
Ariadne’nin İpi’nin yeni bölümünde Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Merve Cura (@dr.mervecura) ile "Yetişkin Dostlukları" üzerine konuştuk:
• İlerleyen yaşlarda değişen arkadaşlık dinamikleri
• Aşk ve dostluğun şaşırtıcı benzerliği
• Yetişkin erkeklerde yalnızlık meselesi
• Birbirini bulan yetişkinlerin kurduğu "seçilmiş aileler"
Yayında adı geçenler:
📚Kusursuz Aşk Yoktur - Francis Wolff
🎞️Mary and Max (2009) - Stop motion animasyon
▶️Alain De Botton: Why making friends as an adult feels impossible?(but isnt) - youtube
Transkript
Dostluk artık birlikte yürümediğimizde de, özellikle ben değişirken, değiştiğimde de bana tanık olabilen, buna izin verebilen, ama hala yanımda kalabilen, hala benimle iletişimde kalabilen biri oluyor.
Yani oradaki değerli olan şey aslında her şeye rağmen ve yanında yürüyebilen kişi olması.
Son yıllarda takip ettiğim yabancı kaynaklı içeriklerde yetişkin erkeklerin daha çok yalnız olduklarından, sosyal çevre ve dostluk bağlarının zayıf olduğundan bahsediyor.
Gerçek hayata da baktığımızda, klinikten de baktığımızda erkekleri sadece son zamanlarda genel olarak da yalnız görüyorum.
Daha az görüşmeye başlar bazı arkadaşlarımız bizimle.
Ama kimileri de der ki sen çok değiştin, ilerledin ve seninle gurur duyuyorum ve yanında olmak bana iyi geliyor.
Bunu diyebilen arkadaşlıklar da var.
Çok güzel bir şey söyledin gurur duymak.
Çünkü mesela haset meselesi de vardır.
Yani ki bu yine insan doğasının içindeki bir dürtü diyor.
Filmin sonunda arkadaşlarımız seçilmiş ailemizdir gibi bir yorumda bulunuyor.
Gerçekten seçtiğimiz ailemiz ve bir zorunluluk bulunmuyor karşılıklı olarak.
Ve her seferinde seçmeye devam ediyoruz ya.
Yani bu ilişki her an bitebilir ama sürmeye de devam ediyor.
Ve karşılıklı olarak birbirimizi seçmeye devam ediyoruz.
Özgürleştirici buyurun.
Evet ve bir yandan da işte tanıklık da.
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder.
Bugün konuğum çocuk psikiyatristi, psikoterapist ve psikodrama alanında çalışan Dr. Merve Cura.
Hoş geldin Merve.
Hoş bulduk.
Nasılsın?
İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?
Ben de iyiyim, teşekkürler. Ankara'dan geliyorsun.
Evet.
Evet. İstanbul'a gelen yine konuklarımızdan çünkü bize hep dünyanın ve ülkenin çeşitli yerlerinden konuklar geliyor.
Seni davetin hani bir kere çok güzeldi gerçekten. İstanbul'a gelmek de güzel oldu.
Tekrar gelebilirim.
Bekleriz, bekleriz.
Biz seninle Şirince'de tanıştık.
Arke kampında.
Felsefe ve psikiyatri günleriydi.
Ve senin sunumlarından ben çok etkilendim.
Bu fırsatı kaçırmak istemedim.
O yüzden de seni davet ettim.
Günlerimiz de denk geldi.
Evet, biraz tabii orada konu hisseliydi.
Delilik, biraz kadın deliliği, feminist bir okumaydı.
Tabii konu konuya açtı.
Başka yerlere gittik.
Evet, evet.
Birazdan konumuzdan da bahsedeceğiz.
Ama önce kısaca seni tanıtarak başlamak istiyorum.
Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında uzmanlığını aldın.
Ankara'da bulunan kendi muayenehanende çalışmalarına ekibinle beraber devam ediyorsun.
Bunun dışında psikodrama senin özel ilgi alanlarından bir tanesi.
İkinci kısımda zaten ondan daha derin bahsedeceğiz.
Ama şimdilik biz kendi konumuza başlayalım.
Ve benim sana teklif ettiğim konu aslında yetişkin arkadaşlıklarıydı.
Ve burada da bana çok güzel tavsiyelerde bulundun kitaplarla ilgili.
Güzel okumalar da yaptık hazırız konuya değil mi?
Yani konuşabiliriz aslında biraz da dedin ya hani gruplar yapıyorum psikodrama yapıyorum onlar da çocuk arkadaşlık üzerine zaten.
Çok benzer bir ekosistem diyebilirim bu.
Evet yani arkadaşlık zaten karşılıklı kurulan bağlarla güçlenen bir şey.
Psikodramada da aslında o bağları inceliyorsunuz galiba.
Evet grubun olduğu her yerde ilişkiler.
O ilişkiler biraz da hani zaten aşk olmayınca, romantizm olmayınca, aile değilse bu arkadaşlık, dostluk hatta biraz daha sıcaksa.
Evet. Şimdi ilk sorumla başlayacağım.
Yetişkin hayatta aile, çocuk sorumluluğu, romantik partner derken bizi besleyen dostluk kanalını bazen ihmal edebiliyoruz.
Yaş aldıkça dostluklar neden daha zor kuruluyor ya da neden daha zor korunuyor?
Şöyle diyebilirim aslında. Tabii biz yetişkin olduğumuzda soğuk, nevalelere, bencil insanlara dönmüyoruz.
Yani insan sevemez hale de gelmiyoruz. Mesele çok da bu değil.
Mesele biz çocukken bizim çok bedava şeylerimiz vardı. Biri serbest zaman, biri de tekrarlayan temas.
