bir adam.
Şey gibi de düşünüyorum.
Çok parası olmayan birinin zengin gibi görünmeye çalıştığı bir dünyada var.
Niye?
Çünkü zenginse eğer iyi para kazanıyorsa başarılıdır.
Abi ne alakası var?
Kazanmayan biri başarısız oluyor.
Ya kendi adıma da atıyorum askıda ne var?
5-4 yıl boyunca bir kuruş para kazanmadım.
Başarısız mıydım o zaman?
Sonra kazanmaya başladı.
Başarılı mı oldum?
Ona da alakası yok.
Duygularda da böyle bir şey.
Üzüldü.
Üzüldüğü için daha güçsüz ve beceriksiz biri değil.
Mutlu olduğu için de aslında çok becerikli değil.
Ama algı bu ve ben o algıyı maalesef yönetmeye çalışıyorum.
Yani şeyi daha çok isterdim tabii ki.
Kendi duygularımı orta istediğim gibi sevebilmek, arkadaşlarımı anlatabilmek, paylaşabilmek.
Ama bence çok zor.
Çok zor yani.
Çünkü öyle bir arka plandan gelmiyoruz.
Çocukluğumuzdan itibaren işte düştün dizin acıdı.
Aman sus ağlama.
İşte canın yandı üzüldün bundan bahsetme.
Çok yüksek neşeli olduğumuzda da bir sakinleş çocuğu bu kadar yüksek olma.
işte çok öfke krizi geçirdiğinde de hemen onu bir bastırma şeyimiz var ya, güdümüz var.
Öyle büyüdük, öyle büyüdüğümüz için de şimdi kendimize de öyle davranıyoruz.
Benim ikizlerim var biliyorsun bahsettim.
Hep duyguları tanımlama üzerine bir okula gönderdim ben onları.
Ve geçenlerde 2-3 gün önce Umay şey dedi, ben öfkelenebilirim, öfkelenmeye hakkım var.
Yaptı böyle bana, ben bir sus artık sakinleş falan yapıyordum.
Hakkım var buna dedi.
Tamam öfkelenme adam dedim.
Ben de bir güldüm.
O yüzden yani aslında çocukları bu yaştan, küçük yaştan bu şekilde eğitmek ileride onlara verebileceğimiz büyük değerlerden.
Bence de bizim kuşaktaki bence hala bu arada bu.
Yani çocukların üzerinde hala erkek adam ağlamaz gibi, duyguları çok temas etmez gibi bir algı en entelektüel diyebileceğimiz ailelerde bile bir şekilde var.
Hadi anne baba da yoksa komşusunda var.
Komşusunda yoksa mahalledeki çocuk da var.
Yani buna bir şekilde maruz kalıyorlar.
Sadece orada işte o çocuğu işleyebilmek, bunu normalleştirebilmek, anlatabilmek ama bunu anlatabilmek için de gerekli donanımın olması lazım.
Yani hiçbiri kolay değil.
Haliyle ben bunun bir tane araştırma en son şunu diyorum bir meta analizi.
Erkek kadın rolleriyle ilgili çok küçük bir veri kaynağı var.
Yani bütün meta analizinin sonunda çıkarttığı şey aslında çok da bir şey bilmiyor.
Haliyle ne kadar yönetmek istersek isteyelim bunun daha oturabilmesi için çok uzun yıllar var diye düşünüyorum.
O duygularla temas bence hayatın en lezzetli şeylerinden biri ama öğrenmesi ve bunu kabul etmesi en zor şeylerinden biri.
Yani oradan kırılganlık kısmına da geleceğim.
Kırılgan yanımızı göstermek, duyguları göstermekten kaçınmak aslında kadın erkek fark etmez bizde bir yük oluşturuyor.
Yani sürekli bastırıyoruz o malzemeyi.
Önceki bölümlerde Didem gelmişti.
Yani trafikte birisi yolunu kestiğinde bir öfke duygusu yükseliyor içinde.
Onu bastırıyorsun.
O sonra senin gölge içeriğin olarak arka plana attığın bir şey haline geliyor.
Yani bütün duygularımızı bu şekilde bastırdığımız zaman zaten arka planda büyük bir yükle dolaşıyoruz.
Sırtımızda bir yükle dolaşıyoruz.
Bunu nasıl ifade edeceğimiz de çok önemli.
Yani o kırılganlığı nasıl ifade edeceğimiz.
Bunu drama yapmadan, duyguyu açık bir şekilde ifade ederek, öncesini sonrasını anlatarak.
Yani kırılganlığı ifade etmeyi de çok bilmiyoruz sanki.
Kırılganlığı anlatmak asla aynı yere geliyor.
Güçsüzlüğü, güçsüz yanını göstermek gibi bir noktaya geliyor.
Ve bunu paylaşmak yani elbette çok zor.
Mesela bir şey dedin ya hani öfkeyi göstermek de zor.
