
Profesörlüğe Giden Yolda: Dört Ülke, Aynı Akademik Mücadele
10 Eylül 2026 · 1 sa 15 dk
PlatformlardaSpotify
Boğaziçi’nden Amerika’ya, Kanada’dan Türkiye ve Hollanda’ya uzanan bir akademik yolculuk… Bu bölümde Assoc. Prof. Dr. Canan Acar ile farklı ülkelerde akademisyen olmayı, akademinin görünmeyen mücadelelerini ve Hollanda’daki çalışma kültürünü konuşuyoruz.
Transkript
Akademin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden hoş geldiniz.
Akademik kariyerleri dışarıdan gördüğümüzde çoğu zaman önümüze oldukça kusursuz, doğrusal bir hikaye çıkıyor gibi görünüyor.
İyi bir üniversite, yurt dışında eğitim, doktorat, yayınlar, ödüller, güzel bir akademik pozisyon.
Ama bu kısa özgeçmişlerin arkasında ülke değiştirmek, yeni bir akademik kültüre uyum sağlamak, araştırma alanını oluşturmak, öğrenci yetiştirmek, sürekli değişen akademik beklentilerle karşılaşmak gibi görünmeyen pek çok süreç bulunuyor.
Biz de bugün Canan Acer hocamla birlikte onun kariyeri üzerinden, onun deneyimleri üzerinden bir sohbet yapacağız.
Sizin tabii Boğaziçi Üniversitesi'ne kimya mühendisiyle başlayıp sonrasında Amerika, Kanada, Türkiye ve Hollanda'ya uzanan bir yolculuğunuz var.
Bugün de University of Twente'de hidrojen ve sürdürülebilir enerji sistemleri üzerine çalışan bir akademisyensiniz.
Öncelikle hoş geldiniz Candan Hocam.
Hoş bulduk. Merhabalar.
Teşekkür ederim davetimi kabul ettiğiniz için.
Biz bugün online bir bağlantı yapıyoruz. O yüzden eminim sesimiz de online olarak geldiğini hissettirecektir.
Teşekkür ederim. O yüzden Twente'den bize bağlantı sunuyorsunuz.
Öncelikle isterseniz Boğaziçi Üniversitesi ve akademik kariyerinizin ilk başladığı zamanlara dönelim.
Boğaziçi Üniversitesi'nde kimya mühendisliği okumuşsunuz.
Lisans çalışmanızda böyle sizi mühendisliğe ve sonrasında araştırmaya iten bir tezle başlamış sanıyorum ki.
Ya da akademiye size yönelten bir kısmı oldu mu lisansınızın?
Ya şöyle bir şey var, onu hemen söylemek isterim.
Özellikle Türkiye'deki eğitim sisteminde, özellikle bence bizim dönemimizde sürekli düzenli olarak sınava giriyorduk.
O sınavda da iyi bir sonucu alıyorduk.
puanımızın aldığı en iyi şeye
gidiyorduk gibi bir durum vardı.
Üniversiteye kadar böyle gitti. Ben
İstanbul Fen Lisesi'ne çıkışlıyım. Şimdi
üniversite sınavına girdiğimde
benim puanım güzel gelmişti.
Türkiye'deki ilk 200 içindeydim o zaman
için. Çok iyi. Sonra
tabii ki de böyle bütün ailemin
şiddetle arzuladığı şey benim
doktor olmamdı. Ama ben
hani ailede doktor
gözlemlemiş biri olarak çok
arzulamıyordum diyeyim yani. Ve böyle
belki biraz o ergenliğimde
getirdiği bir kendi yolumu
çizeceğim ben. Hiçbirinizin yapmadığı bir şey
yapacağım ben. Haliyle
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bütün mühendislikleri
yazabilecekken gidip kimya mühendisliğini
yazdım. Düşündüğümde
bildiğim insanlar vardı kimya mühendisliği
çıkışlı. Bir tek şey sormuştum.
Hani organik kimya ne kadar ağır?
Yok yani bir dönem sadece dediler.
Tamam dedim yani. Böyle bir bilinç.
Ama üniversite okurken
şöyle bir şey oldu. Ben matematiği
seven bir insanım. Yani bir süre utandım
aslında bundan. Böyle hani matematik
sevilmeyen bir şey. Ben matematiği çok seviyorum.
Onunla ilgili de
üniversitede bunu daha net görmeye
başladım. O işte
kontrollerler üzerindeki tezde
bitirme tezde oraya doğru yöneldi.
Sonra dördüncü sınıfa
başlarken üzerime böyle bir
ağırlık çöktü. Çünkü
bir sınav daha yok yani.
Hani ne yapacağım bilemediğim
bir dönemde. Bu kontrol dersini
veren hocamızdan bana
neden Amerika'da yüksek lisans düşünmüyorsun gibi bir soru geldi.
Ben böyle bir şey farkında bile değilim yani.
O şekilde o yola girdim.
Başvurularım olumlu sonuçlandı.
İşlerimden bir tanesini seçtim.
İşte Şikago'daydı.
Öyle yüksek lisansa geçtim.
Yani aslında siz lisansta başladınız hazırlık yapmaya.
Aslında biraz kendimi tanımam, kendimi anlamam.
Yani şunu seviyorum, şunu sevmiyorum mu görmem.
Bir de kimya mühendisi okurken prosesler üzerinde de bir şeyler alıyorsunuz ve şirketlere de gidiliyor, saha ziyaretlere de oluyor falan.
Yani bana hitap etmiyordu ama bir yandan böyle o hafif içinde olduğum, onaya alıştığım durum devam edecek.
Ama bir yandan da biraz macera kısmı da var hani Amerika kısmı falan derken.
Öyle bir heyecanla gittim yani oraya.
O şekilde başladım yüksek lisansıma.
benim en yani lisansa baktığımda Boğaziçi Üniversitesi'nin bana verdiği en büyük şey o cesaret oldu yani birazcık.
Hani benim güçlü olduğum yan bu.
Ben bunu yapabilirim ve o hani leap of faith denen şey var ya o atlamayı yapabildim yani.
Döneceğim yer benim ülkem.
Evet.
Ama çok büyük bir katkıyla da dönebilirim diye düşündüm.
Ve o böyle bir büyük cesaret bile gözükmeden gözüme binip uçağa gittim yani Şikago'ya.
Çok iyi.
başvuruda peki nasıldı yani?
Başvuruda zorlandınız mı? Hani yoksa
ortalamanız iyiydi, işte diliniz
vardı falan. Hani o konularda nasıldı?
Başvurunuz direkt kabul aldı mı?
Ya şimdi şöyle bir şey var mesela. Boğaziçi Üniversitesi
ne çok Robert Koleji'den
falan gelen arkadaşlar var ya da
Üsküdar Amerikan'dan gelen arkadaşlar var. Bunlar
zaten bu işin içindeler ve biliyorlar
yani bir şekilde.
Ben hani bilmiyordum yani.
İşte İngilizce dil sınavına
girdim. Onlar zaten bilgisayar üzerindendi.
Bir de GRE diye bir şey var işte böyle sözel ve sayısal kısmı olan.
Onu aldım.
Ama şimdi düşünüyorum böyle yani gerçekten sınav kültürüm olduğu için.
Sınavları nasıl yapacağımı biliyorum.
Onun dışında işte bir başvuru mektubu hazırladım.
Başvuru dosyası hazırladım.
O şekilde başvurdum.
Tabii ben bunu bu kadar bilmiyordum Boğaziçi Üniversitesi'ndeyken.
Yani böyle aa işte hem kadınsın da hem mühendissin.
Vav denen bir durum yoktu.
Ama ben Şikago'ya gittiğimde böyle bu çok pohpohlanmıştı.
böyle. Vay be hem kadın
hem mühendis falan diye. Ya hani
çok ilginç gelmişti
yani Türkiye'de özellikle akademisyen
ligde bu kadın
erkek dağılımsızlığı gibi bir şey
yok aslında o kadar. Aslında evet. Daha eşit
gibiyiz. O büyük bir aydınlama
oldu yani bir yandan böyle. Hani
aslında onların gözünden bakınca
Türkiye böyle daha cinsiyetçi
bir ülke gibi gözükürken ben
hani pozitifte negatifte çok
daha az ayrımcılık içinden çıktığımı
hissetmiştim. Ama böyle o bütün
konforlu alanlarının dışında
bambaşka bir hayat ve
yani benim tek bildiğim
atmosfer akademiydi yani
gene. Gene üniversiteydi.
O kadar farklı değil çünkü Boğaziçi'nin de
biraz daha Amerikan sistemiyle
olduğu için. Öyle mi? Evet.
O kadar bir fark
hissetmedim yani ben.
Öyle bir yolculuk oldu yani.
Gerçekten aslında bir şey var
işte dil sınavı
Ciğer iş sınavı.
Tamamlamış olmalı.
Her üniversiteye ayrı ayrı başvurmak için bir paket.
Ve sonrası bekleme.
Evet. Sonra Boğaziçi'nden aslında direkt beklemeden başvurularınızın hemen ardından
İlyanus Institute of Technology'de tam olarak hidrojenin metal hidritlerde depolanması üzerine çalıştınız değil mi?
Evet.
O dönem peki şu anki çalışmanızda yani şu anki çalışma alanınızda sizi yönelten şeyin
bir çocuk ceza enfaz kurumunda çalıştığınız alan olduğunu okumuştum bir röportajınızda.
O nasıl oldu peki?
Hem yüksek lisans yaparken hem staj gibi bir şey mi vardı?
Yoksa nasıl bir program oradaki yüksek lisans programı?
Şimdi çok böyle bir şey söyleyeceğim.
Bence bir insanın başına gelebilecek en iyi şeylerden biri
ilham verecek veya yol gösterecek birilerini tanımaktır yani.
Ben aklıma hayalime Amerika gelmezken
bunu bana bak sen şu şu alanlarda
iyisin. Bunu düşün istersen diyen
birinin olması. Şikago.
Ben daha şu kafada yani Şikago çok güzel bir şehir
yaşarım falan diye gitmiştim yani birazcık
daha. Ben yüksek lisansımı
yaparken deneysel
çalıştığımda güzel çok böyle
destek olan bizi
çok sahiplenen bir İranlı
hoca vardı. O
benim master'ımın bitimine yakın
hani ne yaparım ne ederim falan
diye düşünürken böyle uzatmıştım bir yandan da.
yani iki senede değil üç senede bitti.
Onunla ilgili herhangi bir maddi
olarak zorlamadı beni yani.
Tamam dedi proje ödeneğimiz var. Şöyle yaparız
böyle yaparız falan filan. Sonrasında
ben kalmak istedim aslında
Chicago'da ama
bir funding olan bir şey bulamıyordum yani.
Ne yapsam diye böyle bir
tökezlediğim anda bana
dedi ki yani çok net bir şekilde
bak benim aslında bir proje ödeneğim var
ama sen bu konuda
hani senin ilgileneceğin bir konu
değil bu dedi. Şu an hani
kalmak için böyle çaresizce evet
demeyi düşünüyorsun. Ama
bak gerçekten seni tanıyorum.
Bu senin mutlu olacağın bir şey değil dedi.
Ama şöyle bir şey var dedi. Ben
seni dedi associate researcher
olarak devam ettirebilirim.
Yani research associate olarak.
Şöyle bir projemiz var dedi.