Yani okula gidiyorduk, işte serviste biniyorduk. Hep aynı kişiydi, aynı okulda.
Sürekli macera, işte belki ilk aşkımızı anlatıyoruz, birlikte düşüyoruz, okuldan kaçıyoruz.
İkisinin de maya gidişimiz, annemizin azarı.
Birlikte yaşıyoruz ya bunları.
Birlikte macera yaşamak zorunda kalıyoruz tekrar tekrar.
Ve serbest bir zaman.
Sıkılıyoruz, birlikte oynuyoruz, susuyoruz.
Ama yetişkinlikte böyle bir zaman olmuyor.
Ya da bu zaman bedava bir zaman değil.
Bunu yaratmamız gerekiyor.
Yani ben arıyorum birini işte salı günü.
O diyor ki ama o gün toplantım var perşembe.
Hafta sonu çocuk bende.
İşte sonra iş var.
Zaten sporda yapmalıyım.
Eve gidip yemek yapmalıyım derken
aslında bu serbest zaman çok az bir şeye dönüşmüş oluyor ve bunu yaratmak zor oluyor.
Ve tekrarlayan temaslarda belki de şey oluyor ya artık, bir kahve içelim.
Şimdi bir kahve içelim, hoş, güzel, uzun zamandır işte ben de arkadaşların hep bunu yapıyorum.
Birbirimizi görmemişiz, hemen deneyimleri anlatmak neler oldu o sürede, hemen bilgileri güncellemek.
Fakat bir deneyim yaşamamış da oluyoruz ya, sadece konuşmuşuz.
Yani biz o sırada bir macera yaşamıyoruz, ne bileyim bir yola çıkmamışız, yolda başımıza bir şey gelmemiş, sıkılmadık.
Yani o yüzden de mesela grup terapileri de bu benim için çok önemli bir şeydir.
Özellikle psikodrama, eylem odaklı bir terapi ya şuradan bağlayacağım.
Konuşma terapilerinden daha farklı.
Yani evet işte kahve içmek, konuşma terapisine benzetiyorum bunu ama
grupta bir deneyim yaşamak, bir oyun oynamak ve orada bir ilişki geliştirmek de
işte diğer arkadaş, çocukluk arkadaşlığına benzetiyorum bunu da.
Yani biz bir deneyim yaşamış oluyoruz.
Birlikte yaşanan deneyimler aslında daha derinleştirici şeylere dönüşebiliyor.
Evet arkadaşlık etimiz biraz o yoksa iş yerinde 8 saat biriyle vakit geçiriyoruz.
Ya da mecburi ilişkilerimiz vardır.
Akraba ilişkileri ya da severiz sevmeyiz ama bunların adına hiç arkadaşlık demiyoruz genel olarak.
Bunlar biraz daha farklı bir şey.
Burada biraz da özellikle seçmek, o anı yaratmak ve onunla bir şeyler yaşamak, deneyimi geliştirmek gerekiyor.
Yani mesela yolda bir arkadaşımızla karşılaşınca şey deriz ya bir ara kahve içelim.
O çok yalandır.
Hani böyle bir ara kahve içelim, randevulaşmıyorsun, netleştirmiyorsun, özlediğini ifade etmiyorsun.
Bu ifadeler olmayınca da her şey çok havada kalıyor.
O yüzden sanki bazen bazı arkadaşlıklarda gerçekten planlamak önemli olabiliyor.
Yani her hafta biz perşembe mesela yeğenimle telefonda konuşurduk okul çıkışında.
Çünkü ben onu o saatte yakalamazsam her zaman meşgul olduğunu biliyorum.
Bir 15 dakika bile aslında bağın kopmamasına, sürdürülebilir olmasına yardımcı oluyor.
Ya da başka bir arkadaşımla her sene tatile gitmek gibi farklı bir ülkede yaşıyorsa.
İşte üç gün beraber tatile gitmek o arkadaşlığı canlı tutmak için bir yöntem olabiliyor.
Bir rutini oluşturuyorsun.
Evet rutinler de aslında az önce söyledin ya tekrarlayan temas diye.
O haftada bir de olabilir, yılda bir de olabilir ama tekrarlaması orada değil mi besleyici?
Kesinlikle.
Peki senin iyi dost ya da arkadaş tanımın nasıl?
Şöyle diyebilirim bunun içinde.
Hani çocuklukta iyi dost bizim beraber iyi oynadığımız kişiydi ya ya da gençlikte düşün.
Bizi anlayan biriydi.
İşte bazen bize çok yakın bir ailesi olan bizim dertlerimizi dinleyebilecek.
Sonra biraz daha genç yetişkinlik şöyle bir şeye dönüşüyor.
Benimle yol yürümek.
Çünkü biraz genç yetişkinliğimizi, aidiyetimizi kurduğumuz bir yer.
O yüzden aynı kimlik, aynı aidiyet, aynı ideolojilerin olduğu yerlerde iyi dostlar bulabiliyoruz.
Sanırım artık genç yetişkinlik biraz bitiyor.
İlerleyen dönemdeyim ben de.
Şöyle hissediyorum artık yani dostluk artık birlikte yürümediğimizde de özellikle ben değişirken, değiştiğimde de bana tanık olabilen, buna izin verebilen ama hala yanımda kalabilen, hala benimle iletişimde kalabilen biri oluyor.
Yani oradaki değerli olan şey aslında her şeye rağmen ve yanında yürüyebilen kişi olması.
Evet yani aslında bu dostların bir aynı olma meselesi var ya bir başka ben.
Ama buradaki bir başka ben şey değil.
Bana çok benzeyen bir başka ben değil aslında.
Belki olgun dost için söylüyorum hani çocukluk için değil.