Üzgün olduğunu gösteriyor.
Kendi adıma da aynı şeyi düşünüyorum.
Hayatımın en zor dönemlerinden birindeyim şu son 5-6 aydır.
İşle ilgili sorunlar, ailelik, sağlık sorunları birçok sorun var.
oturup birine detaylı olarak ne hissettiğimi, anlattığımı hatırlamıyorum.
Çok zor.
Çünkü bir de mesela şöyle hisler de geliyor.
Ya ona da yük bindireceğim karşımdaki insanı.
Onu da yapmak istemiyorum.
Kırılgan yanım o kadar gösteresim de yok.
Ve daha kötüsü şu.
Hüngür hüngür ağlayasım var.
Evde oturuyorum ama böyle put gibi oturuyorum.
Ben de duyguma temas edemiyorum.
O da mesela çünkü o da aynı yere geliyor.
Çünkü duygudan kaçmak daha...
Mesela şöyle yöntemler bulmaya çalışıyorum.
atıyorum birinin sağlık problemi var
ailemde. Kafamda şunu
kurmaya çalışıyorum. Hepimiz öleceğiz.
Hayat zaten fani. Geldiğimiz
yere döneceğiz olsan.
Mesela bunlar beni rahatlatan şeyler. Geldiğimiz
yere döneceğiz. Ama duyguyu yaşamadan
rahatlamaya geçiyorsun. Aynen. Ona geliyorum.
Duyguyu yaşamadan geldiğimiz yere
döneceğiz olsan. Geldiğin yeri biliyor musun? Bilmiyorsun.
Tamam oraya döneceksin. Çok kasma. Sen de döneceksin.
Annen de dönecek. Baban da dönecek.
Buna çok odaklanmaya gerek yok. Senin yapman gereken
şey elinden geleni yapmak. Bu
Sorun çözmek için.
Deyip böyle oturuyorum.
Abi sen üzgünsün ya.
Aslında kendini teselli edip böyle sırtına pıt pıt yapmışsın ama duyguyu ifade etmeden.
Yani berbat bir şey bence.
Çünkü burada mesela başka şeyler geliyor.
Niye böyleyim?
Neden kendi duyguma...
Yaz mesela ilişkin bitti.
Tutabildin mi düzgün bir yaz?
Tutamıyorum.
Çünkü hep onun etrafından dolanıp o duygudan kendimi kurtarmaya çalışıyorum.
Ailemden biri hasta.
Çok üzgünüm.
Ama onu da aynı şekilde bir mantığa oturtup işle ilgili birçok sorun var.
Zaten Türkiye'nin durumu belli.
Onunla ilgili birçok sorun var.
Tamam ne yapmamız gerekiyor?
Hep yetişkin modu.
Mesela burada da şu geliyor akla.
Bir insanın bu kadar duygulara hem mesafeli hem yetişkin yaklaşmasının sebeplerinden biri
kendini yetiştirmiş çocuklarda bu daha çok görülüyor.
Anne baba o ebeveyn rolünü sağlıklı üstlenmemişse eğer çocuk kendini yetiştirmişse
o rolde kalma eğilimi daha çok artıyor.
Mesela çocuğa da geçebilirsin.
Ya ben ağlayarak sana şey de diyebilirim.
Ya çok kötü be mukadder böyle böyle bir şey geldi başıma.
Ne yapacağım bana yardım eder misin?
Daha ebeveyn bir yerden işte başka bir dil.
Edat bir yerden başka bir dil çıkıyor.
Niye?
Çünkü böyle yetiştirdim kendimi.
Yani kendimi korumak için, bir yere gelebilmek için, savunabilmek için.
Birçok sebepten dolayı böyle yetiştirdim.
Ve en son geldiğin hal bu oluyor.
Evet ki sen bununla çok daha yakından duygularına hemhal olmaya çalışan birisin.
Bir de hiç duygularıyla temas etmeyen birini düşünürsek onlar çok daha sıkıntıda hissediyorlar büyük bir ihtimalle.
Sürekli mantıklı, sürekli güçlü görünmeye çalışarak ya da belki hiç farkında değiller.
Çok kafam karışık.
Bu konuda çok kafam karışık.
Çünkü şu ikisi de var.
Yani gerçekten duygularını düzgün anlatamadığı için bunun azabını yaşayan insanlar da var.
Ya abi boşver ya sallaş ne önemi var neyi anlatacağım anlatacağım ne olacak ya falan.
Okey adam gerçekten öyle okey olan insanlar da var.
Bir yandan bunun azabını yaşayan, duygularını anlatamayan, yani partnerine bile duygusunu anlatamayan insanlar var.
Annesi, kendini anlatamıyor ki adam.
Başta.
Kendiyle tanışmamış.
Haliyle bunu anlatmıyor ve buna okey.
Yani bir psikolojik sorunu olmadığını düşündüğüm kişisel olarak insanlar var.
