
S3B1: Gölge Arketipi ve Jungiyen Analiz | Didem Çivici
14 Ekim 2026 · 45 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi’nde 3. sezona Jungiyen analist Didem Çivici ile başlıyoruz.
Carl Gustav Jung’un kuramındaki en dikkat çeken arketip olan gölge arketipi nedir? Gölge ile karşılaşma ne demektir? Bireysel dönüşümlerde gölgenin yeri nedir? gibi pek çok soruya Didem tüm içtenliği ve derin bilgisiyle cevap verdi.
---
Didem Çivici kimdir?
Didem Çivici, C.G. Jung Enstitüsü-Zürih’te eğitimini tamamlamış bir Jungiyen psikoanalist olarak Türkiye’de çalışmaktadır; Uluslararası Analitik Psikoloji Derneği (IAAP) üyesidir. Pavonis Eğitim web sitesinden daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
---
---
Önerilen okumalar:
• Gölgeyle Buluşma ve İnsan Doğasındaki Karanlık Yüzün Gizli Gücü - Ed. Connie Zweig
• Gölgene Sahip Çık - Robert A. Johnsonn
• Demir John - Robert Bly
Transkript
Anne ya da baba kendi gölge yanını eğer sahiplenmezse o çocuklarda tezahür eder diye bir şey.
Evet böyle bir ifadesi var.
Hatta Jung'un tam yani cümleyi kelimesi kelimesine belki şey yapamam, söyleyemem ama
anlamıyla yani en büyük yapılabilecek kötülük bu denir.
Çocuğuna bırakabileceğin en kötü miras yaşamadığın hayatındır.
Evet.
Yaşamadığın hayatın çünkü bir şekilde hadi öyle diyelim tam keskin cümle sevmesem de
bilinç dışında bir potansiyel olarak yaşamaya devam ediyor.
Dini mitolojiye baktığımızda ilk kötülük sorunsalını Habil ve Kabil'de görüyoruz.
Evet.
Bu hiç değişmedi hocam.
Evet, evet.
Biz hala Habil'le Kabil'iz.
Hala oradayız.
Üstüne bir tane buğday tanesi koyamadık.
Koyamadık, evet.
Olmadı yani.
Bu da bize bir şey söylüyor.
Yani ne kadar bilinçli olmamız gerektiğini ve bunun bizim doğamıza dair olduğunu.
Evet, çok güzel bir yere geldik.
Bunu biz yaratmadık yani.
Evet bunu bastırmayacağız, bunu yok etmeyeceğiz ama onu entegre edeceğiz diye bir yorum var.
Evet yorum var ama işte burası da kafa karıştırıcı yani.
Ha entegrasyon ne?
Çünkü gölgeyi yaşayacağız mı entegrasyon ne dediğin gibi.
Evet nasıl entegre edeceğiz kendi psikiyemize, kendi benliğimize.
Gölge içeriğine biraz şey gibi bizim hani çöp kutumuz diye bakıyorum öyle davranıyoruz yani.
Evet.
Neyi çöp attıysak onlar gitmiyor yani.
Bir yere gitmiyor aslında orada birikiyor bir yerde.
Evet. Hele ki şimdiki düşünsene yani şeylerimizi.
Kurtulmaya çalıştığımız bütün çöplerimizi yani.
Teknoloji atıkları vs. Bunlar atık gerçekten de bir yanda.
Ama sadece bana ait atıklar değil.
Sıkıntı burada zaten.
Ama gölgenin içeriği nedir dersen ve nasıl oluşur dersen
Jung'un gördüğü bu öngördüğü.
Yani bilincin oluşumuna eş zamanlı, ona eşlik eden bir oluşum.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz. Ben Mukadder.
Bugün 3. sezonumuza farklı bir settingde başlıyoruz.
Salonumuzun başka bir kısmındayız.
Kodum Didem Çivici.
Türkiye'deki tek Jungian analist Didem.
Ve bu sebeple de kendisini baya bir aradım.
Çünkü ben Jung'la ilgili çok fazla okumalar yapmıştım.
Sonrasında oklar beni Didem'e götürdü.
Hoş geldin Didem. Nasılsın?
Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Gayet iyiyim.
Süper. İstanbul'da değilsin artık. Antalya'dan geldin.
Evet. Bir süreliğine oradayım en azından.
Tamam. Çok güzel.
Şimdi Jungian analist kimdir?
Bunu senin açıklamanı isterim çünkü tıp eğitimi kadar uzun bir eğitim süreciniz oluyor bildiğim kadarıyla.
Biraz detayları senden dinleyelim.
Olur. Öncelikle şu aslında yüksek lisanstan sonra yapılan ileri bir eğitim bu.
Ve ana akım okullarda okutulmuyor.
Nedir? Uluslararası bir dernek var. Akreditasyonu da oradan.
Ülkelere göre değişiyor regulasyonlar.
Fakat yüksek lisans sonrasında doktora diyemeyiz aslında.
Çünkü normal bir lisans kadar uzun ve meşakkatli.
Herhangi bir tez ya da kısa dönemli bir eğitim değil.
Ve en önemlisi kendi zamanında ilerliyor.
Bunun en büyük faydası da zaten aslında ana akımda pek çok ekoldan ayıran şey
trainingde yani eğitimde olan kişinin kendi analiz sürecinden geçmesi.
Ki eğitimin zaten merkezinde bu var aslında.
Jung'un döneminden beri bu değişmedi.
Her ne kadar birkaç tane ufak değişiklik yapılsa da
en az 300-350 saatlik bir self analysis dediğimiz kendi analiz sürecimizden geçiyoruz.
Yine bir analiste, training analyst deniyor.
Analiste çalışarak hocalarımızla.
Zaten sadece buradan hesapladığımızda en az 5-6 sene sürecek bir süreçten bahsediyoruz.
Ama ufak değişiklikler oluyor.
Yani ben 7 senede tamamladım.
8-9 senede, 10 senede tamamlayan arkadaşlarımız var.
Hatta daha uzun.
Değişiyor yani.
Gereklilikleri normal bildiğimiz, alışık olduğumuz eğitim sisteminden çok farklı.
Tamamıyla kişi odaklı.
Çok şahısa odaklı bir sistem aslında.
Sen peki nasıl araştırdın? Bu yola nasıl girdin?
O uzun bir yol mu?
Birincisi ben meslek edinmek için girmedim.
Evet, kendi merakın.
Yani bizde evet benim gözlemlediğim en azından bizim enstitüde
ben bu arada Carl Gustav Jung Zürich okulundan
orada iki tane okul var gerçi ama ilk enstitüden mezunum.
Hiçbir şekilde yani hani böyle bir meslek edineyim,
ay Jung'un analist olayım falan değil.
Benimki birazcık hep derim canavliyle.
Biraz canımı kurtarmak için gittiğim bir süreçti.
Yani girdiğim bir okuldu.
Ve şey yani gerçekten belli terapi sistemlerinden kendim için, kendi ihtiyacımla ilerlerken cevap alamayınca ve işler biraz daha sarpa sarmaya başlayınca içimde ve dışımda.
Ondan sonrasında bir o zaman çok sevdiğim bir dostum böyle böyle Zürich'te bir okul var seni oraya gönderelim dedi.
O gün girdim web sitesine bir şekilde buldum.