Evet benzemek birimize yaklaştırıyor bizi.
Seçimimizi kolaylaştırıyor ama uzun vadede çünkü aynı kalmayacağız ya hepimiz değişeceğiz.
Ve o sürede bakıyorum ki kalan dostların bu değişimime müsaade edebilen kişiler oluyor.
Demek ki bu ayna böyle dümdüz bir ayna değil.
Ona çarpıyor, bana geri bir şeyler veriyor.
Ama şöyle bir şey.
Sen başka birisin, ben başka biriyim.
Değişebilirsin.
Yani senin farklılaşman bende bir sorun yaratmıyor.
Çünkü bir yandan da şöyle ya.
Senin otobiyografin diğer insanın da bir otobiyografisi oluyor.
Aslında senin çok farklılaşmanı istemez doğal olarak.
Hani rutinde.
Çünkü yani o da seni öyle tanıyor ve sen ona dair bir şeyimsin gibi.
Onun belleğindesin.
Bazı arkadaşlıkların bitiş sebebi de budur ya.
sen çok değiştin der ve işte daha az görüşmeye başlar bazı arkadaşlarımız bizimle.
Ama kimileri de der ki sen çok değiştin, ilerledin ve seninle gurur duyuyorum
ve yanında olmak bana iyi geliyor.
Bunu diyebilen arkadaşlıklar da var.
Çok güzel bir şey söyledin gurur duymak.
Çünkü mesela haset meselesi de vardır.
Yani ki bu yine insan doğasının içindeki bir dürtüdür.
Yani olur ya bazen senin hayatın o dönemde değildir.
O evleniyordur, çocuğu oluyordur, işle terfi ediyordur ama
sen yeni bir iş arıyorsundur, hayatını değiştirmişsindir, yeni boşanmışsındır.
Hani işler çok farklılaşabilir.
Ama burada da onun yükselmesi ve onun artması bir emek silmem olmuyorsa da
bu arkadaşlığın sürmesine sebep oluyor.
Yani aslında çünkü rekabet tabii ki olacak.
İşte haset dediğimiz duygu ama bu ilişkiler onarılabiliyorsa, tekrar konuşulabiliyorsa.
Belki de yine daha da olgun arkadaşlık artık ufak tefek sorunlarla bitmeyen arkadaşlık.
Yani tekrar üzerine konuşulabilen, geri onarılma telafisi nasıl yapılabilir diye.
Çünkü bir yandan da her yerde bu arkadaşlıklar yok ya bellek dedik yani.
Kendi geçmişimiz, kendi otobiyografimiz.
Belki arkadaşlığın kaybını da konuşmak lazım.
Bu ilk söylediğin yerde şey vardı işte yavaş yavaş artık görüşmediniz.
Yani bir ara görüşürüz deyip randevulaşmadınız.
Aslında o bir giderek azalan bir arkadaşlığın hani sevgililik meselesi olsa ghosting diyeceğiz.
Diyeceğiz evet evet.
İşte ya bana bunu yaptı diyeceğiz.
Arkasından konuşacağız ama arkadaşlık olunca yasını bile tutamıyoruz.
Evet.
Yani nasıl görüşmüyoruz bilmem.
Son zamanlarda hiç hani en son kaç olmuş?
Beş yıl olmuş görüşmeyelim falan gibi.
Halbuki arkadaşlık belki çok daha fazla bir şey taşıyor bizden.
Yani işte ne bileyim ilk ağlamamız.
İşte kaldırım kenarında oturmam benim aklıma geliyor şu an bir arkadaşımla.
İşte o dertlerimizin, o ilk gençlik sorunlar, ergenlik o sorunların çoğunu belki sevgililerimiz eşlik edemez yani.
Evet.
Ama hani o bir süreçte, çok uzun bir süreç eşlik ettikleri için eğer onunla ilişkim yaşlı azalıyorsa
belki bunun da ciddi bir yası konuşulması lazım.
Ama ben işte arkadaşımı kaybettim, yas tutuyorum deseniz herhalde.
Ya olur öyle falan diyeceklerdir tahminim.
Benim başıma geldi, terapide iki kez bu konuyu gündem etmiştim.
Ve terapistimle bayağı arkadaşlık yası üzerine çalıştığımızı hatırlıyorum.
Yani çok çok zor olmuştu bırakmam.
En son terapistimin şey dediğini hatırlıyorum.
Bazı arkadaşlıklar da biter ve bunu kabul etmemiz gerekir.
Onu diğer odada bırakıp hayatına devam edebilirsin bundan sonra.
Neden öyle oldu, neden öyle oldu demek.
Aynı yerde takılı kalmak, hala iletişim kuramıyorsan.
Gerçekten zihinsel olarak da, duygusal olarak da çok zorlayan bir şey.
Ben şöyle bir şey anlatacağım bu arkadaşlık kaybı ve yasıyla alakalı olarak.
Benim hem en yakın arkadaşım hem de kuzenim 15 yaşından beri bir aradayız.
25 yılı düşün.
Bu 25 yılın 10 yılı hiç görüşmedik.
Ve gerçekten ciddi kritik bir süre.
Tam şeyden 25 ile 35 arasına denk geliyor.
Büyüdüğümüz ve aslında kimliğimizin oluştuğu dönemde hiç görüşmedik.
Ve bence ikimize de çok iyi geldi.
İkimiz de ayrı yerlerde işte aile kurduk, bireysel terapiler aldık, hayatımızın kritik eşiklerini geçtik.
Sonra tekrar olgun bir şekilde buluştuğumuzda birbirimizi gerçekten dinledik ve anladığımızı fark ettik.