İnanılmaz maskülen tipler var.
Tam aksi bunu anlatamadığı için zorlananları da biri.
Bir tane arkadaşım mesela şey dedi.
Ben hiçbir şeyden korkmam dedi.
Abi.
Bu çok büyük.
Ya abi çok büyük ya. Nasıl korkmam? Ben korkarım. Ne bileyim yani bir sürü şeyden ölmekten de korkarım. Başıma bir şey gelirse diye de korkarım. Rezil olurum diye de korkarım. Korkarız yani. Ne yaşadın babacığım? Ne yaşadın da bunu söylüyorsun? Nasıl bir temas kesmektir bu? Onun için aynı şeyi söyleyemem. Bence o bunun altında inanılmaz zorlanıyor.
Ben de öyle olduğunu düşünüyorum.
Diğeri için öyle düşünmüyorum. Umursamıyor gerçekten umursamıyor. Halbuki burada şeye emin değilim. Temas etmeyen kişi çok azap içindedir. Bilmiyor musun?
Onu kişiden kişiye göre değişiyor olabilir.
Biricik bir şey insan yani.
Onu çok iyi yönetiyor belki kendi zihninde.
Bunun azabını çekmiyor.
Olabilir.
Olabilir.
Yani kırılganlığın şöyle bir riski de var.
İçinde belirsizlik, kabul edilmeme ve duygusal olarak açıklık gerektiren bir durum.
O yüzden de kırılgan olabilmek için yakınlığı da kabul etmek lazım.
Aslında kırılganlığını gösterdiğin kişiye bir yakınlık da göstermiş oluyorsun.
Bu az önce bahsettin ya eşine karşı önce kendini anlatamıyor.
Ondan sonra zaten eşine, yakınlarına, dostuna bunu zaten anlatamaz diyorsun.
Başta benim kendime yakın olmam lazım ki kırılganlığımı kendime itiraf etmem lazım.
Kendinden mesafelendikçe insan diğer insanlara karşı da mesafeli oluyor.
Yani bu içinde çok büyük bir risk barındırıyor kırılganlığını göstermemek.
Bir yandan da kırılgan olmak için aslında çok katı prensiplere sahip olmak lazım değil mi?
Burada büyük bir risk var.
Ve bunu yapabiliyor olmak için cesur davranmak lazım.
Yani cesaret gidip de sokakta biriyle kavga etmeye cesaret etmek değil.
Aslında birine işte az önce söylediğin gibi kendi duygunu anlatmak daha büyük bir cesaret işi.
O kadar katılıyorum ki.
Daha fazla katılamazsın.
Gerçekten daha fazla katılamam.
Çünkü benim dediğim gibi yani şu dönem özellikle.
Yani sen iletişime geçtiğinde benimle onun için de biraz sevinmiştim.
Duyguları, kendi duygularımı da çok takip edemediğim, anlayamadığım, zorlandığım bir dönem.
Ve bunları anlatmak gerçekten bence insanın üzerinde garip büyükler oluşturuyor.
Ya diyorum ya böyle içim kıyılıyor yani.
Korkunç hissediyorum kendimi.
Eve gidip, arkadaşlarının evine gidip şaka şov, mizah şov yapıyorum.
Gülüyorum, eğleniyorum hiçbir şey yok gibi.
Arkadaşım dedi ki Zeynep şey dedi.
Oğuzhan dedi böyle oturuyoruz mahalle.
Oğuzhan dedi bunlar benim başıma gelse ben mahvolurum.
Yani nasıl yönetiyorsun?
Ya halledilir dedim.
Abi neyi halledilir ya?
Ya neyi halledilir?
Bunu düşün, eve gidip böyle put gibi oturup o duygularda kalıyorsun.
Ama o duyguları yaşamamak için birçok malzeme bulmaya çalışıyorsun.
Çünkü şey demek çok zor.
Ya çok üzgünüm ya, çok üzgünüm.
Şundan dolayı üzgünüm, mesela korkuyorum demek.
Kaç erkekten duyuyorsun?
Bu kadar ben çok korkuyorum diyebilen bir, çok zor yani çok üzgünüm.
Veya ağladığını söyleyebilen kaç erkek var?
Benim mesela hayatımda ya çok dün çok moralim bozuldu.
Bir şey okudum ve hüngür hüngür ağladım diyen bir çağlar mesela bilir miyim?
Çağlar romantik bir insandır.
Belki o diyebilirim.
Onun haricinde tanıdığım hiçbir erkeğin bunu rahatlıkla söyleyebileceğini düşünmüyorum.
Ne kadar zor.
Kadın için de çok zor.
Erkek için de çok zor.
Kırılganlığı bu kadar saklamak.
Ama aslında bir filmde bir cümle vardı.
Asıl kırılganlığı gösterebilmek büyük güç.
Evet evet.
O çok büyük kudret yani.
Evet.