İşte bu Şikago'nun içinde
bulunduğu bölgedeki
devlet operasyonlarının nasıl daha
sürdürülebilir olacağıyla ilgili ve
ana bakılan üç çeşitli bir çocuk
infaz kurumu var. Hapishane
ve hastane.
Şimdi bunlar neden zor?
Bunların enerji ve atık yönetimi
çok çok daha meşakkatli.
Yani hepsinin 7-24 çalışması
lazım. Ve hani
çok daha fazla regulasyonu var. Yani biz
kendi evimizde pek çok
şeyi ya da endüstride yani
zaten atıyorum ofisler 9'da
başlıyor, 5'de bitiyor falan gibi. Hani daha
kolay optimize ederken. Burada böyle bir
zorluk vardı. 7-24.
Evet 7-24 artı yani hastanede çok daha başka kimyasallar da giriyor işin içine.
Bunu bir daha kullan demiyor.
Bu işin hijyeni var, şusu var.
Ya da mesela hapishane ya da çocuk ısrar evinde bir de üzerine güvenlik önlemi var.
Hani atıyorum kesici vesaire ya da her malzeme her yerde kullanılmıyor gibi böyle.
Çok daha aslında insanı başka başka şeyler düşündüren yani o çözüm olmuyor bu falan.
Ben hem zorlandım hem de böyle çok keyif aldım.
Böyle şey programları geliştirmiştik mesela.
Hapishanelerde bir de daha hafif suçlar var.
Ya şiddet içermeyen ya da hani onlar biraz daha bu rehabilitasyon programlarına girebiliyorlar.
İşte onlara şey yapıldı.
Restoranların atıkları toplanıp onlar kompost yaptılar ve bir bahçede sebze meyve yetiştirdiler.
Ve o sebze meyveleri o restoranlara gönderdiler.
O restoranlarda biz işte böyle bir sosyal sorumluluk ile aslında topluma böyle hizmet ediyoruz demiş oldu.
Gene aynı şeyi yine başka bir ekiple, burada işte ergen çocuklar aslında.
Onların işte bu elektronik cihazların, atıkların ayrılması ve hangileri tekrar kullanılabilir,
o şekilde dönüştürülmesi üzerine.
Zaten daha doğrusu bütün idari birimler, resmi bütün idari birimlerin,
bilgisayarları bir yerden sonra çöp oluyor ya da yazıcıları bir yerden sonra çöp oluyor.
Bunlar toplanıyordu.
Ben çok keyif aldım.
Tabii her güzel şey gibi onun da bir sonu vardı.
oldu. Bitti.
Ben dedim ki ben yani
ya akademide kalmak istiyorum ya da danışmanlık
yapmak istiyorum. Ve bu enerji yönetimi
kısmı, enerji kısmı çok hoşuma
gitti. Sanırım ben makine mühendisliğine
doktora yapmak isterim dedim.
O zaman kendiniz karar verdiniz buna.
Evet. İşte o zaman birazcık böyle
direksiyona ben geçmiş oldum yani.
Ben de o hani acaba bir hoca
aracılığıyla mı? Ben de görünce yani okuyunca
şaşırmıştım. Nasıl doktora
makine mühendisliğine geçti?
Neden oklu falan
diye hani onu da bir acaba
hoca vesilesiyle ya da ilginç
bir konu vesilesiyle mi oldu diye
oraya gelecektim. Ama öncesinde merak
ettiğim bir şey var. Şimdi siz mesela
bu yüksek lisans bitimine yakın
bu proje aracılığıyla bir süre daha
kalabilmişsiniz ama yüksek lisansınız
burslu muydu? Nasıldı?
Bursluydu. Bursluydu ve
araştırma görevlisi olarak
bir maaşım da vardı.
Hani yani atmasa da
damlar gibiydi.
Kirayı ödeyip üzerine
bir miktar yaşayabileceğiniz
hayat.
Yani ama böyle
her ayın sonunda sıfıra sıfır geliyordu.
Devam ediliyordu yani.
Evet genelde Amerika ve Kanada için
bunu söylüyorlar bu arada. Zorluyor.
Hani yaşamı kolay
yönetmeye yarayan bir maaş değil
diye doktora için aynısını söylüyorlar.
Hollanda ile farkı şu. Hollanda'da
doktora yapan, HR'a bağlı bir
çalışan. Evet. İş ilanı.
Üniversitenin
çalışanısınız yani.
Ama Amerika'da ve Kanada'da
doktora öğrencisi. Evet.
Ben de hep burada böyle işte
öğrenciyim, öğrenci falan
diye böyle şey yaparken süpervizörüm
beni her zaman şey yapıyor.
Sen öğrenci değilsin. Burada
öğrenci denmiyor doktora yapanlara.
Bunu kabul et ve işte bunu ne demek
olduğunu algıla diye böyle birkaç
kez bana şey yapmıştı. Sonradan
fark etmiştim. Yani Türkiye'de de biz mesela
evet araştırma görevlisiyiz ama ben
yine orada da hani öğrenciyim gibi
şey yapıyordum yaklaşırken de
araştırma görevisiyken de. Öğrenci
olduğum benim için daha bir ön plandaydı.
Evet. Türkiye'de biraz daha zaten böyle
işte geçen
bunun yazışmış iken hani okula mı gidiyorsun?
Ya okul değil mi? Evet.
Ofis.
Zaten yani atıyorum
50 yaşına gelen bir akademisyen
olsanız hala okula gittim mi falan
deniyor yani. Öyle deniyor.
Üniversiteden çıkmayınca öğrencilik hali
devam ediyor yani Türkiye'de. Evet. Burada böyle
birisi demişti. Gene
bir Türk arkadaş. O yanda da işte yarın
okula gidiyor musun dedi İngilizce.
Okul mu falan diye böyle. Ne alaka
ya falan. Orası benim ofisim dedi.
Diyince ben böyle hakikaten ya.
Ben bir şey yapayım. Bazen böyle
annem falandır. Bugün okula gitmemişsin diyor.
Aaa elmamı aldım. Beslenme çantamla
beraber gittim falan diye böyle.
Çok doğru.
Gerçekten de beslenme çantamızla gidiyoruz ya
burada. Gerçekten beslenme çantamız
oluyor. Yani birkaç çantayla
birlikte gidiyoruz. Doğru ama
bizim de mesela ailede hala
Benim ailem biraz daha yıllar içerisinde artık onun farkındalığı oldu.
Eşimin ailesinde hala okuyor o öğrenci diyorlar.
Ben de bozuntuya vermiyorum.
Evet diyorum ama biraz öyle anlaşılıyor.
Peki sonrasında siz oradan tam olarak işte bu işiniz bitmeye yakın mı karar verdiniz?
Makine mühendisliğinden ona geri dönecek miyiz?
Yani işte biraz bıçak kemiğe dayandı gibi oldu.
Çünkü ben zaten hani Amerika'da yüksek lisans ya da herhangi bir teknik diplomanız olduğunda o zaman için 3 seneydi benim çalışma iznim.
Zaten sonuna geldim yani.
Herhangi bir firmanın sponsor olması gerekiyor.
Ve yani ben işte bu doktoraya geçişi 2012'de yaptım.
2008'de büyük bir finansal kriz olmuştu.
Evet.
Onun dalgaları daha devam ediyordu yani.
Yani hani o kadar böyle özellikle sponsorlu bir işe alımda zaten içeride birikmiş çalışma izni bir sürü işsiz olduğu için pek sıra gelmedi yani.
Ama işte şey vardı böyle bir yerde okumuştuk bazen başına gelen en iyi şey dualarının tutmamasıdır diye.
Yani ben gerçekten o zamanlar böyle çok istedim, çok manifestledim, dua ettim, neyse yani hepsini yaptım.
Olmadı yani bir şekilde Şikago'da.
Ama oralarda böyle ilgili alandaki konferanslarda kim var kim yok falan bakarken böyle yazıyordum.
Ben işte şunun için yapmak istiyorum doktora.
Bu benim CV'm bu bilmem ne falan.
Kanada'daki doktor hocam ya dedi ben geliyorum konferansa.
Bir çay içelim.
Olur.
Gittim.
Dedim ben böyle böyle doktora yapmak istiyorum.
Çünkü amacım bu.
Siz bayağı çalışma konunuzu da kendi kafanızda düşünüp planlayıp proposal gibi...
gibi. Yani çok böyle hani
bir projeyi şeyle gelmedim de ben hani dedim ki
ben bu işin makine mühendisliği kısmını öğrenmek
istiyorum çünkü ben enerji konusu alanında
ya danışmanlık yapmak istiyorum ya da
hani akademide kalmak istiyorum dediğimde
tamam dedi ama dedim ben makine
mühendisliği değilim.
Makine mühendisliğinin temel derslerini
almadım. O sorun değil dedi. Eğer böyle
bir motivasyona geliyorsan o sorun
değil. Hani
zaten belli. Öğrenme
kapasitesi olan bir insansın.
Bunu görüyorum yani. Bir CV'nin de
gösterdiği tek şey aslında
bu. Bu insan kendini koşullara
göre adapte edebilir. Çalışmaktan
çekinmez. Başka
türlü bir şey göstermiyor. Bir kağıt aslında
yani. Öyle başladım yani ben.
Geçim Kanada'ya. O şekilde Ontario Tech
de başladınız doktoranıza.
Evet yani Kanada'yla da
ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Böyle arada
bir İstanbul'daydım işte. O zaman daha
böyle şey hani bir yere gideceğiz
parasını alalım falan diye işte
döviz bürosuna biraz Kanada doları almışım.
Kanada dolarının üstünde de bir kraliçe var.
Ben şöyle düşünmüştüm yani.
Aa hani böyle işte kardeşimle şey diyoruz.
Demek ki her kraliçe birbirine benziyor yani.
Hani zengin gözüken yaşlı bir kadın falan.
Sonra ben bu şekilde böyle bir yerde Toronto'da böyle arkadaşlarla bir yerde oturup yiyip içerken
ya dedim bütün kraliçeler birbirine mi benziyor deyince böyle bir baktılar suratıma.
Ay ne demek istiyorsun falan.
İşte çıkarttım parayı dedim bu İngiltere'nin kraliçesine benziyor.
Rahmetli o zamanlar hayattaydı.
bu sene 2013.
Bana dediler ki ama zaten
The Queen
falan. Ben böyle şey
Kanada bağımsız bir ülke değil mi? Siz niye başka
bir ülkenin hani kraliçesini kabul ettiniz?
Biz Manda ve Himal'i çoktan
reddettik Asam sahnesinde.
Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir ülkedir diye
böyle bir. Her ne kadar
develerle gezdiğimizde düşünselerdi.
Yani dedim ki
hiç beğenmediğiniz ülke bağımsız yani.
hani siz
böyle bizim ulusal egemenlik bayramımız
var. Siz kraliçe mi?
Falan diye. Böyle
şu hayatımda Kanadalı kınadığım
yegane anlardandır.
Dedim ki çok şükür.
Bize de Türkiye Cumhuriyeti böyle
bir gurur yaşatıyor diye. Yani o kadar
bilmiyorum. Öyle gittim ben
Kanada'ya da giderken böyle hani
hep şöyle bir şey oldu içimde.
Öğrenirim. Yaparım.
Tabii ki de aksaklıklar oluyor. Tabii ki de
farklılıklar oluyor. Her
mekan değişikliği. Yani insan
aynı ülkede hatta aynı
şehirde sokak değiştirirken
bile o taşınma
stres oluyor. Ama
asıl işte zaten
oradan çıkmayı cesaret gösterince insan
bir şeyler yaşayacaksa yaşıyor yani.