Ve gerçekten birbirimizi sevdiğimiz için de sevgiyle beraber bu dostluğu daha sağlam bir şekilde kurduğumuzu düşünüyorum.
Yani o yüzden her kopan bağ kopmuş olmak zorunda değil, tekrar canlanabiliyor.
Ara vermek de bunlardan biri.
Biraz da dijital ortamda da sürebiliyor ya.
Onun da bir faydası olabiliyor belki.
Evet, evet.
Yani dijital ortamda sürdürülebilir ama biz baya şey olarak küsmüştük.
Yani küslük gibi, kopuş.
Anladım.
Bir şekilde hayat sizi karşılaştırmadı.
Yok, üzüldüğümüz, dertlendiğimiz bir ayrılık yani.
Eski sevgileriniz olmak.
Gerçekten.
Yani gerçekten o duygusal partnerlik gibi bir acı çekip tekrar buluşma hikayesi bizimkisi.
ama bu dostlukta çok görülen bir şey değil ya.
Bunu böyle canlı yaşayanı olmak gerçekten ilginçti.
Bence duygusal partnerlik aslında bir tarafıyla.
Yani evet bunun işte bir kitap önermiştim ya
Kusursuz Aşk Yoktur diye.
Yani orada da işte evet aşkın başka hani kavramları da var.
Tutkudur, işte arzudur.
Yani erotik çekim, bedensel kısım.
Ama olmadan gerçekten onun iyiliğini istemek kısmı.
Yani dostluğun temeli zaten ya da onunla olmak istemek.
Bir şeyleri onunla yapmak, istiyor olmak.
Yani şimdi o kitaptaki kısma geleceğim.
Kusursuz aşk yoktur da dostluk, tutku ve arzunun varlığıyla aşkı tanımlıyor.
Bunların oranları zamanla artıp azalabiliyor.
Dostluk kurmadığın birine aşık olabilir misin mesela?
Aslında olabilirsin tabii ki ama...
Yani tutku ve arzunun daha yoğun olduğu bir şey olabilir.
Evet, daha farklı bir şey olur.
Kitabın zaten anlatmak istediği şey o ya.
Yani bu aşkın içinde tutku, arzu ve dostluk farkı dağılıyor.
Ve heterojen hani bazısında gerçekten dostluk yok kadardır.
Bazı tamamıyla dostluktan hemen hemen oluşur.
Ama sürekli bu heterojenlik bir dengesizlik yaratır.
O yüzden kusursuz aşk yoktur zaten.
Evet yani bazen dost olmadığınız birine de aşık olabiliriz.
Ama şunu konuşabiliriz.
Bu aşk ne kadar sürer?
Ve aşk bittikten sonra ilişki ne kadar sürebilir?
Yani tutku azaldığında artık ben onunla konuşacak bir şey bulamıyorsam, onu merak etmiyorsam.
Onunla böyle çok heyecanlı, çok tutkulu olmadan da sıradan bir gün geçirmek istemiyorsam ilişkiyi sürdürmek daha da zor bir hale gelidir sanırım.
Bunların karışımı mı karışımı bile sürekli değişiyor olması.
Evet.
Yani bugün acaba nasıl bir karışım var diye sürprizli bir şekilde.
Aşkı yine kusurlu yapar.
Kusursuz aşk yok elbette ama daha belki merak edebileceğimiz aşkı sürdürme yani kusuru da olsa sürdürülebilen bir aşk yapabilir.
Evet.
Ya ben tabloları ve işte böyle tanımları çok seviyorum.
O kitap da tanımla başlıyor ya ilk başta hakikaten felsefi bir okuma aslında.
Tanımla başladığı için şu an benim zihnimde çok güzel bir şablon oluşturdu.
Hem dostluklar üzerine hem de aşk üzerine çok güzeldi.
Kitaptan bir alıntı yapacağım.
Dostluk zorunlu olarak karşılıklıdır.
Biri sizin dostluğunuzu kabul etmeden bu sürdürülebilir olmaz.
Bir yandan da asimetriktir.
Biri diğerine daha hayrandır.
ya da biri diğerine daha az içini açar.
Yani dostlukta da aslında bir asimetri var.
Evet yani aslında şey anlaşılıyor ya da bu bazen terapi kültürünün fazla dile girmesiyle
ki ben bir yandan bunu çok önemsiyorum çok güzel insanlar artık kendilerine sınır koyuyor.
Mesela işte bir manipülasyonu hızlı fark edebiliyor.
Dil çok önemli yani sözcükleri edindiğimiz zaman o psikoloji sözcüklerini.
Fakat bir yandan da işte her iyi gitmeyen şey toksik olabiliyor.
Yani bu kadar hiçbir şey tahammül etmeyeceksek, alttan almayacaksak, esnemeyeceksek, sürekli kendi sınırlarım diyeceksek de o zaman bu ilişkiler nasıl sürdürülecek?
Karşılıklık meselesine geleceğim.
Evet ilişkiler karşılıklıdır.
Yani dostluk zaten böyle.
Çünkü dostluk mecburi bir ilişki değil ya bir yere imza atmadığımız için, bir davet vermediğimiz için.
Hemen hemen bütün kültürlerde de böyle.
Aşkın, evliliğin bir beklenti yapılacaklar var.
Boşanırken işte çünkü sen bunu yapmadın işte beklentiler buydu.
Ya da kültürel normlar olabiliyor.
Yani anne çocuk ilişkisinde de yaklaşık olarak beklenen ilişkiler vardır.
Yani bu kötü bir anne diyeceğimiz, evlatlık yapmamış diyeceğimiz ama arkadaşlık açısından çok da öyle değil.
Hani ne kadar yanımda olacak ya da arkadaşımsa başka arkadaş edinmesini engelleyecek miyim?