Üzgünüm.
Bunu yaşadım.
Ve buradan nasıl çıkacağımı bilmiyorum.
Bunları gösterebilmek asıl büyük güç ama bunu idrak etmek hepsinden daha zor.
Evet o yüzden de bu konuya alan açmış olmak bence çok güzel oldu.
Eminim ki birçok kadın eşlerine gönderecek bu bölümü diye düşünüyorum ya da partnerlerine.
Bir yandan da geçen yakın zamanda yine doktor Merve Cura gelmişti.
Onunla biraz erkek yalnızlığı hakkında da konuştuk.
Erkekler kendi aralarında duygularını çok paylaşabiliyorlar mı?
Yani şimdi senin çok çeşitli erkek gruplarında arkadaşlıkların olduğunu bildiğim için söylüyorum.
Yani genel bir listeye baktığımda çok az insana gerçek duygularını paylaşabildiğini düşünüyorum.
Bir de mesela paylaşmaya çalıştığında ona yer var mı da bir mesele karşı tarafta.
Çünkü sen duygunu anlatırken adamda o kırılganlı açıklık yok.
Haliyle o da dinleyip ona alan tutamıyor.
Mesela benim sadece örneğin anlatmaya ihtiyacım var.
Yorum yapmana gerek yok.
Fikir vermene gerek yok.
Sadece paylaşmak istiyorum.
Bu da bir yer.
Çünkü orada şu oluyor sen çok üzgünsün yani erkeklerdeki arkadaşlık algısından bahsediyorum.
Şu oluyor hemen bir onarayım onu.
Öyle değil oğlum hallederiz onu ya.
Ya boşver şimdi bir şey falan.
Abi bir dur ya.
Bir saniye bir duygumu yaşayabilir miyim ya?
Hatta şöyle yapayım ya bir saniye yaşayabilir miyim duygumu yani?
Ona yer yok onu anlayabilmek de bir mesele.
Diyelim ki anlıyor ona yer açıyor.
Yine de orada konforlu hissetmek çok zor.
Erkek arkadaşlarımla bunu konuşabildiğim, rahat rahat duygularımı anlattığım, üzgünlüğümü anlattığım çok nadir sahne hatırlıyorum.
Hem benim buna yerim var mı? Buna ben hazır mıyım?
Hem onun buna yeri var mı? Biz ortak bir şeyde buluşabilecek miyiz?
Çünkü bir de burada o kadar çok parametre var ki.
Yani benim onu anlatmak istediğim yerde onun onun yerinin olması lazım.
Mental olarak hazır olması lazım.
Sevgilisiyle kavga etmemiş olması lazım.
Havanın iyi olması lazım.
Alanın uygun olması lazım.
Bir kadın arkadaşını anlatırken böyle hissediyor musun?
Mesela sadece son yıllarda diyeyim duygumu bir tek en yakın arkadaşlarım Burak ve Merve.
Merve'ye Burak'ın eşine anlattım birkaç hafta önce.
Onun haricini hiç kimseye anlatmadım.
Yani şunu merak ediyorum.
Mesela biz kadın arkadaşlıklarında eğer çok kritik bir dönemden geçmiyorsa karşımdaki onu bilirsin zaten.
hazır olup olmadığına bakmam yani.
Ben çok kötüyüm.
Bunu da seninle oturup konuşmak istiyorum.
Şu oldu, bu oldu.
Çok hızlı bir şekilde dökülür o duygular, yaşadığım şeyler.
Onun hazır bulunuşluğuna çok bakmam.
O da benim için o alanı daha rahat tutar genellikle.
Bu kadın olmanın getirdiği bir özellik mi acaba?
Kadınlar alan tutma konusunda çok daha iyiler.
Evet.
Duyguyla temas konusunda zaten çok daha iyiler.
Oraların tartışması yok.
Ama soru, bir erkek bir kadına onu mu soruyorsun
Yoksa iki kadın için mi soruyorsun?
Şeyi soruyorum.
Erkek arkadaşını anlatırken bir öncekinde şeyden bahsettin ya.
O bunu almaya hazır mı?
Evet.
Ne durumda?
Tepki verecek mi?
Vermeyecek mi?
Benim alanımı tutabilecek mi?
Bir sürü şey kafanda aslında.
Anlamaya çalışıyorsun bir şey anlatırken.
Bizde öyle bir şey yok diyorum.
Ben bir kadın arkadaşıma bir şey anlatacağım da direkt gider anlatırım yani.
Bunu almaya hazır mı diye düşünmem.
Bana bunlar mesela biraz fazla gelen şeyler.
bence ben birine bir şey anlatmadan
kadın da olsa erkek de olsa genelde şeyi
sormaya çalışıyorum yerin var mı
çünkü bence o da kritik bu atıyorum
o sabah ne bileyim bir hastalık
bir iş bir kaza haberi aldı yeri yok ya
evet haliyle o önce
bir ama ilk başta nasılsın deyince
bir anlarız o nasıl olduğunu söyler
ne haber nasıl gidiyor hayat dersin
kötü bir şeyden bahsederse bahsetmezsin
ama onun kontrolünü
çok yapmam yani büyük bir olay
yoksa hayatında dedim ya
Evet ben genelde yapıyorum bunu.