Onu bulmak da o zaman çok zordu yani.
Birkaç tane farklı okul var çünkü.
Bir şekilde karşıma çıktı ve tam dedim gideyim bir bakayım.
Yani sadece ilk gittim de bu arada 3 günlüğüne gittim ben.
Yani Jung psikolojisine giriş vardı o zaman.
Şu anda yapıyorlar mı bilmiyorum.
Bu arada 2018 senesinden bahsediyorum yani.
Tabii 2017'nin sonuydu ben karar aldığımda.
Ve gittim bahçesine girdim.
Havayı kokladım.
Çevreye baktım ve dedim ki galiba ben buradan devam edeceğim.
Ne güzel.
O anı hatırlıyorsun.
Tabii tabii. O dün gibi her şey ile. Bütün bedenimde hissediyorum gerçekten. Ama şey ben son raddeye kadar analist olacağım diye ilerlemedim.
Kendi ihtiyacınla başladın.
Kesinlikle. Ben hep derim kendi canımı kurtarmaya gittim diye. Sadece bu böyle şey artık bazılarımız için şey mi olur bonusu mu derler ya da bir çıktısı.
Bir de benim zaten kendi mesleğim eğitmenlik ve en çok keyif aldığım alan orası.
Orası daha ağırlıklı gitti ama analistikte boynumuzun borcu yapıyoruz.
Yapıyoruz.
Bir şekilde.
Harika.
Devam ediyor musun şu an eğitimler dışında terapi vermeye?
Tabii analistik yapıyorum.
Yapıyorum.
Oranın değerini süreçte tabii ki de insan biraz daha anlıyor demeyeyim ama yoğuruluyorsun.
Ben çok az insanla çalışıyorum.
Tahmin ediyorum.
Evet o konuda da çok seçiciyim.
Ama şey nasıl diyeyim tatmin doğru kelime olmaz ama böyle içimi ısıtan bir şey analistik.
Anladım.
O yüzden bırakmıyorum.
Çok güzel.
O sene besleyen de bir şey bir yandan diyebilir miyiz?
İnsan olduğumu hatırlatan diyelim mi?
Yani besleyen mi bilmiyorum.
Bence kişiden çok şey alan bir şey.
Ama bence insan olduğunu hatırlatan bir şey.
Hem insan olduğunu hatırlatan hem de kuramla beraber kuramı hani daha teknik olarak okudun ve kendi üzerinden anladın anladığım kadarıyla.
Ama farklı bireylerle beraber aslında daha iyi beslendiğin bir şey haline gelmiş gibi algılıyor.
Aslında şöyle diyebilirim. Her bir bireyle yani ben mesela kuram diyemem. Kuram kelimesini kullanamam.
Analitik perspektifi anlatırken bak perspektif diyorum bir yaklaşım diyebiliyorum en fazla.
Ama evet kuram yani psikolojik ve bilimsel olarak bakarsak.
Fakat şey, her bir yeni analizan diyoruz bizde danışan kelimesi.
Yani kullanılır ama çok nadiren.
Aslen analizan kelimesi kullanılır.
Her bir kişiyle çalışırken, hadi şöyle diyeyim, yeniden bütün kuram yazılır.
Aa çok güzel.
Evet, beni zaten en çok bu alana mesleki olarak çeken şey budur.
Yani her bir kişiyle psikolojiyi yeniden keşfedersin.
O yüzden bu kadar az sayınız diye anlıyorum.
Çünkü kitleler halinde verilemeyecek bir eğitim değil mi?
Öyle öyle.
O yüzden sayınız az.
Kesinlikle.
O yüzden de ana akım bence hiçbir zaman olamaz.
Olamaz.
Ana akım gitgide daha merak duyuyor.
Burası kesin.
Fakat olamaz ve olmamalı da belki.
Alternatif bir bakış açısı denemez.
Kesinlikle.
Fakat hadi diyelim ki sistemi farklı.
Başka gereklilikleri var ve çok zaman çok iş, çok emek, çok enerji demek.
Çok birey odaklı.
Tabii ki de.
Her zaman birey odaklı.
Tabii sonra da konuşuruz belki.
Sadece birey değil.
Çünkü bizde merkez ego psikolojisi değil mesela ana akımdaki gibi.
Özellikle ilerledikçe, derinleştikçe konu bambaşka bir boyut alıyor.
Genişliyor ve derinleşiyor gerçekten de.
Ama kesinlikle yani oturduğumuzda artık bütün dünya yani gerçekliği orada ama sıfırdan.
Yani bütün bildiklerinin gerçekten Jung'un öyle bir ifadesi var analistler için verdiği tavsiye diyelim hadi.
bütün kitapları, bilginizi
belki diyor muydu hatırlamıyorum bence
diplomaları vesaire her şeyi
kapı dışarı edip sadece insanla
ve onun gerçekliğiyle
ve o anki olan en güzeli bence
aradaki ilişki
gerçekliğiyle bırakan
çok güzel anlattın. Şu an çok güzel
anlattın çünkü kendi eğitimini
sorduğumda sana tam bir
analist gibi anlattın değil mi?
Jungian analizin özetlerken
işin doğasını anlattın ve kendi
eğitim sürecini de onun doğasına
göre aktarmış oldun. Biz senle
konuyu seçerken, konu başlığımızı
gölge arketipinden ben bahsettim
bu konuya biraz fazla eğildiğimden
son yıllarda. Bununla ilgili sohbet
edeceğiz. Ama sanırım gölgeyi anlamak
için de öncelikle kurama ana
hatlarıyla biraz senden dinlesek
iyi olur diye düşündüm ben. Jung
aslında pis şeyi nasıl anlatıyor?
İnsanı nasıl anlatıyor?
Evet yani gölgeden tabii
konuşmak ve ondan bahsetmek için
anlamayı bilemiyorum. Ben hala anlamış
değilim. Anlayabileceğimi de pek sanmam.
Ama bir çerçeve
gözümüzünün de dursa cidden iyi olur.
Çünkü bildiğimiz psikolojik
bakış açısından da biraz tabii
farklılığı var. Ama şöyle
Nacize anne ben yine kendi deneyimim
ve anladığımdan anlatabilirim.
Çok dürüstçe söyleyeyim ki ben
farklı hocalardan psikoloji
kuramını diyelim, psikoloji anlayışını dinledim.
En az 6-7 tane farklı
ortak noktaları olsa da
çizim ve anlatım dinlemişimdir.
Yani standartize edilemez.
Çünkü zaten Jung'un hani bu meşhur kaç yılındaydı 59 yılında yapılan BBC için yayınlanan o meşhur Freeman'la olan röportajında da zaten söylüyor.
Yani hiçbir şey bilmiyoruz diyor.
Pisi şeyle ilgili.
Onun da mesela metaforik bir anlatımı vardır.
Yani uzay bilimlerine bakın uzayla ilgili ne kadar bilgimiz varsa insan pisi şeysi hadi diyelim ki bence ondan daha farklı ifade etmek gerekir.
Pisi şeyle ilgili bildiğimiz şey de o kadar az.
haliyle çok kesin ifadelerle yargıda bulunmak
affedersin ama en iyi ihtimalle ahmaklık olur bence.
O yüzden de çok değişen ve araştırılması gereken en önemlisi
bence Jung psikolojisinin de merkezinde yine duran bir şeydir bu.