Hani arkadaşlık normu pek yok.
Yine de özgür bir seçim.
Şimdi evet yani ikimizlerimizi seçtiğimize göre karşılıklı.
Fakat bu karşılıklık eşit.
%50, %50 olmak zorunda değilim.
Bazen işte bu terapi kültürünün çok fazla yanlış anlaşılması.
İşte o bana %49 verdi, olmaz.
Ben %51'de kaldım.
Ben bugün çok aradım.
Olabilir yani bir aşkın dinamiği nasıl farklıysa dostun da dinamiği farklı.
Biri daha sessiz kalıyor olabilir.
Biri daha alttan alıyor olabilir.
Biri dinlendiricidir, biri eğlendiricidir.
Bizi bir araya getiren şeyler vardır ama bu arada tabii ki ikisi de karşılıklı.
Yani ikisi de orada olmak istiyordur.
İkisi de o ilişkiyi seçmiştir.
Sanırım kastı biraz da bu.
Asimetri derken.
Evet öyle bir asimetri var.
Şimdi şeyden bahsettin ya işte evlilikte duyuruyoruz insanlara düğünle ya da işte davetiyeyle bir şeyle.
Sevgili olduğunda arkadaşlarına gidip diyorsun ki biz artık sevgiliyiz, birlikteyiz.
Ya da koyduğun fotoğraflardan belli oluyor.
Ama arkadaşlıkta gerçekten bugün başladı arkadaşlığımız falan diyebileceğimiz çok fazla bir belirteç yok.
Şey de var ya biz yetişkinler olarak belki ilk soruya geliyorum tekrar ama neden bu arada yetişkin arkadaşlığı azalıyor neden o kadar olmuyor.
Hani birine gidip ya senden çok hoşlandım çok kafa dengi geliyorsun hadi arkadaş olalım mı dediğimiz çok olmuyor.
Yani bu çok çocuksu geliyor muhtemelen.
Biraz da onun da etkisi var.
Yani biz o çocuksuluğu yaşayamıyoruz yani bir şeyler olacak bir bahane olacak.
Halbuki işte bizim senle Şirince'de tanışmamız.
Evet.
Yani bir arkadaşlık başlatan bir süreçti.
Yani bir de hayatın dönemleri galiba o arkadaşlığın kurulmasına etki ediyor.
Az önce de konuştuk ya bundan.
Anne olduğunda daha çok annelerle birlikte vakit geçiriyorsun.
İşte çocuk okula başladığında veli grupları giriyor ve birkaç tanesiyle daha iyi anlaşıyorsun.
O belli oluyor hemen.
Ya da işte bir dansa başlıyorsun.
Danstaki gruptan arkadaş ediniyorsun.
Girdiğin topluluklar aslında çevreni oluşturmaya başlıyor biraz da.
Bazen de mesela eski arkadaşlarıma baktığımda ben o hayatının işte bekar olduğu, yalnız olduğu döneminde ben o ara anne olmuşum.
Hani doğal olarak kopuyor, doğal olarak uzaklaşıyoruz birbirimizden.
Yaşamın kendi ritminde.
Evet. Bazen de o uzaklaşmayı da müsaade edebilmek.
Yani hani işte sevgilikle ilgili bir şey de var ya.
Mesela artık ben buna sevgili değilim.
Mesela bir aydır beni aramıyor sevgili miyiz?
Yani herhalde herkes konsansus şöyle der sevgili değilsiniz artık bir şey olmuş gibi.
Ama bir aydır bir arkadaşımla konuşmuyor olabilirim.
Ve bu küslük demek değil.
Evet.
Hani olmayabilirdi, olabilirdi.
Yani burada bir meraklı bir sorun neler oluyor acaba diye ama sevgilinde böyle bir şey olmaz.
Aslında çok daha beklentisi ve özgür de bir ilişki sunuyor sanki de olsun.
Evet kesinlikle.
Yani o özgür hissettiren yanı gerçekten bana da iyi geliyor.
Bir tane film vardı Mary Ann Max diye.
Oradaki arkadaşlıkları bana çok tatlı geliyordu.
Filmin sonunda arkadaşlarımız seçilmiş ailemizdir gibi bir yorumda bulunuyor.
Gerçekten seçtiğimiz ailemiz ve bir zorunluluk bulunmuyor karşılıklı olarak.
Ve her seferinde seçmeye devam ediyoruz ya.
Yani bu ilişki her an bitebilir ama sürmeye de devam ediyor.
Ve karşılıklı olarak birbirimizi seçmeye devam ediyoruz.
Özgürleştirici buyurdu.
Evet ve bir yandan da işte tanıklık da.
Yani neden aynı kişiyi seçmeye devam ediyoruz?
Belki 40 yaşımızda aynı kişiyle arkadaş olur muyduk bilmiyoruz ama
10 yaşımda ya da 15 yaşımda bir şekilde seçmişiz, bir araya gelmişiz.
Ve yıldır işlerimizi seçmeye devam etmişiz.
Artık o benim hayatımda bir tanığı.
Yani ben kendimi bir yerde bıraksam hani o beni biliyor.
Yani ben şimdi seninle tanıştım.
Sen işte bu yaşımdaki Merve'yi tanıyorsun ama 20 yaşındakini göremezsin.
Ben bile unutmuşumdur.
Yani neye üzüldüğümü hatırlamıyorum, nasıl gözüktüğümü, sivil camlardan çıktı, saçım ne renkti, nasıl bir saçma kıyafet kombini yapmıştım.
Bunları sana anlatmam mümkün değil, benim de hatırlamam mümkün değil ama biri benim yerimi hatırlıyor.
Evet yani o tanıklık da çok değerli. Arkadaşlığın değerli yönlerinden birisi.