Yoksa hani böyle
ben tabii eğlenceli kısımlarını
şey yaptım, dökülen gözyaşlarını
başka bir günün konusu olsun bu.
Yaşanan korkular, dökülen gözyaşları
vesaire oluyor. Ama
içinizde böyle bir küçük de olsa böyle
bir alev oluyor ve yani hani evet
bir yere gidiyor bu ve ben
hani buna devam edeceğim.
O yetiyor bence zaten
bir yere kadar. Evet.
Bence ülke değiştirmek
gerçekten bir bilinmezliği
sonuçta bilmiyorsunuz da yani
neyle karşılaşacağınıza.
Gitmek zor bir karar bence.
Böyle hele de işte Kanada, Amerika
gibi hani uzak da yerler yani
düşününce Türkiye'ye çat kapı hemen
gidebileceğiniz yerler de değil.
O yüzden eminim zor olmuştur.
Peki şey mesela siz Türkiye'den sonra Amerika'ya gittiğinizde hani Boğaziçi'yle biraz daha benzer dediniz ama
Kanada'da yine aynı şekilde Amerika'yla benzer miydi yoksa biraz zorlandı dediğiniz benzer miydi?
Ya şöyle tamamen aynı akademik düzen.
Türkiye'de de aslında benzer.
Postdocsınız, yardımcı doçentsiniz, doçentsiniz ondan sonra profesörlük var falan.
Aynı. Not sistemi aynı.
her şey aynı yani. Aynı.
Ben makine mühendisliği
de doktora yaparken işte
almam gereken dersler vardı. Bir tanesi işte
Advanced Energy Systems diye bir ders.
İleri enerji sistemleri. İyi de ben
bunun normalini almadım ki.
İleri dersten
başladığımda şey oldu yani.
İlk bir ödev verildi. Ödev işte ısı
pompası. Ben hayatımda hiç duymadım bile
ısı pompasını. İki aşamalı ısı pompası
tasarlanacak. Tek aşamalısı ne ki bunun?
Böyle şey diye düşündüm
hatta. Şimdi pompa ne yapıyor?
bir şeyi düşük basınçtan
yüksek basınca taşıyor.
Normalde akışın tersini yapıyor. Isı nasıl
akıyor? Yüksekten düşük sıcaklığa
gidiyor ya. Demek ki pompa da
onun yönünü değiştiriyor diyorum ama nasıl
yapıyor ya falan. O böyle
sayısız sabahlamalar
vesaireler ile oldu. Yani
benim sınıfımdaki insanlar
tak tak tak her şeyi
biliyorlardı zaten. Üzerine
konuşurlarken ben daha böyle
bu ne? Peki bu ne?
Peki bu ne? Falan diye.
Ben de aynı şeyi yaşadım.
Yani bence en büyük zorluk o oluyor.
Yani doktoranın zorluğu zaten ayrı bir şey de ben de çevre mühendisiyim.
Ama yani bu alana girerken yüksek lisansımda da yine çevre bilimleri alanında işte mikroplastikler üzerine çalışmıştım.
Yine proje, doktora projem mikroplastikler üzerineydi.
Ama kimse bana en başında analitik kimya alanında doktora yapacağımı söylemedi.
Yani bana dediler ki bak burada burada bunlar var.
zorluklar. Bu metotsal
zorluklar. Sen de metot geliştireceksin.
Ben de evet tamam ben metot geliştireyim.
Çünkü ben bu alanda daha önce yüksek lisans da yaptım.
Biliyorum az çok teknikleri.
Üzerine tabii ki öğrenirim dedim.
Ama işin temelinde analitik
kimya olduğunu anlamamıştım
başlarken.
Çok mu? Yani o hani
kimya üzerine ekstra
işin bir de işte tam analitik kısmına
girerken ben de aynı dediğiniz gibi
iyi de bu ne ki falan diye böyle
kendi kendime
Ödevin deadline'ı geliyor
Ben daha deadline'da yani
Olayı
Anca onların böyle ödevi
Verildiği anda belki ona bile gelmemişim
Zaten seneler
Gerideyim falan böyle
Yapamıyorum ödevleri bir şekilde de veremiyorum
Teslim edemiyorum
Dedim ki işte danışmanıma
Ben yetiştiremiyorum
Yapamıyorum çok zaman alıyor
Hem hani yeni bir ülkedeyim
Sosyal bir çevrede geliştirmeye
çalışıyorum. Hem de
alanımdan farklı bir şeyleri öğrenmeye
çalışıyorum. Hani daha baştan
böyle bir sıkıntı yaşıyorsun. O zaman bir
konuşalım demek isterseniz
hiç sürpriz yapmayayım ben dedim.
O da demiş ki yani büyüme
öyle an be an gözetlenen
bir şey değildir.
Bir tohumu toprağa ektiğinde
hadi hemen yapraklar nerede
demezsin. Bu hani
sen şu an fark etmeden zaten
öğreniyor ve gelişiyorsun.
6 ay sonra baktığında zaten
göreceksin nerede olduğunu.
En az bir 6 ay ver dedi.
Böyle bir şeyi. Sen insanların
4 sene lisans üzerine
en az 2 sene bir yüksek lisansla
geldiği yere 2 ayda gelemedim diyorsun.
Evet. Ve kendi kendinize
yapmaya çalışıyorsunuz bunu. Yani bir programı
takip ederek değil. O bana böyle bir dedi ki
6 ay sonra göreceksin. Ben dedi merak etme.
Bütün aldığın derslerdeki
şey. Zaten meslektaşları
yani. Ben onlarla
zaten senin durumunu konuştum dedi.
Sen kendin nasıl yapabiliyorsan öyle yap.
Bir tek dedi ki final notlarının verileceği zamanı yetiştirmeye çalış.
Yetiştirmezsen incomplete verilir.
Sonra düzeltirsin yani dedi hani.
Dersi A artıyla geçen bir kişi vardı.
O da bendim yani.
Böyle bir azim azim azim falan.
Çünkü şöyle bir şey de oluyor.
Hiç bilmiyorum diye bir şeye başlamak insanın zihnini çok daha açık yapıyor.
Yanlış bildiğin şeyi düzeltmek daha çok zaman aldığı için.
Ben oradan bence biraz yırttım.
Temiz bir sayfa ile başladığım için.
Hakikaten de böyle bir altı ay sonra baktığımda
Vay arkadaş.
Evet.
Zor oldu ama oldu galiba.
Bir de hocam şey değil mi?
Ben en azından kendimi öyle hissediyorum.
Lisanstayken tam olarak öğrenmeyi de öğrenmeye çalışıyorduk.
Öğrenmeyi de bilmiyorduk.
Ama ben de aynı şeyi doktorada hissettim.
Bir şeyi hiç bilmediğimde öğrenirken tam ayrıntısıyla, bütün detaylarıyla mantığımı oturtmaya ve gerçekten öğrenmeye çalışıyorum.
Ve artık öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu bildiğim için ona uygun çalışıyorum.
Ama öbür türlü tam olarak da bilmiyordum nasıl yapacağımı ve böyle kendi yolumu bulamadığım zaman daha zor öğreniyordum.
Yani lisanstayken bana daha zor geliyordu.
Ama şu an daha hızlı, daha pratik ve hani gerçekten yanlış bildiğiniz bir şeyi gerçekten dediğiniz gibi hani düzeltmek zor ama hiç bilmediğiniz bir şeyi sıfırdan koymak çok daha kolay oluyor.
Şöyle bir şey var.
Benim doktoramın ikinci senesinin sonunda doğru yani artık qualifier falan geçmişim bilmem ne yarıladığım dönemde yani.
Kanada'da benim evimin kapısına falan baltayla falan girilmek şeklinde bir hırsızlık oldu.
Ben evde değildim ama. Benim o dönem işte yani öyle cloud falan şeydi yani bu dediğim 2014. Böyle bir iş bilgisayarım vardı, laptopum. Bir kendi laptopum vardı. Bir de böyle bir hard drive gibi bir şeyim vardı.
İşte haftada bir hepsini birbirleriyle bir senkronize ediyordum. Böyle gerçekten ama tam anlamıyla amele usulü. Oradan oraya, oradan oraya. Hepsini birbirine bir edekliyordum.
İşte tabii şöyle bir durum var. Hepsi aynı yerdeydi ve çalındı hepsi birden.
Dolayısıyla ben öyle kaldım dımdızlak.
Ve nasılsa pasaportum da çalındı.
Şöyle diyeyim, yurt dışında pasaportunuza gözünüz gibi bakın yani.
Çünkü vizeyle gitmeniz gereken bir yerde pasaportunuz olmayınca bir de o ülkede yasal olduğunuzu ispat etmeniz gerekiyor.
Evet.
Otoriterlere.
Kardeşim sen buraya nasıl geldin falan.
Ya hiç mi hırsızlık olmuyor falan diye.
Çok sinir bozucu bir dönemden geçtiğimde şöyle bir şey fark etmiştim ama.
Çok kötü, kötüydü yani.
Hani şimdi geri dönüp baktığımda aynı.
İyi ki de başıma gelmiş diyeceğim bir şey değil.
Asla değil.
Bir şekilde artık mail ile attachment ile neyi gönderdiysem onu falan toplamaya çalışıyorum.
Bilmem nelerin kırıntısını falan bulmaya çalışıyorum.
En sonunda böyle dedim ki ben bu kodu baştan yazacağım.
Zaten yamalaya yamalaya gidiyordum artık bir yerden sonra.
Hani debug yapıp burayı düzelt.
Debug yapıp uzamış gitmişti zaten o kodu.
gereksiz böyle sürekli oraya
bug düzelmişim oraya düzelmişim oraya düzelmişim
anlamsız bir şey hani böyle
eya ile chat uzadıkça böyle bir yavaşlar ya
o böyle bir
çok hamam bir şeydi modelim
ben dedim sıfırdan kurayım bunu ya
onu kurdun
gözümde büyüyen taraflar vardı yani
şu modelin şunu düzeltmek lazım ama şimdi nasıl
düzeltilir yani en azından şimdi eee falan
soruyorsunuz bu kodun burasında ne yazayım
o da yok yani gerçekten böyle
şey gibi geliyor ya bana eee aydan
önceki zaman böyle bir hani
eskiden işte insanlar
atla gidermiş bir yerden bir yere
gidiyordu.
Böyle yani manuel
gidiyordu yani her şey. Evet öyle.
Ama hani zaten şeyi fark ettim.
İşte öğrenmeyi öğrenmekle alakalı
bir şey olsa gerek. Oradan çağrışımı yaptı zaten.
Kafamda var zaten. Bir şekilde
yaparım. Ben yaptım düşüncesiyle.
Evet. Yani hani büyük ihtimalle
kaybolan şeyler olmuştur ama onlar da
acaba ne kadar gerekliydi.
Zaten unutmuşum yani diye
böyle bir rahatlatma. Birazcık
başımıza gelen
çekilir diye. Yani ağlasanız da
bağırsanız da çağırsanız da ne yapsanız
böyle bir şey yani hayat.
Başınıza geleni
ne kadar resilient olduğunuzla alakalı
yani başınıza gelene
nasıl tepki verdiğinizi
kabullenme. Yani
gerekeni yapmak gibi oluyor bence birazcık
daha. Hani kabullenip çekilmek
gibi de değil de tamam. Peki ben ne yapabilirim?