Bu da ince bir davranış.
Evet genelde şeyi soruyorum yani böyle böyle bir şey var hani buna dinleyebilecek kadar vaktin yerin buna kalbinde buna yer var mı aslında temel soru.
Çünkü ağır bir yük bunu biriyle paylaşmak.
Zaten çok nadir yaptığım bir şey ama genelde bunu anlamaya çalışıyorum.
Ve bir kadını anlatmak tabii ki bir erkeği anlatmaktan çok daha rahat çünkü yani o kadar rahat temas ediyor ki duygularına.
Kendi duygusuna da çok rahat temas ediyor.
Seninkine de temas edebiliyor.
Halih orada bir güven alanı oluşuyor ve mesela şu an utanmıyorum anlattığım için ona.
O arkadaşıma anlatırken ağladım.
O da ağladı.
Ve ben oradan kalktıktan sonra eve utanç içinde gitmedim.
Kendimi kötü hissetmedim.
Çünkü seni orada yargılamayan, eleştirmeyen, bunu insani olduğunu bilen, kabul eden, anlayan, duyan biri var yani senin.
Ve bence insan hayatta çok az insanla böyle bir temas mümkün.
Yani orada aslında bağlantıda kalmanı sağlamış karşındaki kişi seni dinleyerek, anlayarak, duygudaşlık göstererek.
O da çok kıymetli yani yeri zor bulamış.
Müthiş bir şey.
Evet.
Müthiş bir şey yani.
Bir insanın hayatında çok az böyle kendini açabildiği insan var.
Hayatında daha önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum bu arada.
Yani yakın ilişkiler haricinde daha önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Beni yaşatan şey bu.
Sevdiklerim yanımda mı?
böyle 3-5 arkadaşım, ailem
çok küçük bir ekip. Yani çok
yakın oldum, çok az insan var. Onlar
varsa hayat mükemmel. Öyle söyleyeyim.
Yani onlarlaysam harikulade bir yer.
Bütün bu zorluklara rağmen hayattaki
yani ekonomik bilmem ne siyasi
binlerce zorluğa rağmen
bir sevgi akışını
hissedebiliyor olmak kadar güzel, çok az
nimet var hayat. Evet yani
yine buraya gelen konuklardan
dinlediğim şeylerden bir tanesi
kendileri için Ariadne'nin ipi
genellikle kurdukları yakın bağlar
ve dostluklar olduğunu söylüyorlar.
Bence de çok kıymetli.
Yani ailemizden sonra seçtiğimiz kişiler aslında.
Seçtiğimiz ailemiz oluyor bu insanlar.
O da çok değerli.
Şimdi yine ikili ilişkiler üzerine takip ettiğim kaynaklarda
işte Esther Peril var, Alain de Botton var, Terry Riel var.
Bir ilişki krizi olduğundan bahsediyor son yıllarda.
Bu da yine maskülen ve femilen özelliklerin toksiye kayması,
işte şu anda modern hayatın getirdiği rollerle beraber insanların artık ilişkiden beklentisinin değişmesi, evliliklerdeki beklentilerin değişmesi bir krize neden oluyor.
Sence toksik maskülenite, romantik ilişkileri nasıl etkiliyor olabilir?
Mesela şöyle bir örnekle başlayayım.
Geçen hafta falan çok yakın bir zamanda yazarlık eden bir kadın arkadaşım bana şöyle dedi.
Bir şekilde feminen yani eril dişi rollerden bahsediyoruz.
Ve bana dedi ki Oğuzhan ben dedi senin böyle profiline baktığımda çiçekler böcekler bilmem ne şiir uzun uzun yazılar bak anlatış tarzında uzun uzun yazılar hiç eril değil dedi.
Ben dedi bakınca şey görüyorum çok dişil ve erkek görüyorum dedi.
Okey.
Yani bunu öyle bir bantla söylüyor ki.
Aşağı görüyor.
Tabii ki yani bunu bir kadın yapıyor.
Evet.
Yani bunu bir kadın yapıyor ve bunu yaptığının farkında da değil.
Evet.
Mesela bir konferansta ben şeyi anlattım.
Duygularla temasın ne kadar önemli olduğunu.
Nazım Hikmet'ten bir tane şiir okudum.
Sonra bunun üzerine konuştum.
Bir kadın el kaldırdı.
Yanlış hatırlamıyorsun İstanbul Teknik Üniversitesi'nde falan.
Dedik ya ben böyle bir erkek istemem ya dedi.
Ya bu kadar dedi böyle romantik.