Ve sürdüren şeylerden biri de. Yani biri tanık olsun çok önemli bir şey bence.
Yani terapilerin de biraz mantığı odur ya. Biri gelsin hemen düzeltsin değil.
Yani ben düştüysem hemen bir kurtarma projesine girmesine de gerek yok.
Ama tanık etsin.
Yani acın varken o da benimle beraber yanımda durabiliyor mu?
Hemen o acı iyileştirmeye çalışmadan.
Dostluk rahatça bunu yapılabileceği bir yer bence.
Çünkü bazen ebeveynlere de bu tavsiyeyi veriyorum.
Ama ebeveyn için çok zor.
Ebeveynlik çok kaygı uyandıran bir şey haklı olarak da.
Hemen ne kadar destek de yardım etmenin,
hemen o düşeni kaldırma ya da bazen düştüğü için kızma.
Eğer kaygı daha fazlaysa yoksa gerçekten düştüğü için kızmıyorlar tabii.
Kaygılanıyorlar ve bir anda geleceği düşünüyorlar.
Ama dostluk olatabilir.
Kötüye de gidebilir.
Kötüye gitmeyi de seçebilir.
Ama ebeveyn mesela bir çocuğunun kötüye gitmesini seçmesine müsaade etmesi çok da kolay olmuyor.
Ama çok daha etik bir ilişki.
Bence belki ebeveynin de biraz böyle olması gerekir.
Özellikle yaş büyüdükçe.
Karşı taraf da hatta yetişkinleşmeye başlayınca ama
Dostluk zaten iki yetişkin arasında ya da onlar iki akranda sonra iki yetişkin oldular.
Çok daha etik bir karşılaşma sağlıyor sanki.
Yani farklı yaş gruplarından da arkadaşlıklar güzel olabiliyor.
Yani şimdi ben 40'ım 25 yaşında arkadaşım da var 55 yaşında arkadaşım da var.
Ve 25 yaşındakine baktığım zaman kendi gençliğimi hatırlıyorum.
İşte 55 yaşında acaba neler olabilecek benim hayatımda da diyebiliyorum.
O yaş aralığının geniş olması da güzel bir şey arkadaşlıklardan.
Çeşitliği artırıyor.
Çeşitliliği artırıyor. Senle önceden görüştüğümüzde sosyal medyadan edindiğimiz arkadaşlıklardan bahsetmiştik.
O da çok ilginç bir ortam arkadaş edin aslında.
Kesinlikle yani ben dijital dünyadaki arkadaşlıkları beğeniyorum açıkçası.
Çünkü kendim oradan çok arkadaş edindim.
Şunu sağlıyor ki sadece klasik ve nöro çeşitli bir insan için, daha azınlık gruplar için,
Yani yalnız hisseden yani çevresinde kendisi gibi olmayan kişiler varsa o kişileri gerçekten bir umut işi oluyor.
Senin gibi insanlar var yalnız değilsin.
Çünkü bu dünyada yalnızlık duygusu çok ağır bir şey.
Yani o yüzden grup terapilerine yine getirdiğim nokta bu.
Yani o evrenselik der Irvin Yalon buna.
Bir acı aslında sadece senin acın değil bak onu hisseden başka biri daha var.
Bir başka biri daha var.
Yani acıyı değiştirmiyoruz bak acı yine ortada.
Ama beş kişi aynı acıdan bahsediyoruz ve insan sağlatılıyor.
İşte aslında dijital medyada belki bunu sağlıyor.
Yani başka kişilerin de aynı dertleri olduğunu ya da senin gibi, senin ilgi alanın olan.
Yani senin çok ilginç bir ilgi alanın var.
İşte çevrende yani aynı ilçede bile bulmak zor.
Ama işte yani bayağı bir yüz kilometre ötede bulabilirsin de.
Çok hızlı bunu sağlıyor.
Tabii şöyle bir şey var ama tabii ki burada bağlantının yakınlıkla karıştırılması, bayra karıştırılması meselesi var ya.
Sadece orada bir sorun görebiliyorum.
Yani mesela çünkü storyde görüyoruz işte bugün ne giymiş, nereye gitmiş.
Ama nasıl olduğunu çok bilmiyoruz aslında ve şey sanıyoruz.
Ben onu görüyorum ki takip ediyorum her gün bir aradaymışız gibi.
Halbuki neyden korkuyor, bu ara kafasına ne takıyor bilmiyoruz.
Bildiğimizi sandığımız için de belki sormak da aklımıza gelmiyor.
Yani sosyal medya arkadaşlıklarında dediğin gibi yüzeysel kalabiliyor.
sürekli gördüğümüz için hikayesinden ya da yaptığı paylaşımlardan.
Ama orada da yine koyduğumuz emek işi değiştiriyor.
Sana bahsetmiştim ya, Aposto yorumlarının altında bir arkadaş edindim.
Ben yazdığım yoruma cevap yazdı, sonra DM'den buluştuk.
Sonra Merve ile yüz yüze buluştuk.
Ve çok da tatlı, eğlenceli birisi çıktı.
Ve işte iki sokak ötedeymiş falan.
Yani ben onunla karşılaşma, tanışma ihtimalim çok düşüktü belki.
Ama şu anda ortak zevklere sahip olduğum, benzer sohbetleri yapabildiğim bir insanla arkadaş olmuş oldum.
Bazen hayatın bu tesadüflerine de izin vermek güzel olabiliyor.
Kesinlikle ben de sana şey demiştim.
Twitter'da tanıştığın bir kişiyle en fazla ne yaptın?
İşe aldım.
Evet.
Bir şakayı yapıyoruz.
Çünkü gerçekten bazıları diyor ki nasıl tanıyorsun?