O yüzden de analiz kıymetli.
Ampirik dediğimiz yani deneyimsel ve deneysel olmak zorunda.
O yüzden zaten kişi ve pratisyeni kendisi önce
pisişe ve içerikleriyle karşı karşıya gelmeye zorlar.
Aksa'yı da sadece teori tamam okey çok güzel okuyoruz.
Ondan sonra ezbere hani danışanlar bu galiba bu diye hani bir şeyler iddia etmeye başlıyoruz.
Bu kişiyi deneyime soktuğu için tabii ki de pis şey başka yerden anlatmak gerek.
Uzun bir giriş yaptım ama şöyle yine kendi anladığım velası.
Pisi şey dediği şey birincisi ben böyle anlatıyorum gerçekten.
Birincisi ruh değil yani sadece ruh değil.
Haliyle o yüzden ben haddimi aşarak birazcık düzeltme yaparım.
Psikoloji dediğimiz şey ruh bilimi değildir diye.
Pisişe bilimidir aslında.
Hale pisişene.
Tabii ki de etimolojisi, Yunan kaynakları, kelimenin farklı anlamlarına gitmek her zaman.
Oralara bakmak gerekiyor ama
Jung'un deneyiminden ve bizi soktuğu zorladığı bu süreçteki deneyiminden ilerlediğinizde
Şimdiki şu da muamma, ruh ne?
Evet.
Bu hocam yani binlerce yıldır.
aynen binlerce yıldır sürekli
felsefede, psikolojide her yerde konuştuğumuz
bir şey tartıştığımız ve hala bilmediğimiz
bir şey aslında. Şu belki var
ruhu deneyimliyoruz. Ben mesela
canlılık olarak deneyimliyorum.
Bir kişi yani hani o
canlılık benim için mesela çok elle tutulur
bir şey. Yüksek bir
enerji olarak bedenindeki bir
yüzüne yansıyan bir canlılık olarak
ondan sonra bir
bir harmoni olarak mesela
yaşadığımı düşünüyorum. Benim deneyimim bu.
ama bunu direkt bu budur diye ifade etmekten her zaman kaçınırım.
Ama Pisişe'ye gelirsek Pisişe için Jung şöyle bir açıklamada bulunuyor.
Bu diyor farklı tezahürleri var, farklı ifadeleri var diyor.
Bir tanesi yani bir içeriği gibi baktığınız evet ruh dediğimiz şey.
Diğerine işte tin diyor mesela.
Burada ayırmaya çalışıyoruz bir nebze.
Spirit denilen bir olgudan bahsediyor.
Ama bence beni en böyle şaşırtan demek istemem ama her seferinde etkileyen şey pisiş aynı zamanda beden demek.
Haliyle bir pisişe çalışanı diyelim, pisişele hemhal olan bir insanın bedenin dışında çalışmasının imkanı yok.
Haliyle gidip de psikoloji sadece ruh bilimidir dersek eksik kalırız.
Zaten Jung'un da çok net bir ifadesi var.
Ruh sınırlı bir psikolojik fonksiyondur diyor.
Sınırları olan psikolojik bir fonksiyondur.
Bu ruhu azımsadığı için değil.
Tam tersi.
Adamın hayatı animayı ve ruhu aramakla geçmiş yani.
Ama pisişeyi sadece animaya sıkıştırmıyor.
Ki burada anima kelimesini özellikle seçiyorum.
Çünkü pisişe için hani gel hem de dinleyenler için de net bir şey olsun.
Anima, spiritus ya da spirit ve korpus yani beden diyor.
Bu üçünün birlikteliği, bütünlüğü pisişedir diyor anlayabildiğince.
Ve bence de deneyimin içerisine girdiğinizde ki gölgeden bahsederken eminim oraya da gideriz.
Ruhtan daha fazlası yani o canlıktan daha fazlası bir yere götürüyor insanı.
O yüzden de hani bu bence kuram dersek önemli bir kısmı bir de zaten çok bilinen aslında.
Günümüzde daha çok da ana akımda da arkadaşımızın, meslektaşımızın yavaş yavaş meylettiği ve merak duyduğu şey
bilinç dışı, hani Freudian
teoremden biraz daha biliyorsun
farklı ki, kişisel bir
ögeden daha büyük olan
bizim kolektif
ifadesini kullandığımız
kolektif pisişe.
Bunu özellikle kolektif pisişe diyorum çünkü sadece kolektif
bilinç dışı da bazen yanlış
anlaşılabiliyor. Çünkü bakarsan
biraz daha hani ileriye gidip geri
geleyim. Egonun da kolektif yönü var.
Ego da sadece kişiye ait değil.
Çünkü bir arketip. Egonun da
bilincin de kişisel ve
aynı zamanda insana ve doğaya mal olmuş bir de kolektif tarafı.
Buralar belki de en böyle hani bilmemiz gereken demeyeyim ama ilk göze çarpan
kuramdaki hem farklılıklar hem de belki gölgeden konuşurken de en işimize yarayacak kısmı.
Kolektif bilinç dışı kısmı ki belki güzel bir karşılaştırma benim her zaman çok içime sınar.
Freud'un bilinç altı ifadesi vardır biliyorsun.
Evet.
Jung şey der, Freud'un bilinç altı dediğine ben kişisel bilinç dışı diyorum der.
hali. Orada geldiğimizden
daha büyük bir dünya. Tabii ki
daha alt kısmı diyelim ya da üst kısmı bilmiyorum.
Yani bildiğim
kadarıyla tabii sen beni düzelt eğer
yanlış bir yorumda bulunursam. Bireyleşme
nihai hedef gibi
algılıyorum ben Jung'un kuramında.
Bireyleşme yoluna giderken de
ilk başta gölgeyle
sonra anima animusla
bu karşılaşmalar yaşanıyor.
Ama onlarla karşılaşana
kadar aslında hayatı ufak ufak
deneyimliyoruz değil mi? Tabii.
O deneyimlerden sonra bir şey oluyor.
Çarptığımız yerde ya gölgeye ya anima animus tarafımıza çarpıyoruz.
Belki o bireyleşmeden önce ilk karşılaştığımız şeyin gölge olması önemli olduğu için benim dikkatimi çekti.
Hepimizin aslında biliyorsunuz de o kelimeyi de kullanalım mı?
Popülerleşen bir kavramda her alanda.
Yani bu sinemada, senaryo yazılarında da biliyorsun ki sinema sektöründe de çok aslında yeni değil kesinlikle.
Bence hani Jung'un bunu gündeme getirmesi belki yani 20. yüzyılın ortasıyla birlikte yavaş yavaş anladığım ben bir sinemacı değilim ve o kadar derin bir araştırmam yok ama gözlemlediğim şey yavaş yavaş o literatürde yani edebiyata da geçen bir şey.
Zaten aklın yolu bir.
Bence insan kendisini merak ettiğinde o dünyaya mecburen giriyor.
Yani bunu ilk yapan ve son yapan kişi Jung değildi.
Evet yani sinemadan öncesinde de işte bu masallar, işte dini kitaplar, anlatılan mitolojik hikayeler hepsinde aslında o kurguyu görebiliyoruz.
Tabii ki.