Doktora
öyle bir süreç yani. Problemler
çıkıyor, çıkıyor, çıkıyor.
Tamam ne yapabilirim demek gerekiyor.
O böyle insana dağ gibi bir irade veriyor.
Bir de kendine bir güven de veriyor. Tamam
yani. Hadi bakalım.
Bu da geçer. Gerçekten
bu da geçer yahu.
Ya böyle
tamam
hani kimsenin başına
gelmesin dilerim. Geçmiş
gitmiş olsun. Hiç kimse
yaşamasın. Hakikaten de yani.
büyük bir ders oldu da çok bilmem neydi
denecek bir şey değil. Ama
hepimiz kendimiz günlük
hayatımızda bambaşka
imtihanlarla sınanıyoruz ve
gerçekten insanın içinde bir yerde bir güç
oluyor yani. Hani
o yüzden derler ya Allah dermanı sız dert
vermesin diye. O başka.
Bunlar yani bu kariyer. Evet.
Sonuçta hayatınızın
geri kalanında sevdiklerinizle
sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli bir hayat
geçirmeniz için bu dünyada
çalışmanız gerekiyor. Evet.
bir parçası. Onun için
yaptığınız bir şey bu. Mesela
bir yere kadar akademisyenliği daha
kendimi tanımlayan bir şey gibi görürken
şimdi böyle çok daha hani o benim
günlük hayatta yaptığım bir iş
bir iş. Ben başka
bir insanım canan olarak. Hani
profesör oldum olmadım vesaireden
bağımsız. Bunu etkilemez.
O nedenle de iş hayatında
gerçekten olan her şeyin bir şekilde
çaresi oluyor yani. Evet.
Ama yani bu da bu arada hani bence
doktora yaparken falan ya da yüksek
lisans da da aynı şekilde. Hep uyarılan
bir şey yani. Yedeklemeyi
unutmayın diye. Çünkü gerçekten çok
can yakıcı bir şey. O yüzden tebrik
ederim. Yedekledim onu.
Yedekli çalımdı. Evet o da
doğru. Bir şekilde siz onu
kendi kendinize recover
etmişsiniz yani. Bir de güzel olan şey
şu. Yani şimdi biz bunu böyle
konuşuyoruz ama çalışmanız yani
doktoranız outstanding doctoral
thesis ödülü alıyor.
Aynı zamanda da doğru çeviriyorsam
Kanada genel valisi altın
madalyası ile ödüllendiriliyor.
Yani siz o doktorayı
bayağı taçlandırmışsınız ödüllerle.
Hani bir şeyler kaybolmuş.
İşte kimya mühendisinden
makine mühendisine bir alan geçişi olmuş.
Hele de doktora da bir alan geçişi
olmuş. O kadar derslerle
debelenmişsiniz ama işin sonunda bayağı
iyi bir doktora tezi ortaya
çıkmış. Nasıl yaptınız bunu? Yani bu nasıl
oldu? Ve bence
insanların böyle hani böyle gazlayan
bir ateşleyen bir şey olur ya
Mesela doktora da ödün bence öyle bir şey hocam.
Yani herkesin yapabildiği bir şey değil.
Ama o bence bir kıvılcımı aleve dönüştürüp
hani sizi oradan gazlamış gibi hissettim ben.
Yani ben world life balance olan bir doktora yapmadım.
Evet işte bunu konuşalım.
Doktor tavsiyesi değildir yani.
Şimdi bunu çünkü böyle hani bir yerde şöyle baktım.
Yani tamam ben buna askerlik gibi bakacağım.
Ve hani hafta sonları çalıştım, akşamları çalıştım.
sabahladığım oldu. Hani onları
yapmak için çok fedakarlıklar
yaptım yani. Kendim
zamanımdan. Yine diyorum yatırım tahsis
değildir. Ama hani
biraz emekle oluyor o.
Yani o işin
kısmı. Yani bu arada ironiktir
yani. Kanada Genel Valiliği de
kraliçenin ya da şimdi kralın
Kanada'daki temsilcisi
aslında.
Bir şey yani Elizabeth'den
gelmiş. Rahmetli nenemiz.
Rahmetli nenemiz Elizabeth'den.
bir aldım madalyam oldu yani.
Çok iyi. Ben şey olarak
baktım ya böyle kendim
anlamını gördüm. Hani
onu böyle bir tez gibi değil de gerçekten
böyle bir tutku gibi inanarak
yaptım yani. Hakikaten inanarak yaptım.
Böyle bir etkisi
olabilir, şöyle olabilir, böyle olabilir falan
falan diye. Bir de şeyleri de çok yaptım
böyle. Hiçbir networking fırsatını
kaçırmadım gibi yani.
Ne bileyim işte atıyorum bilmem ne
heyeti geliyor üniversitenize
ziyarete laboratuvar turunu kim verir?
Ben veririm.
Laboratuvarda işte
safety odeti olacak.
İşte bunları kim takip edip
raporlayabilir ve
gelen safety ekibine gösterebilir
işte falan.
Danışman hocamla da şey yaparak ben yaparım dedim.
Çünkü bir gün gelecek ben de kendi
laboratuvarımı kuracağım. Bunları öğrenirim
falan diye. Hani böyle
bütün o edinebileceğim
tecrübeleri edinmeye çalıştım.
Fırsatları değerlendirdiniz aslında.
Evet yani o hani kendim hep gözümü, kulağımı, kalbimi açık tuttum ve çoğu şeye evet dedim yani.
Tabii ki de evet zaman anlamında yedi bitirdi yani.
Çok çalıştım.
Ama çıktığımda 16 sene yayınım vardı.
Ooo 16 mı?
Evet ve dolu bir CV'm vardı yani bir de bunlarla.
Kaç senede bitirdiniz doktorayı?
4 senede bitirdim.
Ooo 4 senede 16 bayağı iyi hocam.
Yani ama ona ödül verilmesinde ne yapabilirsin?
Öyle bir şey oldu. Kendim de özellikle mesela sosyal etki vesaireyi değerlendirmiştim tezim içinde.
Hani böyle çok boyutlu da bir etkisi olduğunu gösterdim.
Bir doktora şey oldu ki hani hemen yanı ticari olacak bir ürün değil.
Ama onun bilimsel, teknik, sosyal, çevresel etkilerini bir de insanlarla konuşa konuşa her alandaki uzmanına iyi değerlendirmiş oldum herhalde.
Neyse.
Peki sizin hocanızın böyle bir beklentisi var mıydı?
Yoksa bu gerçekten sizin kendi içinizdeki tutkudan mı geldi?
Yani bir baskıdan yapmak gibi mi yoksa gerçekten?
Çünkü baskıyla da yapılabilecek bir şey değil yani.
4 senede 16 yayın.
Bayağı tutkunuz varmış aslında bu işi yapmaya.
Yani benim doktor danışman hocam da kendisi aslında biraz daha hani
kendisi de Cumartesi patar gelirdi yani ofise.
şey ve böyle
o science service, o bilime
hizmet gibi. Yani sadece
kendi işini yapmak değil, işini bilim, editörlük
görevleri, işte orada burada
konuşmalar, çeşitli komitelere
girmeler falan gibi şeyleri değer veriyordu.
Ama şimdi bu hani biraz
yumurta tavuk meselesi gibi oluyor. Ben de
zaten her zaman elimden
geleni fazlasıyla yapıyordum.
Şimdi grubumuza bakıyorum herkesle böyle
mıydı? Değildi.
Ama ben kendim yani
hemen hemen haftanın her günü direkt
iletişim halindeydim. Yani
atıyorum Çin'e konferansa
gitse orada bile onunla
böyle o iletişimin
devam ediyordu. Yani çok iş
veriyordu. O zaten böyle yayınlar
bunu yayın yapalım falan diyordu. Ben böyle
yani o onları gösterdi.
Yani direkt hani bu
yayın olur, bu yayın olur, bu yayın olur
falan. Ben hani oturup onlara uğraşırken
bir kısmında söylendiğim oldu
yani. Bazen gerçekten aman
tamam hani bitecek
hani diye. Ama şimdi geri
baktığımda da şunu görüyorum. Ama aynı zamanda
da çok da koruyup kolluyordu gerçekten
de yani. Kendi network'ünle
tanıştırmak anlamında, fırsatları
görmek anlamında vesaire anlamında.
Bu önemli. Yani ben de
çok iş yaptım ama o da çok
hakkımı aradı.
Öyle bir durumdu yani.
Birbirinizi destekleyen bir
modda ilerlemişsiniz. Bence o güzel.
Herkesin öyle denk gelmiyor.
Biraz güzel bir eşleşme olmuş.
Şey lafı vardır ya Allah insanlarla karşılaştırsın.
Öyle gerçekten.
Bir de şey danışman insanı vezir de eder.
Gerçekten öyle.
Gerçekten öyle ama.
Yani bu hani hayatta işte her şeyde öyle yani kendinizi eş olarak seçtiğiniz insan da bambaşka şeylerde bile olsa yanlış bir eşleşme çok kötü sonuçlara doğurabiliyor yani.
Evet.
Öyle gerçekten.
Peki sonra doktoranız bitmeye yakın siz hani tamam ben akademiden devam edeceğim.
Ben bu işi devam ettirmek istiyorum.
Bu alana da emek verdim.
Bu alandan devam etmek istiyorum deyip orada fırsat aradınız mı?
Yoksa yok ya ben şimdi bir Türkiye'ye döneyim.
Hani nasıl oldu o Türkiye'ye dönüş aşaması?
Ben akademide kalmaya karar vermiştim.
Çünkü ders falan da vermiştim artık.
İşte araştırmayı da seviyordum.
Üniversitenin ortamı hoşuma gidiyordu.
Vesaire vesaire derken akademide kalacaktı.
Ama böyle artık ya neredeyse 10 sene geçmiş Kuzey Amerika'da.
Ben burada yaşamak istiyor muyum? İstemiyorum.
Ama bir yandan da mesela orada Çin'de bir fırsat olsaydı giderdim yani.
Birazcık böyle hani nereye olsa gidebilecek bir durumdaydım.
Böyle ne yapabilirim falan derken danışman hocamla aslında oldu o.
Ya böyle böyle Bahçiş Üniversitesi'nde emekliye ayrılan bir profesör var.
Enerjistem mühendisliğinde.
Onunla bir yetişmeye geçsene sen dedi.
Olur.
Kanada'daki danışmanınız.
olur dedim onunla iletişime geçtim böyle böyle dedim
danışman hocam aracı yazıyorum
bunu duydum hani ben
doktoramı bitiriyorum yardımcı doçent
olarak başvurmak isterim
bölümdeki duruma göre
siz ne dersiniz falan dedim
direkt dekanlıktan yazdılar bana
tamam hani
dediler ben işte
2016'nın eylülünde
başlamıştım bahçeşin üniversitesinde
ama şöyle bir durum var
denklik
Eniklik.
Aaa gerçekten mi?
Ben kaç kere İngilizce sınavı aldım?
O TOEFL'ı kaç kere aldım?
Amerika'ya giderken aldım, Kanada'ya giderken aldım.
Bir anlamın kulu da bakmıyor ki.
Bu çocuk 12 yaşından beri zaten İngilizce eğitim alıyor.
Amerika'da diploması var, Kanada'da diploması var falan.
Öyle bir şey yok.
3 kere İngilizce sınavı aldım.
Hatta bu üniversiteye geldiğimde de beni bir İngilizce sınavına soktular.