Yani o kadar kötü ki.
Çünkü o öyle bir çevrede büyüdü.
Maskülenliğin o toksik maskülenliğin o erkek şöyle yapar böyle yapar evi korur bilmem ne.
İşte para getirir.
İşte hareketi başlatır, güçlü olur, kuvvetli olur.
Duyguları onu o kadar içselleştirmiş ki.
Evet.
Normal olan onun için itici bir aşağılanası.
Halil ikili ilişkilerde maskürenlik bence, toksik maskürenite bence ciddi problemlerden bir tanesi.
Mesela hiçbir kadının ben şey yok ya benim partnerim erildi, çok fark etmez diyeceğini düşünmüyorum.
Yani o eril enerji olsun ama sınırı da aşsın bakalım bir.
Evet.
Mesela desin ki akserinde işte kolun açık.
Yani onun sınırları da çok muğlak.
Nereye kadar maskülen olmalı?
Sınırlar nerede?
Nerede?
Yani nereye kadar erkek öyle hötöt tavrını koruyacak da nereye kadar korumayacak?
Ben mesela çok korkağım ikili ilişkilerde.
Çok korkak biriyim.
Birine mesaj atmak, birine fazladan bir şey demek.
Yani rahatsız ettin mi?
Rahatsız olur mu?
Ama mesela beklenen şu bazı yerlerde.
Hayır ya yatsın ya birazcık peşimde koşarsan taciz mi?
İki mesaj fazla attın.
Tarihize girdi mi girmedi mi?
Evet şimdi bir de sınırlar konusu var ya.
Neredesin temas alanı?
70'lerde çekilen Tarık Akan filminde Tarık Akan'ın oradaki Zehra karakterinin peşinden gitmesi, otobüsün tepesinden eğilip yanağından öpmesi bize çok romantik geliyordu.
Şu an sınır aşımı diye anlatılıyor.
Ki hakikaten şu an birisinin öyle yaptığını düşünüyorum.
Gerçekten sen ne yapıyorsun kardeşim derim ben.
Ya da sokağına yazı yazıyordu falan.
Orada izlerken çok romantikti.
Ama bugün baktığımızda aslında çok sınır aşan bir davranış.
Ama bir yandan da baktığımızda çok maskülen yani.
Geldim aldım gittim falan gibi bir şey oluyor.
Sınır nerede?
Sınır nerede?
Şu an işim ve ilişkilerde büyük sorunlardan bir tanesi bu.
Sınırlar muğlak, ilişkiler muğlak.
Kadının beklentisi yani söylemiyle beklentisi farklı.
Mesela ben şöyle şöyle insanlar istemem diyorum ama öyle partneri.
Nasıl oluyor?
Çünkü aslında istediğin bir yerde de o yani.
Evet.
Ama sen de kendinle temas edemediğin için ne istediğini de bilmiyorsun.
Erkek için de aynı şey geçerli.
Yani o da ne istediğini bilmiyor.
Nerede nasıl davranması bilen erkek sayısı nasıl davranacağını bilemezsin.
Çünkü yine kodlar da bireysel.
Yani işte o yüzden galiba yeterince konuşmadığımızda ve yakınlık kurmadığımıza geliyor konu.
Partnerine ya da flört ettiğin birisine en başında
ya şöyle şöyle yapman, kolumdan tutup çekmen hoşuma gider.
Yola atladığımda işte arkamdan tutman, işte araba geliyor diye beni tehlikeden koruyor gibi role bürünmen hoşuma gider.
Bunu bir kadının söylüyor olması lazım ki erkek de orada sınırının ne olduğunu bilsin.
Ya da bunu bu şekilde sert söylememize de gerek yok.
Yani bunu bir şakayla ima edersin, filmde gördüğün bir sahnede söylersin.
Yani bunu söyleyecek alanların ben çok fazla olduğunu dışarıda sokağa gözlemlerken bile söyleyebilirsin.
Şundan hoşlandım, bundan hoşlanmadım.
Ama herkes zaten önüne telefonuna baktığı için kimse birbiriyle ilişki kurma, birbirine neyden hoşlanıp hoşlanmadığını söyleme pozisyonda değil.
O yüzden de sınırlar belli değil, işte erkek nerede durup durmayacağını bilemiyor, kadın ne yaparsa toksik maskülen oluyor onun farkında değil.
Biraz bence bunları konuşmaya ihtiyacımız var.
Kesinlikle ama bir de şöyle bir noktada var.
Nereye kadar konuşabilirsin bu kadar?
Bir yandan da bu var. Çünkü bütün içeride beklediğin bir sürü şey var.
Tamam beni söyledin işte kapıyı açtın, şöyle yaptın, bunu yapman hoşuma gider ama bir yere kadar paylaşabiliriz.
Ama sonra rayına girdikten sonra zaten tanıyorsun ya karşında.
Evet ama yine de soru işareti koyarım oraya.