Onları eşelediğimiz zaman aslında aa bu bunun gölgesi, işte bu bunun bireyleşmiş hali, işte bu bunun saf dil kız hali gibi şeyleri görmeye başlıyoruz.
Onu aslında derinlemesine okumaya başlıyoruz.
Belki oralardan gidebiliriz.
Peki gölge nedir?
Gölge arketipi nedir sence?
Onu nasıl tanımlayabiliriz?
Önce şeyde ekleyeyim mi?
Deminki ifadelerinle ilgili bana kalırsa önemli bir detay var.
Şimdi her şeyi tabii teorize edip çok konvansiyonel bir bakış ihtiyacımızla, düzene ihtiyacımız var.
Çünkü standartize etmeye ya da sıralamaya çalışıyoruz.
Şu bana kalırsa büyük bir kayıp okumalar yaparken ve incelerken şeyin bir sıralaması yok.
Yani bir bireleşme süreci var.
önce gölge, sonra animanimus, sonra benlikle
buluşma falan. Böyle bir şey yok hocam
deneyime girdiğinizde.
Gölgeyle buluşma hayat boyu süren bir şey.
Gölge yani
buluşma dediğimiz o da çok
büyük bir cümle aslında.
Yüzleşme falan oralara da belki geliriz.
Büyük büyük cümleler. Ama şey
yani böyle sırayla giden
kişiden kişiye değişmeyen
bir daha geri dönülmeyecek bir şey
değil. Çünkü çok kaotik bir süreç.
Bazen ileri yaşta tekrar ziyaret
ettiğiniz. Bazen erken yaşlarda
yani mesela orta yaşa kadar
bu süreç başlamıyor gibi de
konuşamayız. Bazen
6-7 yaşındaki çocuklar bile
bile demeyeyim yani o yaşlarda bile
belli deneyimlerimiz oluyor.
Ki ben çocuklarla çalışmıyorum. Eğitim
o yönde değil ama çocuk analistlerimiz
de var. Bakıyoruz ki
annenin karanlık yanı ya da kolektif
gölgeyle çocuk kabuslarda boğuşuyor.
Evet öyle bir şey. Ne yapacaksınız?
Öyle bir şeyi de okudum bu arada. Anne ya da
baba kendi gölge yanını
eğer sahiplenmezse
o çocuklarda tezahür eder diye bir şey.
Evet böyle bir ifadesi var.
Hatta Jung'un
tam cümleyi
kelimesi kelimesine belki şey yapamam
söyleyemem ama anlamıyla
yani en büyük yapılabilecek kötülük
bu denir. Çocuğuna
bırakabileceğin en kötü miras yaşamadığın
hayatındır. Evet.
Yaşamadığın hayatın çünkü
bir şekilde hadi öyle diyelim çok
tam keskin cümle sevmesem de
bilinç dışında bir potansiyel
olarak yaşamaya devam ediyor.
Böyle bir bakışım var ki
tatbik içerisinde de bunu görüyoruz.
Bir yönüyle. Ben tamam çocuklarla çalışmıyorum
ama çalıştığım insanların
ben bazen analizamlarımın çocuklarının
rüyalarını getiriyorlar mesela. Onların rüyalarıyla
çalışmak zorunda kalıyoruz.
O da ilginç. Tabii ki annesini görüyor.
Babasını görüyor. Kabus dönemleri oluyor.
Evet. Zaten şöyle bir şey var.
Ailede birisi analize girdiğinde
herkes etkilenmeye başlıyor.
Herkes giriyor bence.
Ya çok ilginç.
Tabii sen bunu gözlemledin de birinciğinden.
Deneyimliyorsun da mecburen.
Evet.
Ben anne oğuma o dönemde gerçekten bunu ciddiyetle ve kısmen en azından bilincinde olalım diye ne kadar olabilirsek işte.
Söyledim yani ben sizin de materyalinizi çalışıyorum.
Bu bana ait değil çünkü.
Zaten yükü ve zorluğu ve ağırlığı bence o.
Evet.
Atlas'a benziyoruz.
Sırtımızda yani bir tane dünya olsa iyi.
Dünyalarla böyle.
iki büklüm gidiyorsunuz. Çoğu zaman
çocuklarımız öyle. Evet. Çünkü
anne baba hani
yaşamadıkları hayatı ona vermeye çalışırken
aslında o senin sorumluluğun
çocuğunun değil. Evet. Bir yandan öyle oluyor.
O kısım çok ilginç.
Peki gölgesi
olmayan bir insan olamaz. Çünkü
biz bir yanımızı parlatıyoruz.
Bir tarafta gölge de kalıyor ister istemez.
Değil mi? O parlayan tarafımız
neyse o anda. Anlatabiliriz aslında.
Diğer taraf gölge koyulaşıyor. Tabii tabii.
Yani o yine anlatım pis iş anlatım içerisinden devam edersek hem de.
Deminki sorunu zaten yanıtlamadım.
Şimdi şöyle bir durum gözlemleniyor.
Öyle diyelim.
Ego oluşumu yani ego oluştukça ve bu yapılanma devam ettikçe buna eş zamanlı gölge oluşuyor diyorum.
İkisi bağımsız olamıyor.
Tabii tabii bağımsız olamıyor.
Çünkü elimiz mahkum.
Çevre etkenler, aile vesaire bütün her şey yani dış dünyanın etkenleri.
bence iç dünyanın da etkenleri
kesinlikle. Oraları Allah bilir
yani ne etkenlerle.
Şu tarafını net bir cümleyle söylüyor.
Tek yanlı bir gelişim olur
diyor. İlla ki. Bu da
şuna benziyor. Yani düşün
sen hani öyle diyelim ki
ben egoyum. Zaten ben dediğim şey
bilincinde olduğum.
Ben didemim dediğim bu. Yine kesin
konuşmayalım. Var saygımız o ki bu
ego konuşuyor. Oralarda
karmaşık. Saf ego diyemeyiz ama
Yine de hadi gel öyle diyelim başlangıç seviyesinde.
Şimdi ben Didem'im dediğimde ve benim kişiliğim bu dediğimde ve ben ilgi alanlarım bazen annemin, babamın, çevremin, toplumun, insanlığın mesajla moda segliyor.
Bir şey popülerleşiyor vesaire ve o dalgalara kapılıyorum.
Bilinçli olsam bile bir ilgim yani hani farklı nedenlerle bir yöne doğru gidiyorum.
Yani zaten sonsuz potansiyelleri yaşamak gibi bir şey mümkün değil bir hayatta.
Tabii ki.
Yani 70-80'lerde bırak 100 senede nereye yaşıyorsun?
Evet.
Bütün insanlığa mal olmuş bütün parçaları yaşamanın imkanı yok.
Olasılıkları.
Bir meslek seçeceksin.
Hadi bilemedin 3 tane 5 tane.
Geri kalanı bir potansiyel olarak kalıyor.
Ve okey.
Potansiyellerimizden devam ediyoruz diyorsun.
Ve birkaç tanesi daha öne çıkıyor bu potansiyellerden.
Evet evet.
Bunlar genellikle bilinç sahasında bizim baskın dediğimiz, dominant ya da işte superior dediğimiz, superior baskın kişilik yapılarımız haline geliyor.
Bu biraz da Jung'un tipoloji dünyasına, o kuramına geliyor zaten.