Gök'ün İngilizce sınavına girmeniz gerekiyor.
Onun için Ankara'ya gitmeniz falan gerekiyor yani.
Ben önce şimdi diyorlar ki doktora denklik gerekiyor.
Doktora denkliği almak için ne gerekiyor?
Yüksek lisansın denkliğinin olması gerekiyor.
Yüksek lisans denkliğinden başlamış oldum ve böyle neler istiyor yani.
Mesela transkriptini istiyor yüksek lisans.
5 sene geçmiş üstünden neredeyse.
Nereden bulayım?
Amerika'dan gelecek kargo oldu 100 dolar falan oraya gidiyor falan gibi şeyler böyle.
Bir de yani bizim üniversiteler nasıl kurul falan şey böyle elden teslim.
Hani Ankara'ya gidip ve oralar işte 2016, 15 Temmuz sonrası devlet daireleri bir kaos.
Tabii orada şöyle bir korku da vardı.
Yani denklik vermekte hani malum organizmayla, ona bakıyorlar falan.
Ya onu soruyor ben.
Dümdüz gitmişsin yani.
Ya ne bileyim ben ya.
O zamanlar, siz o zamanlar kavga etmiyordunuz ki zaten yani üzerine.
sizin birbirinize bir derdiniz yoktu
seviyordunuz o zamanlar birbirinizi siz
hani şimdi politik bir şey giriyor da
böyle bir
sen kandırılmışsın falan
yani zaten
zaten hani benim bir şey olmadı ama
bir sene falan sürdü yani
ben böyle idari asistan kadrosunda
yardımcı doçentlik yaptım
Türkiye'de böyle bir şey oldu
evet yani aldım denkliğimi
sonra doçentleye başvururken
bir kere daha İngilizce sınavına girdim
ooo
Bu böyle böyle.
Neden hocam böyle?
Hollanda'da da sizin aynı şekilde böyle bir denklik şeyi var.
Ya ben zaten hani böyle bir aklımda ya Avrupa'da bir tecrübe iyi olurdu falan diyordum zaten.
Bir de benim Bahçeli Üniversitesi'nde bulunduğum bölümde doktora programı yok.
Ve tabii zaten hani olsa bile ki yok.
İşte Amerika'ya, Avrupa'ya vesaireye gidiyor bir grup doktoruyla ilgilenecek kişi.
Doğru.
Kalan da işte ne bileyim koça gidiyor, boğaz işine gidiyor, otüye gidiyor, tüye gidiyor falan.
Kalanın, kalanın, kalanın ilgilenecek de Bahçeli Üniversitesi'ni doktora yapayım diyecek.
Zaten hani o da zorluk oluyordu falan.
O yüzden öyle bir 2019'da 18'si miydi?
18'de falan böyle bir Horizon Projesi kapsamında çalıştaylara eğitimci olarak gidiyordum.
Öyle bir partnerdim.
2019 gibi işte ya dediler böyle böyle üniversitede bir pozisyon var Twente Üniversitesi için.
O çalıştaylarda tanıştığınız biri miydi?
Evet. Başvur istersen falan ben başvurdum. İşte 2019'un sonuna doğru son iki adaya doğru kalktım. Bu işler böyle ben bilmiyorum o zamanlar.
Hollanda'nın yürüme hızının sanki böyle hayatta her şeyden bol zaman varmışçasına.
Rahatlıkları.
Büyük bir zenginlik. Büyük bir zenginlik yani. Hiçbir şekilde acılaya getirmeyeceksin. Ben onları o zaman bilmiyorum.
Bana dediler ki 2020 Mart'ın 15'inde
interview olacak.
Ama bu final interview olacak artık.
Nereden bilelim.
Tam uçağa gideceğim gün.
Pat.
Ben böyle yazıyorum onlara.
Ya bakın COVID diye bir şey var.
Ha onlar da daha farkındalar.
Gerçekten.
COVID diye bir şey var.
Ben gelecek miyim fiziksel olarak falan.
Ya dediler tenor track olarak alacağız seni.
Böyle pozisyonlara.
Biz sadece yüz yüze görüşme yaparız.
Tamam dedim gelirim sorun değil.
Hiç unutmam.
Ben şey diye düşünmüşüm.
Nasıl olsa bana parasını geri verecekler diye.
Ben bir gece önce aldım uçak biletini.
Ne olur ne olmaz falan.
Bana diyorlar ki Türkiye'de resmi olarak açıklanan vaka yok.
Ben böyle yani resmi olarak açıklanan vaka.
Uzunca bir süre yoktu zaten.
Neyse siz bilirsiniz falan.
Benim işte uçağa yani böyle bir taksi açacağım zaman şey haberi düştü.
Pandemi ilan edildi.
ve mailime baktım
dediler ki ya pandemi ilan edildi
gelme. E peki
falan. Gerçekten diyorum
yani verilmiş sadaka gibi bir şey
ben gitseymişim Amsterdam'da
kalacakmışım. Evet ama doğru.
Uçaklar da gitti ya
böyle ben hatırlıyorum
Türk Hava Yolları'nı aramaya çalışıyorum para
iadesi için. Bir şekilde olmadı
bana dediler ki Harbiye'deki Türk Hava Yolları'na
gideceksin. Orada
şahsen başvurman gerekiyor çünkü
müşteri hizmetleri çöktü.
Tabii bir kaos oldu.
Yani ilk defa. Harbiyeye gittim
bir de düşünebiliyor musunuz ya?
Pandemi ilan edilmiş ve
herkes ama herkes neredeyse
orada yani ve biz durumun
ne olduğunu bilmiyoruz bile yani.
Tuhaf bir asılmış falan. Böyle
numaratörden numara aldığımda
5684 mü ne geldi?
Bir baktım böyle
bir baktım numaratör 200 mü
300 mü ne öyle bir şey.
çok acayip günlerdi yani
sonra tabi
ben 2019'un sonunda artık netleşmiş bir şey
sadece işte komite
böyle Hollandalıların 2-3 ay takvimi
çok dolu oluyor ya
bu hepimiz
gelince öğrendiğimiz
hani bir kahveye buluşalım falan böyle
Aralık'ta nasıl falan
3 ay sonrasında mı kahve
ben bunu bilmiyordum o zaman
şey de düşünmüştüm Aralık sonunda bana
diyorsun ki sen sonrakiye kaldın
davet edeceğiz
ve artık davet ettiğimiz kişilerin
ikisine de final şeyi
vereceğiz diyorsun ve bunu
3 ay sonraya falan veriyorsun tarihini.
Çok acayip gelmişti bana o zaman.
Yani işte baksan, nereden
baksan şey yani daha varmadan
bir sosyal olarak vermiş işaretleri.
Böyle olunca
işte 2020'de bu iş biraz
rafa kalktı. Sonra
Siz o sırada peki Bahçeşehir'de devam ediyor musunuz
yoksa bırakmayacaksınız? Devam ediyordum.
Devam ediyordum. Yani daha belli
bir şey yok. Bir de ben hani Bahçeli Üniversitesi'nde
hani mutsuz değildim. İyi bir
çalışma ortamım vardı açıkçası.
Seviyordum ve seviliyordum da yani.
Hani öyle bir sıkıntı
olarak şeydi. Yani sadece böyle çok
doktor öğrencim olmuyordu.
O noktada böyle bir gelişemiyorum gibi
hissediyordum.
Bir de hani biraz hani farklı bir coğrafyada
da bir deneyim olması. Hani
oradan da bir normal olsun istemiştim.
2020'nin yaz aylarında
şöyle bir şey olmuştu. Bilmiyorum
neredeydiniz o zaman ama Türkiye'de
sınırlar açılmadı. Evet.
Ama Avrupa Birliği sınırları
açıldı. Avrupa Birliği içinde
hareket serbest hale geldi.
Ama
benim Türkiye'den bir turist
vizesi almam imkansızdı.
Bana işte yazdılar yazın.
Ya dediler sınırlar açıldı.
Dedim sınırlar açıldı ama
sınırlar Avrupa Birliği'nde
oturur ve çalışma izni
olanları açıldı. Yani benim
gelip sizle görüşmem için bana iş teklifi
yapmanız lazım.
I&D'ye başvurmamız lazım.
Onların da asla yapmayacağı bir şey görüşmeden önce.
Tabii ki.
Onlar göndermesi
lazım ama tabii daha
mülakat olmadan göndermiyorlar.
Çünkü derler ki tenor track.
Bu permanent bir pozisyon olacak.
Yüzüyle görüşmeden yapamıyoruz. Böyle bazı
şeyleri çok
yeğkel yani aslında
daha arkaik
kuralları var. Dedim o zaman siz Avrupa Birliği
içinden bulacaksınız. Hani Amerika'dan
falan da gelemiyor. Kimse hiç bir yere gidemiyor yani
o zaman. Avrupa Birliği böyle kendi içinde
açtı sınırları. Böyle bazen şeyleri var ya
Avrupa Birliği'nin. Dünya sadece Avrupa Birliği'nden
ibaretmiş gibi. Dedim
ben gelemem. Sonra ben öyle düşün
yani ha falan dediler.
Ha tamam dedim yani. Belki olmayacak
bu iş dedim. Sonra o arada işte ben Ayvalık'a
gittim. Ayvalık'tan çalışıyorum işte.
Ondan sonra iş çıkışında gidiyorum.
Yüzüyorum, geliyorum falan böyle. Tabii Türkiye'de
bir de yani işler durdu o sırada.
Yani herkes uzaktan çalışıyor.
Bu arada bir şey yani Bahçiş Üniversitesi gerçekten çok hızlı bir şekilde online eğitime geçmişti ve çok efektif geçmişti yani.
Çünkü uzaktan eğitim birimi vardı zaten.
İmkanlar.
Ve böyle hemen bizi şey yaptılar, geçirdiler vesaire.
Hani bu oldu.
Ben dersimi de verdim.
Makalemi de yazdım.
Onu da yaptım, bunu da yaptım.
Her şeyi yaptım.
İstanbul'un sınırları açıldı.
Ben gittim Ayvalık'a.
Oralık kadar Ayvalık'ta kaldım.
Böyle artık Kasım'da falan bile denize gidip yüzüp geliyorum.
Bizde bile öyleydi.
Çok rahattı.
hafif bir emekli albay gibiyim ama işte arada çalışıyorum falan.
Benim hayatımdaki en, özür dilerim böldüm.
Yani herkesin pandemi hayatında çok farklı etkileri oldu ve farklı hissettirdi.
Ama benim hayatımdaki en iyi dönemlerden biriydi.
Hem çalışıyordum hem uzaktan çalışıyordum.
Hem de ben de Antalya'daydım.
Ve hani böyle ailemin yanında mis gibi keyfime bakarken çok iyi hissettim.
işte. Yani çalışma olarak da
evet farklı yükleri var,
farklı zorlukları var ama çok iyi bir
hisse. Yani ben hani
olabilecek en iyi hale getirmiştim. Sonra böyle
aralığın başında falan bana yazdılar
böyle tekrardan. Aa dedim
bulamadığı zaman
ya şimdi düşünüyorum
valla şimdiki aklım olsa demek
yani ya ne oldu
tıpış tıpış geldiniz değil mi?
Aslında ben öyle düşünmemiştim o zaman için işte.
Dediler ki biz bunu şey
yaptık, yönetmeliği değiştirdik.
online görüşmeler yapacağız.
Ama 10 tane falan online görüşme olacak.