Evet tanıyorsun, bir süre içerisinde tanıyorsun ama yine de ben senin ne beklediğini nereden bilebilirim.
Ama eskiden de bilmiyorduk. Yani 10 yıl önceki ilişkilere baktığımızda bilmiyorduk.
Varsayarak devam ediyorduk ve belli yerlerde duruyorduk.
Çünkü varsaymak daha riskli ama.
Bence.
Yani bundan hoşlanır.
Varsaymak çok riskli.
Mesela bu beni çok daha pasif bir insana itiyor.
O zaman zaten kitleniyorsun.
Kendi gibi kalıyorsun.
Ne yapacağız o zaman?
İlişki krizi alsana.
Çok zor.
Yani bunu anlatabilmek, anlaşabilmek şu dönemde inanılmaz zor.
Diğer tarafta şu çok alternatif.
Yani hayatta bu kadar alternatif sosyal medya, dating app'leri bilmem neler.
Bu kadar alternatif varken birine yatırım yapabilmek.
Onun yanında kalmaya devam edebilmek.
Ona kendi duygularını anlatmak.
Hatalarını alan açabilmek falan.
Çok zor artık yani bu kadar.
Kimse kimse enerjisini vakfetmek istemiyor.
Kimse kimseyi anlamaya çalışmak istemiyor.
Çünkü hemen 5 dakika sonra orada bir alternatif daha var.
Belki o daha tatlı alternatif bilmiyor.
Ve onun için birine şu an şu dönemde birine yatırım yapmak, yanında durmak, hatasıyla anlayabilmek.
Mesela beni hayatta böyle en çok çeken şeylerden biri halimin kabulü.
Ya yara bere içindeyiz hepimiz.
Yara bere içindeyiz.
Birçok konuda travmalarımız, eksiklerimiz, yanlışlarımız, sorunlarımız, mekanizmadaki, algılamadaki problemlerimiz.
İyi çalışmıyor kafalar yani.
İyi çalışmıyor.
Birçok konuda maraz var.
Çünkü yaşadığın başka bir şey sana normalleşmiş, oturmuş.
Ama senin o halinin kabulü ya da o böyle.
Mesela bu en yakın arkadaşlardan neden bu kadar iyi ilişkilerim?
Ya olsan öyle.
Kabul var başta.
Muhteşem bir şey.
İkili ilişkilerde bunu yapabilsek inanılmaz olurdu.
Ama çok zor.
Ben yine çocuklarla ilgiliden geleceğim.
Kızlarla olan iletişimimde, çocuklarla olan iletişimimde mesela ben onlara bazen bağırıyorum.
Ya da tartışıyoruz.
Ya da istemediğim davranışlarda bulunuyorlar.
Gerilim oluşuyor aramızda.
Sonrasında diyorum ki ben sana kızdım evet bu yanlıştı.
Ve hala kabul etmiyorum yaptığın şeyi.
Ama ben seni yine sevmeye devam ediyorum diyorum.
Bunu söyledikten sonra zaten onun sistemi yumuşuyor.
İkili ilişkilerde bunu çok fazla yapamıyor olmamız da galiba problemlerden bir tanesi.
Dedin ya arkadaşların seni kabul ettiği için kendini onlarla rahat hissediyorsun.
İkili ilişkilerde tabii tolerans eşliklerimiz çok daha düşük oluyor.
Çünkü beklentiler de çok yüksek.
Tabii yani ikili ilişkilerde tolerans daha düşük.
Beklentiler daha yüksek oluyor genel itibariyle.
Haliyle bir kişinin yaptığı yanlış bir davranış mesela bir öfke patlaması benim de tölere etmekle çok zorlandığım.
Ama bunu çaba gösterdiğim bir yer.
Anlamaya çalıştığım, yardım etmeye çalıştığım, durmaya çalıştığım bir yer.
Ama kolay mı burada durabilmek?
Yani bir öfkeye karşı veya beklenmeyen bir tepkiye karşı orada durmak çok zor.
Bunu alana açmak çok zor.
Ve sadece bu burada konu hani öfke dediği aslında öfkeden de çıkmış oluyoruz.
Yine aynı yerlere geliyoruz.
Mesela şey dedin yani evet öfkelendin bunu kabul ediyorum.
Her şeye rağmen seviyorum.
Her şeye rağmen seni seviyorum.
ve bu bir tanesi ama
ilişkiye girdiğinde konu
sen ebeveyn rolü olduğu için orada bunu kabul etmek
daha kolay ama karşındaki de yetişkin.
Çok daha zor çünkü ben mesela öfkeyi
anlamıyorum. Ben de öfkeleniyorum.
Ama ben mesela çok öfkelenme şunun çok yapmışlığım
var. Bağırmışlığım da var tabii ki.
Ama genelde şöyle derim. Ya mukadder onu
buraya koyuyorsan bununla ben hiç hoşlanmıyorum.