Oraya hiç girmeyeceğim ama bu oluşurken yani baskın bir kişilik oluşurken diyor ki buna eş zamanlı pek çok şeyi ihtiva eden ki en başta da şu Freud'u burada hiçbir şekilde saf dışı bırakmıyoruz.
bastırdığımız, yok saydığımız, istemediğimiz, kötülediğimiz ya da hayranlık duyduğumuz ama başaramadığımız, kendimize yediremediğimiz, utandığımız, ondan sonra ekliyorum da lise çok uzun çözü.
toplumun kabul etmediği
katman katman gidiyor. Kişiden başlıyor.
Sonrasında insanlığa
belki çağlara
ilerleyen, genişleyen
reddedilen, yok sayılan
yakıştırılamayan, tabu olan
pek çok şey bir yerde
kümeleniyor. Ben o yüzden şey
gölge içeriğine biraz şey gibi
bizim hani çöp kutumuz diye
bakıyorum. Öyle davranıyoruz yani.
Neyi çöp attıysak onlar gitmiyor yani.
Bir yere gitmiyor. Aslında orada birikiyor
bir yerde. Evet. Hele ki şimdiki düşünsene
yani şeylerimizi. Kurtulmaya
çalıştığımız bütün çöplerimizi yani.
Teknoloji atıkları vesaire. Bunlar atık gerçekten
bir yanda. Ama sadece bana
ait atıklar değil. Sıkıntı
burada zaten. Ama gölgenin
içeriği nedir dersen ve nasıl oluşur
dersen Jung'un gördüğü bu
öngördüğü. Yani bilincin oluşumuna
eş zamanlı, ona
eşlik eden bir oluşum. Ama
işte soru bizi şuraya da getiriyor aynı
zamanda. Şimdi mesela benim
hep uyardığım derslere gelen arkadaşlarımızda
şu vardır. Gölgeyi
yani Jung'u da okurken buna denk gelebilirsin bu arada.
Kişisel bilinç dışına
Jung gölge der ve bunu kişileştirir
denir. Bu yanlış bir cümle değil ama
eksik. Çünkü sadece kişisel
içerik değil yani gölge.
Bunun dışında işte deminki anlattığımız
toplumdan gelen şeyler de var. Ailesel,
toplumsal, insanlığın
insanlığa ait. Hatta
bence onu da aşan. Doğaya ait.
Örneğin ne bileyim ben
işte kadınlık erkeklik meselesi ise
daha doğaya doğru gidince bu dişleri
prensiplere kadar gidiyor.
Hala derin bir konu. Sadece kişiye ait
bir konu da olmuyor. Evet yani
bu kuramlaştırılmadan ya da
Jung bunu görmeden önce
çeşitli mitolojik hikayelerde görülmüş
mesela en basitinden bu Ariadne'nin ipi
metaforunda baktığımız zaman
Minotaur'u niye labirentin içine
sıkıştırıyorsun ve bastırıyorsun?
İşte utandığın, görmek istemediğin şeyi
aşağıya pisişe
ya da o yapılanma aşağıya indiriyor ve onu görünmez kalacak çeşitli taktikler bulmaya çalışıyor.
Biz de aslında bilincimizde gündelik hayatımızdaki insanlar olarak bir sürü şeyi aşağıya görmediğimiz katmanlara saklamaya çalışıyoruz.
Peki bununla ilk karşılaşmamız nasıl bir şekilde oluyor?
Mesela okuduğum kitaplarda işte aşık olmak çok büyük bir gölge yansıtmasıdır gibi yorumlara denk geldim.
Ya da buna benzer neler olabilir senin aklına gelen gölgeyle ilk karşılaşma anları?
Yani o kadar büyük yerlere bile gitmemize gerek yok.
Trafikte bir kişinin sizin önünüzü kesmesi ve sizin tepki göstermeniz.
Tepkisel bir insan değilseniz bile.
İçsel yani suskunsanız bile, sineğe çekiyorsanız bile.
Bir şekilde bir duygusal tepkime dahi o anda zaten aslında bir gölge içerikle burun buruna geldiğimiz anlamına gelir.
Günlük hayatımızda o kadar çok yaşıyoruz ki.
şey de değil sadece olumsuz da değil
tabii ki de. Bunları bastırıyoruz da
bazen mesela çok ıh diye bir şey
çıkacak benim içimden ama onu çıkartmıyorum ya
o gölgeyi bastırdım. Ben hanımefendiyim
çünkü. Tabii ben hanımın
medeni bir
bayan olarak. Evet gibi.
Ve ne kadar
bunu kişiliğimiz
diye affına sığınarak
söylüyorum pazarlarsak
bilinçsizce o kadar da
o işte labirentteki
arkadaş öfkeli,
hırçın ve saldırgan ve
en önemlisi yıkıcı ve öldürücü hale
geliyor. Gölgeyle ilgili
yani gölge sorunu hatta buna
bence iliştirilebilecek.
Jung'un çok özellikle hayatının son 20-25
senesinde daha çok zaman ayırdığı kötülük
sorumsalı. Tam olarak
burayla alakalı aslında.
Bu yine o bahsettiğimiz
röportajda da çok aslında
konuşabildiği neyse ki. Zaten
çok kaybedecek bir şey olmadığı
yıllar.
Yani insanlığın hala da pamuk ipliğine bağlı bir hayatımız var yani coğrafi olarak da.
Gerçi artık coğrafyası kalmadı.
Kalmadı.
Dünyanın tamamı orada.
Bütün bunları işte zaten artık kişisel gölge değil tamamıyla kolektif gölgeyi uçtuğu,
bunun kötülük sorumsalıyla iç içe olduğu gerçeğini yansımadığı uzun bir evresi var bu odanın.
Evet.
Bu gölgeyle buluşma kitabında da öyle bir bölüm vardı.
Vardır.
Çok uzun zaman oldu okuyalı bölüm ama.
Evet evet evet.
Orada da bahsediyordu yani aslında bu dünyadaki kötülükle alakalı olarak o uzun zamandır bastırılan gölge yan aslında ortaya çıkıyor gibi bir yorum.
Sadece o da değil aslında.
Yani dini mitolojiye baktığımızda ilk kötülük sorunsalını Habil ve Kabil'de görüyoruz.
Bu hiç değişmedi hocam.
Evet.
Biz hala Habil'le Kabil'iz.
Hala oradayız.
Üstüne bir tane buğday tanesi koyamadık.
Koyamadık.
Olmadı yani.
Bu da bize bir şey söylüyor.
Yani ne kadar bilinçli olmamız gerektiğini ve bunun bizim doğamıza dair olduğunu.
Evet çok güzel bir yere geldik.
Bunu biz yaratmadık yani.
Evet bunu bastırmayacağız, bunu yok etmeyeceğiz ama onu entegre edeceğiz diye bir yorum var.
Evet yorum var ama işte burası da kafa karıştırıcı yani.
Entegrasyon ne?
Çünkü gölge yaşayacağız mı?
Entegrasyon ne dediğin gibi.
Evet nasıl entegre edeceğiz kendi psikiyemize, kendi benliğimize.
O kısım galiba en kritik kısmı.
Kritik, zor, anlaşılması entelektüel bir yer değil, rasyonel değil, haliyle anlatması çok zor.