Ama son görüşme değil miydi bu aslında?
Artık son aşama yani
10 tane farklı online meeting
ayarladılar bana bir hafta içinde.
Onunla konuş, bununla konuş, bununla konuş.
Bilmem ne.
Şimdi bakıyorum mesela.
Çok büyük ihtimalle son iki
arasında bir anlaşamadılar.
Ve böyle bunun üzerine yüzlerce
meeting yapılıyor ya.
Her şeyin meetingi. Ama ben o an
düşünüyorum. Benim elimde büyük bir güç var aslında.
Hani beni sadece görüşmeye
gelmem için bile yönetmelik falan değiştirmiş.
Buna uğraşmışlar yani. Bulamadınız değil mi?
Düşünmem lazım işte.
Bizim böyle bir daha
hani kendimize hep daha bir
yargılayıcı gözle bakıyoruz. Kendimize evet.
Bizim ülkemizde
bir sevgi dilidir bu böyle eksiğini
söylemek. Senin iyiliğin için söyle.
Ben bu ondan görüşme değilim de böyle yani.
Evin bahçesinde yapıyorum. Aralık.
Nasıl böyle hasetle
bakıyorlar Hollandalılar.
Güneş var.
Bir dakika senin arka planın fotoğraf değil
Yok fotoğraf değil bahçe değil diyorum
İlk başta şey sanmışlar böyle fotoğraf
Yok yok falan böyle şey
Kediler geçiyor oradan
Kediler atlıyor geçiyor falan
Arkada işte kedi şovu
Bilmem ne falan var böyle
Meyveler bilmem neler
Niye geliyorsun ki buraya dedi
Valla çok güzel bir soruymuş yani
Ben de şimdi tuttum kendimi ama
Şimdi düşününce
O zaman için böyle
ya kardeşim ama şimdi işte
bir sürü şey birbirine giriyor. Pandeminin
yaşattığı her evimize farklı boyutlarda
bir sıkıntı vardı zaten.
Yani normal bir an
değildi o. Ben de normal düşündüğüm bir şey
yapmıyorum. Sonra bu arada da işte
eşim artık ya senin İstanbul'da
evin var. Aralık oldu falan diye
böyle bir ben geri döndüm yılbaşı
gibi bir şey. Yani şöyle
Noel tatilinden önceydi
ve ben şey dediğimi hatırlıyorum eşime.
Hani bugün son iş günleri
bugün de bir haber gelmezse
bu iş ocağın ortasına kalır.
Nasıl biliyorum işte.
Evet çok iyi tahmin etmişsiniz. Bu arada
gerçekten öyle oluyor. Ve
gerçekten de o cuma günü
bu işte Noel zamanında
böyle kapı duvar oluyorlar ya
ghostluyorlar
insanı. Tam o gün
bana dediler ki
biz sana eşlik edeceğiz. Böyle böyle böyle
böyle böyle. Oh sonunda.
Öyle oldu yani. Ama
ondan sonra bir sürü hatalar silsevsi yani.
Şimdi bakıyorum. Peki bu
sizin şimdi tenor
sadece Twente'da mı devam ediyor?
Yani Twente'da şu an devam ediyor mu? Çünkü
benim bildiğim kadarıyla mesela şu an
TÜDF'de devam etmiyor artık galiba.
Ya şimdi bence burada
kocaman bir soru şu. Hollanda'dan
akademik sisteminin
kusura bakmayın ama garabetliği.
Evet. Böyle bir şeyi
ya Alman geliyor diyor ki
ya ben de senin gibi internasyon alalım. Çok farklı
burada sistem diyor. Arkadaşım ben
bisikletle Almanya'ya gidip gelebiliyorum ya.
Sen nasıl farklı olduğunu iddia ediyorsun.
Benim aklım almıyor yani.
Ben gerçekten zorlanıyorum.
Ve böyle sonra
konuşuyorum. İtalyanla konuşuyorum onunla.
Zaten Amerikan sistemini kendim biliyorum. Hadi diyelim
Amerikan sistemi çok
özel olsun. Öyle bir şey değil. Dünyanın her
yerinde yardımcı doçent,
doçent, profesör. Hollanda'da
hayatınızın sonuna kadar yardımcı doçent
olabilirsiniz. Hayatınızın
sonuna kadar sadece lecturer
veya postdoc olarak da durabilirsiniz.
Böyle bir şey yok yani.
Beni tenure track olarak almasının
nedeni bu pozisyonun sonu
profesörlüğe varacak demek.
Ama
onun dışında UD olarak aldığında
işte UD'de yardımcı doşan seviyesi
çok şöyle bir sistem
öyle alınınca
şimdi HR'a gidip
ben promosyon olarak değerlendirmek istiyorum
denmesi gerekiyor tenure track olmayınca.
Bu durumda doğrudan
bağlı olduğunuz menajerin size
bir support letter yazması gerekiyor.
Evet. Ve
aslında sizin promot olmanız
ondan ayrılmanız anlamına geleceği
için doğrudan bir aslında çıkar
çatışmasına geliyor ve çoğu
insana çok
olmamış şeylerle yok
yeterli değilsin, şu kadar funding getirmemişsin.
Bu yapılıyor. Ben de çok duydum o
yani baya bahane ama öyle böyle
bahanelerdi. Benim en son duyduğum
bahane mesela şeydi. Sen gidip
lisede kendi araştırma
konumla ilgili hiç ders vermemişsin.
Bu lise öğrencilerine bir farkındalık
kazandırman lazım. Yani en
saçma şeylerden biriydi bu.
Kadın söyleyin de gitsin yani kadın.
Böyle bir istekten haberi yok.
Gibi dizisinde zamanında
bir laf vardı.
Love Bombing Gaslight.
Ghosting.
Sonunda karatoprak diye.
Bunu gösteriyorlar gerçekten.
Başta bir Love Bombing gibi bir şey oluyor.
Orada bir gaslighting oluyor. O da şu.
Mesela bana diyor ki yeterince visible değilsin.
Bunu çok söylüyorlar.
Peki bunun aksiyon aytımı nedir?
Ne mesela yeterince şeydir?
Ya da o zaman abi herkes açsın kağıt kartlarını.
Herkesin performansını görelim.
Kim neye göre yapıldı bunu anlayalım.
Bu durumda şeyler.
En azından tenor trakte şöyle bir şey oluyor.
Her sene o komite toplanıyor.
Dolayısıyla ben bu yola gitmek zorunda kalmadım.
Ben de bizim fakültedeki son tenor trakim.
Ve gerçekten de kalan tek kişiyim.
Diğerleri oldu. Profesör oldu.
Öyle sistemde böyle
oradan oraya gidiyorum
böyle. Hatsız oluyorlar.
Ama alamıyorlardı o hakkı elimden.
Evet. Şey. Şimdi şöyle
bir durum var. Herhangi bir yerin dünyanın
yardımcı doçent iseniz
kendi doktora öğrenciniz olabiliyor ve
onu promote edebiliyorsunuz.
Hollanda'da bu promote hakkı
sadece profesörlerde.
Şimdi işte yeni değişti. Doçentlere
de geldi. Ama
mesela ben şu an doçentim.
Benim doktoralı öğrencilerim, ya işte doktoral araştırmacılarım ben yardımcı oluşarken başlamışlardı.
O zaman bir promoter profesör atandı.
Şimdi biz doğrudan atamıyoruz yani ekipten.
Ben hala kendi doktoralı öğrencilerimi bir promoter aracılığıyla yapıyorum.
Bununla ilgili şöyle ilginç bir şey oldu.
Bizde böyle bir arada fakülte fakülteye visit eden, şey yapan böyle audit eden bir ekip var.
Uluslararası ama hani her dertte de geliyordur bu falan.
Teaching, research bilmem ne her şeyde.
İki gün boyunca.
Bir nevi müfettiş ekibi gibi.
İşte değişik ekiplerden
representatiflerle
falan da bir şey oldu. Ben
fark ettiğiniz üzere konuşan bir insanım ve böyle çok
gerçekten outspoken olarak her türlü
iş uyuyor. Senin bu konuda düşüncen var mı? Var.
diye belirtiyorum yani.
Bana dediler ki tamam sen de bu
senior akademisyenler
ile.
Şu an geldi böyle ya ne arası
senior olduk. Senior akademisyenler
doçentler, profesörler
bir de işte postdoclar
ve yardımcı doçentler. Onlar daha junior
olarak. Biz de böyle bir 10 kişilik
ekiple hani bir saatlik
sohbet gibi bir şey yaptılar. Şunu diyeceğim
o ekip şoku şoke oldu.
Şuna şoke oldular.
Yardımcı doçentler şey demiş.
Yok bizim öyle promotion hakkımız yok. Master
öğrencisine bile komite başkanlığı
yapamıyor.
Bunu fark etmiyor. Aynen öyle. Sen oradaki
ekipçideki adam şeydesin.
E o zaman siz hani
kadrolu postoksunuz.
Derdim Josh Hent'in.
Kadrolu postoktan farkı yok demiş.
Böyle şaşırmışlar.
O sırada gelmiş farkındalık.
Kardeşim ne kadar şuursuzsunuz ya.
Siz hiç mi bilmiyorsunuz dünyanın geri kalanını?
Amerikanlarla dalga geçiyoruz.
Dünyanın geri kalanından bir haberleri yok.
Ya sen Alp'ı bilin içindesin.
Şuran İngiltere, şuran Almanya bilmem ne.
Hiç mi?
Ya bizim sistemde bir hata olabilir mi?
Acaba hiç mi demez bir insan?
Bunu şu yüzden çok söylüyorum.
Sanki biz yetersiziz gibi o feedback veriliyorlar sürekli.
Ve kendilerininle ilgili herhangi bir şuurları yok yani bu noktada.
Sinirlendim.
Ya elbette ki, ya şey diyorum.
Yani bana güvendin zaten beni işe aldın.
Ama doktoraya yeterince iyi kaliteli bir bilimsel danışmanlık şeyi veremeyeceğimi mi düşünüyorsun?
Yani başına bir promotör atıyor.
Bir de tabii ben doçentken beni yardımcı doçentle aldılar.
Evet o var aslında.
Onu merak ediyorum.
O nasıl oldu?
Siz yardımcı doçentken nasıl oldun?
Yani yaptılar daha doğrusu.
Gerçekten dizleri dövdürtecek bir moment yani bu.
Ben dedim ki siz farkındasınız herhalde ben doçentim.
Ve bu arada gene dediğim gibi dünyanın geri kalanı yardımcı doçent, doçent ve profesör.
Asistent, associate ve full diye ilerlerken
Hollanda'da UD2, UD1, UHD2, UHD1 ve full profesörlük.
Beni UD2'den başlattı.
UD2, UD1, işte Associate Professor 2, 1.
Associate Professor 2.
Tenor track'sınız, Adjunct Professor oluyorsunuz.
Tenor track değilsiniz, Associate Professor 1 oluyorsunuz.
Çok acayip.
Gerçekten ayrı bir podcast olacak kadar bir kapı yani bu.
Garabet bir sistem yani.
Kendileri de o ne, o ne?
O ne o ne falan böyle.
Ve neye göre yapıyorlar yani?
Sonuçta Bahçeşehir'den
gelirken değil mi bu oluyor yani?
İlk ofre kadar ederken.
Herkesin kulağına küpü olur umarım.
Bana bunu
bana iyilikmiş gibi sundular.
Gerçek anlamda bir gestaltin bu.