Bunu yapmasan olur mu? Şu an gerçekten çok öfkeliyim.
Öfkeli mi profilim? Değil.
Ama öfkeliyim. Ya illa ben şey mi
yapacağım böyle kendimi mi döveceğim öfkeli
olduğumu göstermek için. Bazen var ya
İçim kaynıyor öfkeden
Böyle bir şeyleri kırmak istiyorum ama diyorum ki
Ya onu çok öfkelendiriyor beni
Yapmasan olur mu? Çünkü niye ben
Sana zarar vereyim ki? Niye bağırarak
Senin hormon dengeni bozayım
Mentay sağlığına zarar vereyim
Bunu yönetemediğim de oluyor
Mesela bunu da ne kadar
Yönetmek sağlıktır ne kadar yönetmek sağlıksız
Bu da başka bir mesele
Çünkü öfkede gösterilmesi gereken bir duygu
Ben mutlu olduğumda şu an kahkaha atıp sana bir şey diyebilirim
Kimse de yargılamaz ama öfkeli olduğumda
Biraz ses yükselteyim
Bu da kabul edilebilir olmalı.
Ama ediyor muyuz?
Evet kabul edilebilir olmalı.
Bak şimdi aklıma sen anlatırken çok güzel bir şey geldi.
Bununla da yavaştan kapanışa geçeceğiz.
Şöyle yakın zamanda izlediğim bir çift terapisti.
Amerika'da yaşıyor bu adam.
İsmini yine açıklamalara yazarım.
Çünkü önemli birisiymiş anladığım kadarıyla.
Şundan bahsediyor.
İkili ilişkilerde harmony, disharmony ve repair döngüsünde olmanız lazım.
Yani işte uyum, uyumsuzluk ve tamirat.
Biz genelde uyum uyumsuzluk arasında gidip geliyoruz ama tamir etmeyi unutuyoruz.
O tamirat yapılmadığı için de o birikenler ilişkileri çıkmaza sokuyor gibi bir yorumu var.
Ve bu bana çok açıklayıcı ve çok basit bir şema gibi geldi.
Çünkü o söylediğin gibi yani disharmony olacak.
Öfkeleneceksin ve orada o kavgayı vereceksin neyse kızdığın şey.
Harmony zaten istediğimiz bir şey.
Uyum içinde olalım.
Ama sonrasında o uyumsuzluktan sonra sen onu tamir edebiliyor musun, edemiyor musun?
Buna şöyle bir örnek de var.
İlişkiler, özellikle yakın ilişkiler kopup tekrar birleştiğinde daha güçlü hale geliyor.
Evet.
Mesela bu da inanılmaz bir şey.
Çünkü orada başka bir bağ kurulmuş oluyor.
Bu söylediğin de ona benziyor.
Evet bazen uyumsuzluk olacak ama onu onarabilmek büyük meziyet.
Yine çok sorun.
Çünkü mesela onu onarabilmek için de duygularla temas etmen gerekiyor.
Ben mesela bu konuda çok kötü değilim.
Ama iyi olduğumu düşünmüyorum.
Çünkü bazen şunu yaptığım hatalar binlerce tabii ki de.
Bu mesela bir sorun ve bunu senin çözmen gerekiyor.
Abi niye?
Bunu diyemezsin karşı tarafa.
Sen berabersin ya onunla.
Seni de orada bir pozisyon alıp buna ne yapabiliriz?
Ben ne yapabilirim bunun için?
Bunu nasıl düzeltebiliriz diyebiliyor olman lazım.
Bu da büyük mesele.
Yapılsa muhteşem.
Bilgen söylemişti bunu.
Konuştuk ya doktor, psikolog, bilgen.
Yani hani biz bir takımdık diyor.
Yani sen onu yaptın ben bunu da yaptım demekten parmak sallamaktan takım olmayı unuttuğumuz bir yere geliyoruz.
Yani genel anlamda ilişkilerle ilgili bence önce kendine temas sonrasında karşındakiyle temas ve o yakınlığın, bağın tekrar yakalama umudunun canlı olması lazım sanırım.
Ve işte bu toksik maskülen rollerden de biraz uzak durmamız lazım hem kadın hem erkek.
Evet inşallah.
Ben de öyle umuyorum.
Çok zor ama.
Umarım yani başka insanlara da konuşacak alan açmışızdır diye düşünüyorum.
Umarım umarım.
Şimdi bu mesele şöyle olacak videonun sonunda.
Arkadaşları bana atacaklar bunu.
Gene saçmalamışsın.
Gene romantik romantik konuşmuş.
Allah'ım yarabbim ya.
Ya biraz erkek ol.
Diyecekler bunu biliyorum.
Lütfen söylesinler bana da at o insanları.
Tamam atacağım.
Onları bu sefer afişe edeceğiz.
Aynen afişe edeceğiz.
Anlaştık.
Çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