Bundan dolayı da Jung'dan da hani o kendi sürecine de bakarsak yani bunu kelimelerle, kitaplarla, seminerlerle vs. aktarabileceğimiz bir bilgi değil.
Peki çok bireysel bir örnekten gidecek olursak.
Herkesin hikayesi ve gölge yansıtması farklı büyük bir ihtimalle.
Ama herhangi aklına gelen bir işte bir figür var ve bu figür karakter şöyle bir gölge karşılaşması yaşıyor ve sonra bunu böyle entegre ediyor diyebileceğin somutlaşması için kafamızda var mıdır?
Kendim için belki yıkıcı taraf kendimden geleceğim.
Başka taraftan örnek veremem.
Çünkü bence çok hassas bir konu.
Doğru.
Birincisi şunu söyleyebilirim.
Nasıl ki dedim ya hani pislişe şöyle şöyledir işte bu karşılaşmalar işte gölgedir hani manimustur diye sırayla gidemiyor.
Burada da ben bir tane bir olguyu dışarıda gördüm, projeksiyonumu çekeyim, bunu da entegre edeyim gibi böyle bir süreç yok.
Bu böyle zaten ben hep şunu gönül rahatlığıyla iddia ediyorum.
Bireyleşme dediğimiz süreç bilinçli olmaz.
Bireyleşme bilinçsiz olur.
Bilinç buranın neresindedir?
Ego dediğin yani bilinç filtremiz, bilinç organımız öyle diyeyim.
Sadece eşlik edebilir sürece elinden geldiğince.
Bu arada bu her ne demekse bunu açıklayamam.
Belki örnek olarak şunu diyebilirim.
İşte kişinin gözlem yapması, tepkilerine, kendi işte iç dünyasının tepkimelerine, rüyalarına, davranışlarına ya da toplumun davranışlarına,
dünyada olanlara mesela gerçekliğe göz yummaması egonun eşlik ettiği anlamına gelir.
Gerçeklikten kopmamak, izole olmamak, kendi gerçekliğine tüm yüzün kızarsa da, canın sıkılsa da reddetmemek.
Bu egonun eşliğidir.
Ha çok şey yaparsak daha farklı bir şeyle analize giren insanlar bile aslında sorumluluk alıp bir şekilde ben buradayım diyor.
Ama bana kalırsa tek çözüm ya da tek yapılması gereken analize girmek değil.
İnsanın bütün hayatına yayılması gereken bir şey.
Ha bunun sonucunda entegrasyon yavaş yavaş olur.
Kendi kendine gelişen bir şey mi entegrasyon?
Sen bakmaya başladığın zaman.
Tabii tabii.
İşte rüyana bakıyorsun, davranışına bakıyorsun, hayatına bakıyorsun.
O küçük detaylarda kendini görmeye başladığın zaman o entegrasyon süreci kendiliğinden oluyor.
Kendiliğinden oluyor.
Zaten kafa karıştırıcı analize nedir biliyor musun?
İnsan devam eder ve burada ne yapıyoruz der.
Şimdi bele terapi sistemlerinde sistem uygulanır.
Evet.
Yani bir protokol vardır.
Bizde öyle bir şey olmaz.
Uzun süre eğer nasıl diyeyim?
Hadi entelektüel olsun.
Hadi farklı biçimde olsun.
Ya da benimki gibi olsun yani.
Başka çarem yok artık.
Ben neyse kanımı dökeceğim, kefaretimi ödeyeceğim.
Bu kaldı elinde buna girdim.
Demiyor.
Ya şey diyebiliyorsa orada bir şey oluyor.
Teslimiyet deyin, kabul deyin.
Ondan sonra inanç deyin.
Bazılarının için böyle bir şey geçerli.
Ama çok da ifade edemediğimiz bir yer yani orası.
Ama şu var yani burada ne oluyor dedirtiyor insana.
Eğer hele ki rasyonel ve bir çıktı arıyorsa.
Çünkü amazı içerisinde çoğu zaman pek bir şey görmüyorsunuz.
Sadece bir kaos var hocam.
Bir şeyler oluyor ARBE'de.
Evet.
Zaten elinde materyalin varsa rüya o yoksa başka materyaller.
Şimdi orada şuraya geliyoruz.
İşte entegrasyon ne?
Ve bununla iş birliği, yani buna yarenlik etmek belki.
Egonun yaptığı şey.
Kişinin yaptığı şey.
İşte analizin ve bence analitik psikolojinin çok temel bir anlayışına geliyor.
Eros.
Yani ilişki kurmak.
entegrasyon kişinin ilişki kurma kapasitesine göre ortaya çıkan bir olgu.
Aradığın cümle geldi.
Ben böyle bir şey arıyordum.
Çok güzel, harika.
Ne kadar ben iç dünyamla ve dış dünyayla,
bakın bu açıdan da şey de çok önemli,
gerçekçi olmak, fantazya da kaybolmamak,
analizdeki ve bence diğer pek çok yaklaşımda da
psikolojik ya da kişisel gelişim fark etmez.
en büyük risk budur.
Fantaziyeye çevirmek.
Bu çok büyük bir risk. Bu fantaziye
genellikle başka birisinin hayal dünyası ve
kuramıdır ve kişi buna
inanarak ve itaat ederek başka bir
dünyada kaybolabilir. Kendinizi boşuna
dünyasında bulursunuz. Farklı bir şekilde.
Şimdi analiz eğer
kaliteli, gerçek, hakiki bir analizse
çünkü bence her analiz
gerçek analiz değil yani analize giremez
bazen insan. Gerçekten
bir analizse
nereden anlıyoruz biliyor musun?
Kişiliğin bütün yapısı çöküyor.
Önce çöküşle başlıyor.
Her zaman çözülme.
Dissolüsyon. Hocam
simyanın da en önemli
ön fazı budur. Dissolüsyondur.
Gölge süreci dediğimiz şey
işte karanlık süreç, nigredo
dedikleri şey ışığın
yok olması bilincin yani.
Bilincin yok olması, kararması ve
bütün bildiğin senin
yıkılması. Ölüm aslında. Bir tür
ölümden bahsediyorsun. Aynen. Tamamen ölüm.
Ruhsal olarak, psikolojik olarak bir ölümden geçip tekrar dirildiğin zaman başka biri olarak doğuyorsun ya.
O bireyleşmenin bir fazlını yaşamış oluyorsun büyük bir ihtimalle.
Ama bu bir kere olmuyor.
Tabii birkaç kere oluyor bir hayatta değil mi?
Yani bilmiyorum.
Bence her gün küçük ölümler olmak zorunda.
Her gün dissolüsyon olmak zorunda.
Yani doğa pisişe bunu gerektiriyor.
Çünkü insanla ilişkileniyoruz.
Çocuğumuzla, patronumuzla, çalışanımızla.
Neyse yani.
Bu demek ki şey yapmıyorsan gün içerisinde uyuyorsun ve gece Allah biliyor neler oluyor.
E tabii o rüyalar, rüya alemi bambaşka.
Rüya aleminde de çalışıyor zaten o gölgeyle bir şeyimiz.
Bazen benim oluyor bu arada.
Okuduğum kitapları ne kadar anladım bilmiyorum.
Şimdi sen anlattıkça daha az anladığımı fark ediyorum.
Ama mesela rüyamda gördüğüm şeyler de
aa bu benim gölge yanım galiba diyerek anlamaya çalıştığım anlar oluyor.