Hani böyle kızım
kıskanıyorum ama senin iyiliğin için falan
demetten gerçekten bir fark yok bence.
Çünkü bana dedi ki şimdi sen
harfi birliğinde bulunmadın.
Hollanda'nın ortamını bilmiyorsun.
Sana hemen doçentlik baskısıyla başlatmayalım.
Uzun uzun yardımcı doçente alışırsın.
Aaa nasıl?
Yani diyecek hiçbir şeyim yok.
Kelimeler kifayetsiz.
Bu nasıl bir sebep gerekçe?
İstediğim şekilde ben baskıyı kendi kendime de oluşturabilirim.
Önemli değil beni başlatın deseydiniz.
Ben bunu nasıl kabul ettiysem ettim.
Ama hocam işte o sırada bir bilinmezlik bir de işte pandemi de var aynı zamanda.
O fır geldi tamam deyip şey yapmış olabilirsiniz belki.
Yani diyecek bir şey bulamıyorum ama işte insanın gerçekten aslında görüyorum bak Allah ah belki şimdiki aklıma olsa diyebilmek belki de zaten büyümenin de bir göstergesi aslında.
Bir de güvenle alakalı.
Yani siz onlara güvenmişsiniz.
Tamam benim şeyimi biliyorlar, ünvanımı biliyorlar ve ona uygun kendi ülkelerindeki sistemde ne gerekiyorsa onu verirler düşüncesiyle.
Aslında bir güven bence.
Geldim.
Ondan sonra ilk sene dedim ki ben bu seneki Tenip Türek görüşmemde UD1'e promot olmak istiyorum.
Peki.
Onu hallettim.
Ben yani Covid zamanı, benim ofisim falan bile yok yani.
Geldim Hollanda'ya evden çalışıyorum.
2021'de başladım ben 2021'in başında.
O şeyde böyle
leadership workshoplarına katılıyorum.
Ona katılıyorum, buna katılıyorum. Bilmem ne
yapıyorum falan. Gene böyle iki konferansın
şey 2000'deyim. Öyle oldu, böyle oldu.
Bana mesela şaşırdılar yani tenure track'ta.
Bir sene sonra işte. Sen bunların hepsini
Covid zaman etmedin. Aynen öyle.
Nasıl yaptın? Network'ümle yaptım.
Nasıl yapacağım? İşte yaptım yani.
Hani siz zaten kimi işe aldınız
bilmiyor muydunuz falan gibi böyle bir.
Sonra ertesi senede dedim ki ben doçentlik için, UHD2 için değerlendirmek istiyorum.
Bana EHR'dan, EHR direktöründen maili.
İyi ama sen bu koşulu sağlamıyorsun.
Nerede yazıyor o koşul?
Gerçekten bir şey diyeyim.
Altın niteliğinde şey benim bu kendime.
Nerede yazıyor?
Çelik gibi sinirleriniz olsun.
Gaslight edileceksiniz.
Salak yerine konacaksınız.
ve en büyük
koz sakince
kanıt istemek. Öyle ama
gerçekten yazılmamış çok fazla
şeyi yazılı bir
kural gibi diretebiliyorlar.
Yazılı değil ama
genelde talep edilir.
Peki bu
yazılı olmayan kuralları kimden
talep ettiğimize kim karar veriyor?
Tık tık tık kapak sesi.
Yani böyle bir
bizim hani ya
ağzımızın tadı bozulmasın
falan diye. Hayır bozulsun
yani. Ama bunu işte
çok hassas bir şekilde yani
gerçekten böyle Hollandalıyı
Hollandalının silahıyla
yani. Yalnız biraz fazla
duygusal davranıyorsun. Duygusal olmadan
direkt aynı
profesyonellikle
aynalayarak gerekirse
sormak gerekiyor. Ben bunu
yaptığımda bana dedi ki
ya peki tamam yani komiteyi ayarlıyorum
zaten her sene toplanıyor ama
komitenin olması senin
promote edileceğinin garantisi değil. Güzel kardeşim
sen zaten
garantilersen
bu 10 tane profesörün komitemde
toplanıp beni dinlemesinin anlamı ne?
Yani. Hani böyle
gerçekten nefes egzersizleri
falan yapmanız gerekiyor. Beni ne salak
sanıyor. Yani
tam olarak ne yapmaya çalışıyor bu insan?
Diye. Biraz sınırları
zorlamışlar. Düşündürüyorlar.
Yani ben hani gerçekten
kendi adıma şundan çok müteşekkirim.
Daha cevvalce davrandığım,
daha böyle hani sinirlenip
hakkımı ararım falan dediğim yerden
daha böyle stratejik,
daha soğuk, daha böyle
hani tamam nerede yazıyor?
Peki. İşte böyle dediğinde şey dedim.
Yani o zaman zaten garanti olsa
komite toplanmaz.
Benim için dedim kesinlikle bir win-win.
Bana bir feedback verilir.
Ya da promotion verilir.
Ben ikisiyle de okeyim dedim.
Çıktım komitenin karşısına.
diyor ki bana, büyük bir konsortiyum
lead etmiyorsun diyor. Böyle bir kural yok.
Yok.
Ne dediniz peki? Böyle bir kural
yok diye söylediniz mi direkt?
Şimdi şöyle
bir şey var. Çocuk gibi oluyor
birazcık. İnatlaşmak hiç
kimseye hiçbir şey getirmiyor.
Ben dedim ki, bakın
benim CV'mde bir demotion var.
Ben orada associate
professor'dan assistant professor'a geçtim.
Ve bunu dedim, sizin grand
ofisiniz bana bu feedback'i verdi.
Seaming iyi durmuyor
dediler. Dolayısıyla
bazı grant'lere
başvuru hakkınız var yani.
İlk kere iki kere başvurabiliyorsunuz. Ben hani
bu yüzden yapmadım dedim.
Stratejik olarak düşünüyorum bunu. Bana
dekan, orada gerçekten on tane profesör
var. Dekan var yani.
Biz hiç öyle düşünmemiştik dedi.
Ben içimden
gerçekten sansürden geçmeyecek
şeyler söyledim.
Bu kadar sene boşluğumu ben
bilmiyor.
Nereye bilmiyor yani?
Nereye bilmiyor? Acaba Alman'ı?
Ki benimle aynı anda
Almanya'dan bir, benim yaşadığım birini
profesör olarak aldılar.
Erkek ve Alman.
Orada katmanları var yani.
Tabii ki de ona girmek yani bizim
çözebileceğimiz şeyler değil maalesef.
Buranın da manyası bu.
Ama ben
ne yaşadığımı
anlamaya başladım yani.
Bir şekilde
tamam hani bunlar
günlük hayatımı etkilemesin ama
notalıyım dedim.
Neyse ben orada şey
dedim de dedim ki elbette ki bilmiyorsunuz.
Bilerek yapar mısınız hiç?
Biraz daha politik
davranmışsınız. Evet.
Bilerek yapmazsınız zaten değil mi?
Tabii siz anneleri tarafından size emanet
edin.
Mihter Ziyagin.
Valla o da.
Yani
Yani sonra bir yerde işte şey, yalnız sen zaten gelmişsin.
Bir sene sonra UD1'e geçmişsin.
Şimdi bir sene sonra bir tane daha promosyon istiyorsun.
Çok hızlı biz normalde bekleriz dedi.
Ya güzel kardeşim zaten doçenttim ya.
Yani bunu daha önce, daha bugün konuştuk ya.
Daha bu komitede biz seni demokrasi ettiğimizi fark ettik.
Bunu söylüyor.
Ve böyle gerçekten kilbildeki gibi o kılıcı çekip.
Çak çak çak.
Şey falan düşündüğüm oldu yani.
Benim şu an doğru düzgün hareket etmemin tek nedeni modern hukuk sistemine olan saygım.
Şu an hepiniz bu nedenle karşımda kanlı canlı bu lafları edebiliyorsunuz.
İçimden birisi de aslında çıktı çıkacak.
Ben dedim ki diyelim ki yemeğinizi mikrodalgaya koydunuz.
3 dakikaya bastınız.
Birinci dakika sonunda gördünüz ki fokurduyor.
Ne yaparsınız?
Biz normalde 3 dakika bekleriz mi dersiniz?
Hmm. Çok enteresan bir strateji.
Aynen kanka. Aynen kanka.
Sen de çok unutmam.
Peki bu şey mi? Hani komitede sadece dekan mı bu şekilde birebir konuyla ilgileniyor?
Yok yok. Genel olarak.
Genel hepsinin düşüncesi bu noktada mı?
Yani genel olarak şimdi terfi ettikçe maaşınız arttığı için doğrudan hani ondan etkilenen var.
Ondan etkilenmeyen var.
Doğru evet.
Bazı komedi üyeleri için zaten.
Umurunda değil.
Ama bir kısmıyla bunlar olabiliyor yani.
Ama genel olarak çok klişe şeyler söylüyorlar.
Evet.
Dolayısıyla bir yerde şey var gerçekten de.
Ne yaptığınızı tek tek yazın, dokümente edin.
En ufak şeyi bile.
Bunu ben birinden daha duymuştum.
Yani ne yaptığınızı tek tek yazın diye.
Yeri gelecek bunları kullanacaksınız diye.
Çünkü Hollandalılar kullanıyor.
En ufak şeyi.
Kesinlikle öyle.
Kullanıyorlar.
Ben böyle bir işgenebilir lider şip şeyindeyim falan.
İşte hobinizden bahsedin dediler.
Ben de acaba hangi hobimi yazsam falan diye düşünüyorum.
Yemek yaparım dedi.
Hollandalı.
İşte yemek yapmayı nasıl baskı altında hızlı stratejik kararlar alabildiğini,
nasıl çok iyi bir optimizasyon yapabildiğini,
nasıl yeniliklere açık olduğunu, nasıl maceracı olduğunu vesaire.
Ya Allah kahretsin brodça kas diyen bir insansın yani.
Acaba ne gibi bir yeniliğe açık oldun?
Ekmek arası peynir.
Dolabında tuz, biberden başka baharat yok.
Maceracısın.
Böyle şeyleri içten söyleyin.
Kendinize bir iki tane yakın arkadaş edinin.
Onlarla konuşun.
Ama en çok şey var.
Ben onu çok yaptım.
Gerçekten.
O peer şeyini çok konuştum insanlarla.
Yani şöyle.
Herkese baştan bütün daha net olsun bu Hollandalıları diye olmadı ama
genel olarak üniversitede özellikle kadınsanız veya yabancıysanız veya ikisiyseniz birden zaten bunları yaşıyorsunuz.
Başınıza gelen şey özel değil.
Evet.
Hatalı ya da yanlış olduğunuz için değil.
Sistemler bozuk ve sistematik bir ayrımcılık var.
Bununla mücadele etmenin en iyi yollarından biri zaten bu konuda başından bir şeyler geçmiş ve dersler çıkartmış insanlardan bilgi alışverişi yapmak.
Her zaman bu.
yere geliyor bir insan size diyor ki
bu yaşadığın normal değil diyor.
Bu bile yetiyor. Evet. Çünkü
tek başınıza hani dün birbirinin
başıma geliyor. Ben ne yaptım? Ne gibi bir hata
yaptım falan. Öyle bir şey değil.
Anlayamıyorsunuz da yani onun normal
olmadığını başta.
Ama şu noktaya da gelmek lazım.
Bu kavgayla vesaireyle
değişecek bir şey değil.