8 yıldır tanıyorum.
Ne sıklıkla görüştüm?
belki 3-4 kere ama
yani o paylaşımları belki o kadar derin
belki ailenle konuşmuyorsun ama
o derin yazılanlar ve sana dokunuyor
bu insanla anlaşabilirim diyorsun
ve işte aralıklı temaslar
bile bu bir yandan da o düzenli
ve sürenliyi de sağlıyor.
Diyorsun ki evet biz beraber bir ekip
olabiliriz, çok iyi çalışabiliriz. Yani
bu hissi de veriyor ama belki
çevrende bir işte iş başvurusuyla
bulamayacaksın. Evet, evet.
Yani orada arkadaşlık kurup sonrasında
işi almak aslında
seni daha iyi tanıyarak onu yanına almanı sağlamış.
Ki bazen, bu bizim aramızda bir şaka değil ama mesela
normal bir çalışan olsa mesela o kişi sana dayanamayabilir bazı noktada
ya da mükemmel yetiştiğin yerde ama
bazen dostluk da orada devreye giriyor ya.
Hani bazen birlikte çalışıyoruz, ekip arkadaşıyız.
Bazen o dostluktan, cepten biraz oradan harcanıyor.
Dostun böyle bir tarafı da var.
Evet.
Yani her zaman bir kredisi var sanki.
Cepten çıkarılabilir.
Hadi bu seferlik de böyle olsun.
Evet, evet.
Evet yani o krediye sahip olduğunu bilmek de çok güzel.
Çünkü onu daha çok annen baban verir ya sana.
Ama bir arkadaşın sana o krediyi sağladığı için ya o beni anlar deyip devam edebilirsin bazen aşırı bir hareket varsa.
Borçlu da çok hissettirmiyor yani şu açıdan.
Mesela ailede bir aileyet meselesi var ya.
Romantik ilişkide seçilme meselesi var.
Yani bunlar hala beni seçecek mi?
Ait miyim? Değil miyim? Aileden mi asılacağım?
Tabii ki açık bir net bu his gelmese de orada bir aitlik oranın insan olmakla ilgili ama dostluk bir yandan da özgür.
Yani bu anlaşmayı canımız istediğimizde feshedilebiliriz.
Evet.
Yani sonsuza kadar da borçlanmadın.
Evet, evet.
Yani o özgürleştiricilik ama bağın da hala kopmuyor olması, karşılıklı seçmiş olman, seçimle devam ediyor olman gerçekten çok değerli.
Yetişkin hayatta hepimize güzel dostluklar diliyorum.
Yine son yıllarda takip ettiğim yabancı kaynaklı içeriklerde yetişkin erkeklerin daha çok yalnız olduklarından, sosyal çevre ve dostluk bağlarının zayıf olduğundan bahsediyor.
Evlilik mesela sanırım erkeklerde de bir yalnızlaşmaya sebep olabiliyor.
Çünkü işte yine aile sorumluluğu, eşle romantik partner olmak, işte bir yandan işe yetişmek vesaire derken sadece futbol falan kalıyor.
Futbolla ilgilenmeyen de gerçekten yalnız kalıyor olabilir gibi geldi bana.
Evet ben de Elhamdülillah Batu'nun kaynaklarına gördüm bunu açıkçası.
Ama gerçek hayata da baktığımızda, klinikten de baktığımızda erkekleri sadece son zamanlarda genel olarak da yalnız görüyorum.
Şu açıdan evet, diyelim ki halı sahaya gidiyorlar, iş arkadaşları çok, geziyorlar.
Ama burada şey, bu ara biraz üzgünüm, canım sıkkın, evliliğim yolunda gitmiyor.
Böyle biraz daha içeriden, biraz daha zayıflığını göstererek kırılgan bir cümle paylaştıklarını çok kolay duyamıyoruz.
Bunlardan biliyorum.
Biraz da çocuklardan da biliyorum erkek çocuklarından.
Yani o rekabet kültürü o atar ki çok hızlı bir şekilde sanki onunla doğuluyormuş gibi.
O kadar kültür hızlı bir şekilde çocuklara uyumluyor ki.
Mesela bir kız çocuğu daha hızlı başarısız olup tamam düzeltim bir daha çalışayım derken
erkek bir çocukta bir şey başarısızsa
bir konuda mesela hızlıca geri çekilme.
Ben onu görmek istemiyorum bir daha. O konu
benim için bitmiştir. Çok fazla
olabiliyor. Yani rekabet kültürü
çok fazla. Öyle olunca da erkeklerin
genel olarak duygularını açmaları
çünkü duygu biraz zayıflık ya.
Yoksa neşeli anları
yani keyifli anları anlamında söylemiyorum bunu.
Biraz daha eksik olan
ki insanın insan
olmaktan kaynaklı eksiği hiçbir zaman bitmeyecek.
O duygularını birbirleriyle
paylaşmakta zorlanıyorlar. Bazen
bunu bir kadın daha iyi açabiliyor. Hani
sanki bir terapistin açması gibi.
Fakat işte mesela diyelim ki sevgili
oldu. Bu sevgili bir yerde
anne gibi oluyor, bir yerde terapist gibi
oluyor. İşte onun
organizatörü gibi oluyor, neşesini
de sağlıyor. Duygusal teması
da fiziksel de cinsel de
böyle olunca bir aşkın içine de
çok fazla yük biniyormuş gibi geliyor bana.
Yani aslında bazen
dostluklarla, bazen başka topluluklarla
regüle edilebilecek ihtiyaçlar
tek bir ilişkinin içine yığılıyor.
Ve erkeğin de kadından beklentisi çok artmış oluyor.
Bütün duygusal ihtiyacı burada.