Belki onu bir analize götürsem çok daha farklı yorumlanacak ama
benim yaptığım yoruma göre
şu anda gölgemle karşılaştım.
Burada böyle bir şey var, hissi geliyor.
Off the record. Rüyadaki
bütün içerikler gölge içerikler.
Ha öyle mi? İstisnasız yani.
Ama bana çok benzeyenler
yani gündelik hayattaki egoya benzeyenler.
Egonun karanlık yanı yani göremediğin yanı.
Çünkü ego da saf bilinç değil ki.
Onu off the record yapmayalım. Onu herkes
duysun.
Yani şöyle off the record
yapmamın nedeni ben sana daha önceden
de söyledim. Konuştuğumuz
bilgileri alıp bununla
alakasız da olmak tek zorunda değil.
Bu tek bilgi ve ben
bununla bu sürece girmeliyim
yanılgısı en zor yanılgı.
Ama yani bütün yayını dinleyen
biri varsa bu noktaya geldiyse zaten
bunun ne kadar bireysel olduğunu hem
analist hem analizat için ne kadar
bireysel olduğunu anlamıştır diye düşünüyorum.
Bunu alacağı noktada zaten
çok da bir yere varamayacağını o da
görecektir. Gölge çalışması adıyla
kişisel gelişim alanında çok fazla
popüler çalışmalar ortaya çıkmaya başladı.
Bu tür çalışmaların
tehlikesi nedir?
Ben ilk enstitüye gitmeden önce
kendim shadow work pratisyeni olmak
için yola çıktım. Öyle başladın. Çünkü ben bilmiyordum
Jungian analistik vesaire.
Hani yine kendi söküğümü dikmeye
çalışan, henüz terzilikle hiçbir
alakası olmayan bir idim sonuçta.
Aynen. O zaman katıldım
da shadow work çalışmalarına.
Ondan sonra işte
eğitim almak için başvurdum vesaire.
Ondan sonra orası öyle kapandı.
Onu deneyimlemedin.
Yani pratisyenliğini almadım.
Deneyimledim ama.
Ha deneyimledin.
Ha deneyimledim.
Birebir şeyde koçluk diyebiliriz belki.
Faydasını görmedim diyemem.
Ama işin içerisine tabii ki de biz trainingin içerisine girip de işin boyutlarını gördükçe ben kimseye tavsiye etmemeye başladım.
Ben bu arada analizde tavsiye etmiyorum.
Çok dürüstçe.
Şöyle tavsiye etmiyorum.
Kimse gitmemeli vesaire değil.
Nasıl diyeyim?
Dikkatli yaklaşılması gereken olanlar.
Ha bahsettiğin shadow work, gölge çalışması ve türevleri çalışmaları bir evirip çevirirsek oradaki bir sıkıntı şu.
Gelen kişi sadece o günlerde orada.
Şimdi arkasında herhangi bir regulatif, hadi diyelim ki günümüz dilinde, psikolojik dilinde konuşalım.
Bir regulasyon ondan sonra buna ilaveten öncesinde bu kişinin ego yapılanması ne?
Evet.
Psikolojik olarak stabilitesi var mı?
Evet.
Sonrasında bu çıkan malzemeyle ne yapacak?
Şimdi bak analizdeki en önemli, bence en güçlü kaygı da şudur.
Özellikle analist için.
Mesela örnek veririz işte gölgeden.
Tamam projeksiyonumu gördüm, projeksiyonu geri çekmişim.
Şimdi Jung'un çok önemli dediği bir şey var.
Bu zaten bence analizde de diğer alanlarda da önem kazanıyor.
Çektin projeksiyonu.
Şimdi projeksiyon dediğin şey bilinçsiz olduğun bir olgunun, bir parçanın diyelim hadi, bir içeriğin dış dünyada tezahür etmesi.
Bu bilinçli yapılan bir şey değil.
Projeksiyon bilinçli olmaz birincisi.
Gölge, x bir içerik dışarıda kendisine bir nesne bulur.
Tamam.
Tamam, çok güzel.
Fark ettin, çektin.
Yok diyor ki, bence bu çok absürt bir şey.
Geri çektin de bu enerjiyle ne yapacaksın?
Orada enerji açığa çıktı ve kaldı.
Tabii, bu bir psikolojik enerji, bu bir olgu.
Bunun entegrasyonu kısmında tek başınaysan,
bununla ne yapacaksın?
Hala analizde de, analist mümkün mertebede manipülasyondan
ve gereksiz birini
mesela aktif imgeleme sokmayız biz
durup dururken. Yani
kişiden kişiye tabii ki de değişir.
Analizandan analizana. Ama
nasıl diyeyim? Bir kişiyi durup dururken böyle
hele ki ilk haftasından, ikinci
haftasından ne yorum yaparsın
ne şu rüya içeriğin bu anlama gelir
dersin. Zaten normalde de demezsin
bu arada. Ama yani abartarak
söylüyorum. Ne bir imgeleme
sokarsın yapmazsın yani.
Çok tehlikeli yani. Hatta
bazen öyle kritik noktalar olur ki.
Şimdi bir rüyaya dokunmazsın bile.
Bilinçli olarak onu kenara koyarsın.
Park edersin.
Atıyorum 5 ay sonra bakarım ben ona.
Bu analistin kişiyle analizanla sürekli derin bir ilişkide olmasını şart koşar.
Ve ben onu takip edebiliyorum.
Şimdi sen gölge çalışmasına giriyorsun.
Hangi bağlamda giriyorsun?
Hangi bağlamda giriyorsun?
Evet.
Önünde arkasındaki bunu pratik eden insanlar, pratisyenler uzun analiz süreçlerinden geçmiyorlar.
Tabii ki de kendi sistemleri var.
Fakat bana kalırsa oldukça yüzeysel kalabilecek.
Tabii ki de bireysel olarak çok çalışmış olabilir.
Çok kişisel gelişim dünyasında da hayatına 30 senesini derin çalışmalara, psikolojik süreçlere adamış insanlar var.
Ama bu şu demek değil.
Hepsi güvenilirdir diyemezsin.
Bak ben kendi meslektaşlarım için bile yani her gittiğiniz yüngen analiz güvenlidir diyemem ben.
Ben kimseye analiz bile öneremiyorum.
Şeyden değil, kötü olduklarından değil.
İki kişinin arasındaki dinamikle alakalı bir şey.
Hem o hem de bilmiyorum ki ben o kişiyle analize girmedim.
Sen girmedin, diğer kişinin girdiğinden olacağını da tahmin edemiyorsun.
Evet o yüzden de yani oradaki etkileşim.
Katılıyorum.
Ha şunu da her zaman kenarda tutmayı önemli buluyorum.
Bununla birlikte bu tabii ki de benim bulunduğum konumda bir kontrolcülüğe de gitmemeli.
Çünkü benim analistim bana bir kere şunu demişti.
Biz işte sistemde yani eğitim sürecimiz de şöyle ilerliyor.
Yarı döneme geliyoruz işte 150 saatlik eğitim bitiyor.
Ara sınavları alıyoruz.
Belli işte gereklikler var onlar teslim ediyor.
Tekrar mülakatlara giriyorsun ve diyorlar ki okey artık pratisyenliğe başlayabilirsin.