Bununla ilgili en iyi şey hani
ne bileyim atıyorum sürekli yağmur yağıyor yani.
Bu yağmurda bir sitede biniyorsunuz
bir şekilde oradan oraya gidiyorsunuz.
Ne yapıyorsunuz? Kendi üstünüze başınıza bir şeyler yapıyorsunuz.
O koşulların karşısında kendinizi nasıl bir zırh geliştireceksiniz ve nasıl ilerleyeceksiniz?
Ben hayatımda herhalde bu kadar kararlılıkla ilerlediğim, bu kadar böyle daha net bir şekilde düşünüp
ben böyle böyle bir şey yapmak istiyorum, o yüzden böyle yapacağım dediğim bir dönem olmadı büyük ihtimalle.
Bunda çok faydaları oldu.
Gerçekten diyorum.
Hollandalıların bu davranışlarının karşısında böyle hani rakide yumruk yemiş insan gibi oluyorsunuz.
Kalkacaksınız.
Ayağa kalkacaksınız.
Kendimin en büyük avukatı benim.
Yaptığım işin değerini ben bilmezsem başka kimse görmez.
Öyle gerçekten.
Ve bunu Hollandalılar gerçekten çok ciddi bir şekilde kullanıyorlar.
Benim alanlı profesör emekli oldu.
Ve ben bir değişimden geçtim.
yani başka bir profesöre bağlandım ve o
profesörün ben zaten
beni desteklemeyeceğini bana çünkü
support letter yazması gerekiyor biliyordum.
Başkaları tarafından duyuyordum.
Gittim EHR'a dedim ki ya dedim
kusura bakmayın dedikodu getirmiş
gibi oluyorum ama ben böyle böyle bir şey
duyuyorum. Şimdi böyle bir geçiş
döneminde hani ne yapmalıyım bilmiyorum.
Yani gidip konuşayım mı
kendisiyle beni destekleyecek? Yok yok
sen konuşma dedi. Ben konuşurum
dedi. EHR direktörü bu arada.
Herhangi bir EHR değil direktör.
İki hafta sonra falan bana dedi ki
Ya ben konuştum evet seni desteklemeyecekmiş
Dedi
Bunun bir çözümü olması gerekmiyor mu?
Bana dedi ki
Ama önemli değil dedi sen tenur traksin
Ne fark eder onun ne düşündüğü dedi
Ben böyle şey dedim orada ona bakıp
Şunu bir yazsak mı ya dedim
Çünkü dedim sanki biz bunu bir daha konuşacağız
Ve benim yanlış anladığım gibi bir şey
Yok ya falan dedi tamam
Ertesi sene
Bu sene değerlendirilmek ister misin?
Sen aslında hani kapasiten olarak değerlendirilebilirsin profesörlüğe.
Tabii ki de isterim.
Yalnız bu baskı hazır mı?
Hazırım ben baskıya.
Sen yapmasan ansiyetem yapıyor baskıyı.
Ben zaten yapıyorum dedim.
Benim için bir şey bu.
Biz İstanbul cehenneminden çıkıp gelmişiz.
Ne gibi bir baskı oluyor?
Ben de onu merak ettim.
Hani senin ömür boyu travmayı yaşayacağın şeyleri biz günlük çekirdek gibi yaşadık.
Geçti gitti.
Evet.
Gerek yok kardeşim.
O benim derdim dedim.
Ben yaparım dedim.
hani bir de böyle bir
ya acaba hakikaten hazır mıyım falan
bunları aşın.
Aşın. Gerçeklendiğim
gerçekten ortalama
bir çalışandan çok daha fazla
şeyi zaten ispat ettiniz yani.
Bunu bir kenara koyarak söylüyorum.
Bana dedi ki
yalnız dedi menajerinden support letter gerekiyor.
Bir şey mi değiştirdim?
Çünkü biz daha hani 5 ay önce falan
konuştuk ya bunu.
Ha evet ya çok enteresan
bir durum. O kadar sinirlenmiştim ki
içimden. Senin için böyle hani
dizi izler gibi falan hissediyorsun herhalde.
Kızılcık Şerbet'in yeni bölümüne falan gibi.
Benim hayatım ya bu benim
emek verdiğim şeyle ilgili
sen çok enteresan diyorsun.
Tamam dedi benden haber bekle.
Sonra dedi ki yok dedi destek alman lazım
gerçekten. Gittim ben kendim
dedim ki elayın edelim. Ben
departmana nasıl çok daha katkı
verebilirim bu yeni rolümde? Bunu
anlayayım. Ama senin de support'un
gerekiyor. Birbirimizi support edelim, birbirimizi
growth edelim dedim. Tamam
dedi. Sonra benim
annual interview'da
above expectation çıktım.
Ama dedi ki ya
leadership potansiyelini göremiyoruz ve
visibility düşük diye. Geçen
sene benim promotion görüşmem
olmadı. Bir sene daha attılar.
Üç sene falan oldu bunlar.
Kalk hiç
fark etmez canım dediği adam
blokladı benim.
Sonra ben bölüm başkanına
gittim. Dedim ki ben bu
sene bu promotion eğitimine gireceğim.
O vermezse sen verir misin
support letter'ı dedim. Tamam dedi.
Sonra ben HR'a gittim. Ha evet dedi duydum
dedi support letter'ı veririm demiş ama bize şey
yazdı dedi. Neutral support letter'ı
veririm dedi. Neutral mi?
Support letter'ın
negatifi mi olur? Yani.
Yazmayacağım da ya.
Bu Hollandalı dürüstlüğü nerede acaba?
Bana yazacağım deyip sonra böyle neutral
Söyler tekrar yaptım. Hatta bence kendi aralarında konuşurken
hani böyle fikrini falan mı değiştiriyorlar?
Sonra ben gittim dedim ki ne yapabiliriz benim pozitif support letter alabilmem için senden.
Sonra öğrendim Hollanda'da hep direkt doğrudan.
Ben pozitif support letter istiyorum.
Ne yapabiliriz dedim.
Adam bana durdu durdu.
Ya dedi biz bir ara dedi sen bütçeniz çok fazlaymış gibi çok fazla insan aldık dedi.
Senin hayredilmen stratejik bir hataydı dedi.
Yok artık.
Neyse yani zaman olarak 5 dakika sonra başka bir toplantıya gireceğim ben.
ama ben bunu
bir şekilde, beni kapıdan kovdular
ama bacadan girdim vesaire
vesaire bir şekilde ben
Kasım'da şimdi ayarlamaya çalışıyorlar.
Şeyle, datum
prikırıla
komiteyi toplatmaya çalışıyorlar ama
Kasım'da bir gün olacak galiba.
Ben bu promotion meetingini ayarlattım.
Leather'ı da aldınız.
Pozitif. Bakalım.
Bakalım. O kısmı bilemiyorum. Bakalım.
Ama görüşmeyi koydurdum.
Her zaman opsiyonlarınız olsun.
gerçekten bu şeye bağlıyorum.
Umarım faydalı olur ama
bunların hiçbiri sizi
tanımlamıyor. Bulunduğum yerin
ben öyle bir şey düşünüyorum şu an. Benim bulunduğum
yerin kapasitesi bu. Bu kadar
destek olabiliyor. Bana
yapacağı en büyük kötülük
daha iyi bir imkan olmadığı
yani hayallerimin bile önüne geçmesi
olur. Veya kendimi
onların gözünden görmek olur diye
düşünüyorum. Ve şu an
sadece kendi hani
kariyerimle ilgili olan gelişmelerime
odaklanıyorum yani.
O kadar kızgın değilim
artık. Çünkü
onların kapasitesi bu kadar.
Asıl bence görmedikleri tehlike şu.
Daha çok kavga eden, daha çok
kavga derken mücadele eden
insanın içinde hala bir umut oluyor.
Hani bir şeyler düzelir diye.
Ne zamanki bir sessiz bir
hani kabul
gibi gözüktüğünde orada
artık zaten hani vardır ya böyle kadınlarla
ilgili bu denir. Evet.
Söylenmeyi bıraktığında
artık zaten ben de bunu
şu an işte
başka bir imkanım yok.
Ama hiçbir zaman olmayacağı anlamına gelmiyor.
Tabii ki. Burada ben şey diyorum
yani nerede üç tane
ülkede hayat kurmuşum.
Yıkmış yıkmış kurmuşum. Buradan sonrası ne yaparım
diye düşünüyorum. Nasıl
olur ne olur bilmiyorum.
Ama hani
o inanç beni
tutuyor. Gidip toplantılarda
el asfinde kastleyip
geçip gidiyoruz yani.
Hollanda'da benim akademik kariyer
tecrübem bu.
İnsanın
kendisini kendisine pusula ettiriyor.
O yüzden çok mu teşekkürüm.
Yani hayatta en büyük
kazanımım bu oldu galiba.
Herkes insana başka
dersler veriyor. Burası da
çok geliştirdi beni o nedenle. Evet. Çok fazla
öğretisi olmuş anladığım
kadarıyla.
Bizim için de dinlemesi keyifliydi.
Baya hani profesör
olacaksınız. Hala sizi uğraştırıyorlar.
Demek ki bu karmaşa
hiç bitmiyor anladığımda aslında o.
O yüzden teşekkür ederiz
oradan. Ben teşekkür ederim.
İlerledikçe de değişmeyen
bir senaryo olduğunu öğrenmek.
Hem iyi hem kötü ama
mücadele etmeye devam etmek gerekiyor tabii.
Benim kapım online
veya in person her zaman açık.
Bunları paylaşırım. Ben çok güzel bir laf duymuştum.
Şey diye, bir kapıyı
ilk açan sen olabilirsin
ama hiçbir zaman son olma diye.
O açtığımız kapıları her zaman açık tutacağız yani.
O saflar sıklaşacak.
Beğenseler de öyle olmayacak.
Beğenmeseler de öyle olacak.
Böyle gerçekten.
Bunu böyle diyorum yani.
O kapılar açık olacak.
Herkes bence bunu yapmalı.
Hepimiz sıkıntılar yaşıyoruz ama açtığımız kapıyı kapatmayalım.
Öyle.
Ve gene de akademi güzel ya.
Güzel.
Ben o zaman sizden şeyin sözünü alayım.
Vaktiniz olduğunda inşallah eğer Kasım'dan sonra uygun olursanız, vaktiniz olursa
bir PhD postdoc nasıl değerlendiriliyor?
Siz bir hoca olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hem mülakat süreci hem eğitim süreci.
O kısma da değinmek istiyorduk ama
sohbetimiz o noktada birazcık
başka bir konuda dağılık.
Belki şöyle bir şey olur.
O bağlamdaki sorunlar üzerinden gideriz o zaman.
Daha başka bir şey yapıp.
Olur mu?
Evet.
Güzel olur çünkü çok fazla dinleyip,
başvuru yapıp nasıl yapacağını bilemeyen de dinleyicimiz var.
Onlar için de yol gösterici olur.
buradan bir hocanın nasıl değerlendirdiğini
duymak. Çok teşekkür ederim.
Hemen kapatalım. Türkiye Toplantı'nız
başlıyor. Başladı.
Umarım her şey yalnızdan geçtiğinden
çok çok daha güzel olur. Tekrardan
teşekkür ederim davetimi kabul ettiğiniz için.
Ben teşekkür ediyorum. Teşekkürler
tekrardan. Bugünkü sohbetimize
dahil olan herkese Akademik Nijinler'in
dinlediği için teşekkür ederim.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere. Hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