Yani işte aşk hakkında şey dedik ya
dostluk, tutku, arzu.
Evet bunlar olsun ama
bunlar zaten işte Fransiz Wolf'un kitabında geçen
tema kavramlar.
Fakat sanki sosyal olarak,
ontolojik olarak varoluşun onaylanması da
artık aşkın içine giriyor.
Ve aşk çok ciddi bir yük haline de gelebiliyor.
Ona yük bindiren bir yanı oluyor.
Galiba ikili ilişkilerde, romantik ilişkilerde erkeğin başka kadınlarla arkadaş olması da engellendiği için erkek erkeğe zaten paylaşamıyor duygularını.
Romantik partileriyle beraber paylaşsa bir dert, paylaşmasa bir dert, kırılgan yanını.
Kadın arkadaş da edinemiyor çünkü o yolu sevgililik ya da evlilik kapatıyor.
Gerçekten kapalık kutu gibi kalıyorlar.
Evet yani erkekler gerçekten çok yalnız.
Zordurlar da babalar çok.
Ama bunu da görüyorum yani mesela.
Ve babalardan görüyorum.
Belki gençliğinde çok daha neşeli, çok daha sosyal girişken insanlar.
Baba olduktan, o sorumluluğu aldıktan sonra bakıyorum yalnız kitaplarıyla vesaire çok güzel yine bir düzeni oturtmuş ama
o adam aslında dışa dönük bir adam.
Ama belki dediğin gibi kültürün bir meselesi var ya işte kadınla erkek arkadaş olamaz da.
Çünkü o kadar yine erkekler bir kadınla bir şey paylaşıyorsa ya da bir duyguyu paylaşıyorsa
hızlıca romantik bir şey.
Sanki ya da annesel bir şey de gidiyor hatta bu biraz daha.
Halbuki duygularımızı biraz paylaşıp, biraz birbirimize destek olup
sonra ayrı yerlere gidebiliriz.
Evet.
Yani tam bir arkadaşlık, dostlukta.
Ama alışmadığı bir şey olduğu için biri beni dinliyor.
Deyince hemen böyle bir aşk, pembe pembe bakışlar da olabiliyor.
Belki de o yüzden de kültür bunu engelliyor.
Ama kültür bunu engelledikçe daha da aslında tabu haline dönüşmüş oluyor.
Kişiler ilk onu dinleyen, ilk anlayan kişiye aşık olabiliyor.
Örneğin terapiste aşık olmak da bazen bana böyle geliyor.
Var mı öyle vakalar?
Bunlar zaten hani terapinin içinde aşk her zaman vardır.
Yoksa ilişki zaten başka türlü olmaz ama demek istediğim çok daha hızlı bir şey.
Hani bu aktarım olmadan, hani aktarım gelişir o ayrı mesele ama daha ilk görüşme belki.
Belki devlet hastanesi yani terapi bile yapmıyorsun ama.
Dinledi.
Evet biri onu dinledi.
Yani ben burada şeyi anlıyorum bazen.
o kadar dinlemiyormuşlar.
15 dakika dinlememişler. Yoksa
terapideki aktarım aşkından bahsetmiyorum.
O zaten cepte. O öyle de
olmalı. Ama bahsettiğim çok daha
insan insana normal bir derdini
anlatıp birbirine dinlemesi.
Buradaki aşk gerçek bir aşk değil
zaten. Anlaşılmanın heyecanı
belki de. Evet. Yani işte orayı
bir ıskalıyor erkekler ve ata erkeği yine
erkeğe zarar veriyor baktığın zaman
değil mi? Yani ata erkeklerden
etkilenen zaten erkekler aslında.
hani güçlü erkeklerin
altında olan erkekler ama onlar da bunu
fark etmesinler diye hani kadınlara
ve çocuklara uygulanıyormuş gibi
görünüyor. Gösteriliyor evet. Yani
umarım erkekler de
yalnızlıklarına, yetişkin hayattaki yalnızlıklarına
bir tür çare bulurlar. Evet
yoksa dost hani halı saha maçı yapalım
çok güzel onu da yapalım eğlenelim de
ama hani biraz çocukluğumuzu
düşünelim hani benim dostum dediğim insanlar
hep bacımın yanında hani zor
zamanımda ve bir yandan
bu şeyleri de artırmak çok güzel bir şey ki
kanalları. İş hayatını
sıkıştığımda arayabileceğim dostlarım,
günlük hayatımdakiler, farklı farklı
ya da bir topluluğun daha farklı
mesleki bir şeyle danışacağım,
dayanışacağım insanlar. Ne kadar
dostluk kanallarını artırırsak çok da güçleniriz
aslında. Yani kendilik
psikolojisinde kovut bunu anlatır.
Biz kendimizi bir anda kendimizden
yaratmıyoruz. Ötekinden yaratıyoruz.
Aynalıyoruz. Ve diğerleri
kendilik nesnemiz. Yani ben kendimi
değerli hissedebilmem için seni benim değerli görmem.
İşte buraya davet etmem mesela gerekiyor.
Ben diyorum ben değerli biriymişim.
Mukadder için böyleyse, diğerleri için de
şöyleyse bunlardan topluyorum.
Aslında o yüzden herkesin
dostluklarını artırması, arkadaşlıklarını
artırması çok önemli ama ben tabii ki bir çocuk
psikiyatrist olarak en çok bununla çocuk ve
gençlerde çok odaklı bir şekilde çalışıyorum.
Onu da başka bir yayında konuşuruz.
Tabii ki. Yetişkin
arkadaşlıkları için bence
gayet verimli, güzel bir sohbet
oldu. Çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür
ederim davetin için. İkinci kısımda
görüşmek üzere. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