Yani okulun diplomayı almayı bekletmiyorlar.
Ondan sonraki staj dönemi çünkü.
Anladım.
Mecburen pratik etmek zorundasın.
Yani haliyle 150 saatte belli bir yere geliyorsun diye düşünülüyor.
Ben tartışırım. O ayrı.
Şimdi o noktada tabii ki de karmaşık bir dönem yani orası.
Şey de ne derler?
Şimdi hala çünkü proses edilmesi gereken, entegrasyonda biraz daha ilerlemen gereken süreçler var.
Ama o dönemde şunu anlatmak için başladım.
İşte analizimle çalışıyorum ve ben dedim ki ben cesaret edemiyorum dedim kimseyle çalışmaya.
Birincisi kendimi yeterli görmüyorum.
Vicdanım hiç el vermiyor.
Çok ağır bir otorite kompleksim var.
Bunu kabul ediyorum yani.
Onun sonu yok çünkü.
Tabii ki.
Bak işte bu herhalde girdiğim ilk yayın.
Zaten görünür olmaktan çok kendimi geri çekiyorum.
Buralar ayrı bir konu.
Ama işin ciddiyetini kendin deneyimledikten sonra yoğurdu üfleyerek yiyorsun gerçekten de.
Ve ben şeydim korkuyordum yani ben zarar veririm hocam.
Artık yani bir sene ara verdim ben.
Dedim ki kendi kendime biraz daha kalacağım.
Analize de ara vereceğim.
Bir neredeyim bir göreyim.
Ve açıkçası şu o dönemde ben okulu bırakmaya da karar verdim.
Çok kararlıydım.
Yetersiz hissediyorsun.
Yetersizlikten öte ben bu kadar içerikle ne yapacağım hocam dedim yani.
Hani bu akıl alır bir şey değil ve yoruldum.
Altına kalkamıyor gibi hissediyorum.
Ondan sonra neyse araya birkaç tane rüya girdi vesaire.
En son şey dediğimi hatırlıyorum.
Hocam valla bütün günahım senin boynuna.
Sen ne diyorsan devam edeceğim.
Yapacak hiçbir şey yok.
Şimdi devam ettik.
O aradan sonra tamam dedim hani artık ilerleyebilecek gibi nasıl görüyorsunuz?
Yani geri bildirim istiyorum.
Bana şunu dedi.
Bak dedi.
Analiz odasında korkuyorsun.
Yanlış yönlendirmekten vesaire.
Fakat dedi bu nasıl bir kibir dedi.
Ooo dıdıs dıdıs dıdıs.
İşte hocam bak gölgeyle yüzleşme diye bir şey varsa.
Çok güzel örnek oldu.
Ben böyle kaldım.
Kibir aman Allah'ım.
Bir çöktü böyle üzerime ama yani.
Onun altından kalkmak haftalarımı aldı zaten.
Dedim benlik diye bir şeyden bahsediyoruz Didem dedi.
Bu dedi bir analistin bozabileceği bir yer değil dedi.
Güvenmen gereken ve iyi bir analist olacaksan öğrenmen gereken şey
senden daha büyük bir şeyle o odada oturduğun dedi.
O yüzden Yungun İlibernoğuz'da bir ifadesi vardır.
Bu yola tek başınıza çıkmayın.
iki kişi çıkın hatta. Üç
daha iyidir. Bana hep sorar öğrenciler.
Üçüncü kişi kimdir? Nedir hocam
üçüncü kişi? Üçüncü dediğimiz şey
benliktir. Bizden
daha büyük, yaratıcı unsur dediğimiz
şeydir. Orada bizim boynumuz
kıldan ince. Senden büyük benlik
var. Tabii tabii. Aynen öyle.
Ha şu olmuyor mu? Şimdi hiç
kimse zarar veremez kimseye. Buna
katılmıyorum. Ben rahatlıkla
anlatırım. Önceki analistimden de
çok yara almışımdır. Cahilliğin
verdiği. Değil mi? Cahilliğin verdiği bir
bilgisizlik var. Birimsizlikten
tanıdıklanan. Neyi bilmediğini
bilmediğin için ne kadar zarar
verebileceğinin de farkında değilsin.
Ondan bahsediyorum cahillik derken.
Kesinlikle. Ama şu tarafı bir gerçek.
Şimdi analiz yani
analistin analizden geçmesi bu yüzden çok
önemli. Evet. Ben ne kadar çok
o içeriklerle çalışır,
ne kadar çok hemhal olur, ne kadar
çok ilişkilenebilirsem karşımdaki
insan o kadar az zarar verir.
Şimdi zarar vermemek
%100 diye bir şey yok. Ben hep
şunu söylerim. Bizim ellerimiz kanlı.
Yani her pratisyen
illaki yara vermiştir.
Yara da lazım. Evet.
Kesinlikle. Yarasız olmaz. Travmalar
olacak. Bunlar hayatın parçası.
Düşeceksin, sıyıracaksın, kıracaksın
kemiklerini. Ama
tabii ki de şunu da göz önünde
bulundurmak lazım. Yani dikkatli
seçmek. O yüzden ben liyakata
çok önem veririm. Çünkü ben çok yara aldım.
Sen kendi yara aldığını peki
sonraki sürecinde mi anladın?
Jungian analiz sürecinde.
Aynen öyle.
Yani hem önceki terapistlerimden ve uygulamalardan.
Ben de yani pek çok insan gibi özellikle Jungian alanına kayan, ilgi duyan pek çok insan illa ki öncesinde kişisel gelişim, farklı uygulamalardan vesaire geçmiştir.
Ben herhalde hayatım şu anda 41 yaşındayım.
20 senedir elbette ki hem tek çocuk olarak, anne babadan ve aileden yara almış hani klasik bir insan olarak.
olarak. Hayata devam edebilmek
için pek çok şeyin içerisine girdim çıktım.
Pek çok yönden tabii ki de
yaraldım. Yani normal. Hani standart
bir 41 yaşında gelmiş
bir kadın ve insan olarak karşındayım yani.
O yaralar tabii ki de işin
içerisine girdikçe halde
benim bir dönemim var mesela okula başladığım
ilk birkaç sene şeydim yani böyle
gerçekten yoğurdu üfleyerek yemek.
Yani sadece kendi pratisyenliğim değil birisi
bir şey soruyor cevap veremiyorum.
Korkuyorum çünkü. Ama şey
çok güzel olmuş. Hocanın bahsettiği
şey yani benlik her şeyden çok daha
büyük bir şey var ve sen zarar verecek
büyüklükte değilsin ve kendini
konumlandırdığın yer çok önemli
orada. Katılıyorum. Evet.
Katılıyorum. Evet bence insanların
aklına güzel bir tohum attık
merak etmeleri açısından daha
belki merak edenlerin derinleşmesi
açısından ama bu süreçte
her şeyin çok daha bireysel olduğunu
belirsizliklerin olduğu ve keskin
kuramsal çizgilerin olmadığını
anlamaları burada
alabilecekleri en büyük bilgilerden
bir tanesi oldu. Kendi adıma da ben
çok mutlu oldum seni dinlemekten.
Umarım daha uzun süreli bir
arkadaşlığımız olur. İnşallah.
Öyle bile hissediyorum şimdi. İyi ki geldin.
Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
