
24 yıldır okuyormuşum, yeni fark ettim! Peki siz kaç yıldır okuyorsunuz, hiç düşündünüz mü? Öyle kitap okumaktan bahsetmiyorum. Anaokulundan beri bilfiil öğrenci olmak, bir sınava hazırlanmak, sürekli bir şeyler öğrenmeye ve başarmaya çalışmak... Kaç senedir yapıyorsunuz ya da yaptınız bunları?
Eğer sizin de cevabınız 13–14 yıldan fazlaysa gelin, biraz konuşalım bunu. :)
Yıllarca hayalini kurduğumuz şeylere ulaştığımızda ne oluyor? Motivasyonumuzu hep aynı heyecanla koruyabiliyor muyuz? Bir şeyi çok severken de yorulabilir miyiz?
Bu bölümde biraz durup düşünelim istedim. Okumak, çalışmak, hedeflerimizin peşinden koşmak, motivasyonumuzu kaybetmek ve yeniden bulmak üzerine konuşuyoruz. Bir yandan da sürekli bir şeyleri başarmaya çalışırken hayatı yaşamayı ne kadar ertelediğimizi sorguluyoruz.
Transkript
Akademin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Herkese selamlar arkadaşlar. Akademinin İçinden'e hoş geldiniz.
Bugün benim ne kadar süredir okuduğum üzerine konuşacağız.
Aslında tam olarak bunun üzerine konuşmayacağız ama gerçekten ben bunu fark ettim ki yani yaklaşık 24 senedir okuyormuşum ya.
hani 6 yaşıma kadar bir rahatmışım.
6 yaşımdan sonra başladım.
Bu hafta 30 oldum.
Bu arada bunu fark etmemin sebebi bu.
30 olunca böyle bir herkesin yaptığı ya da bilmiyorum herkes yapmıyordur belki de
o 30 yaş muhakemesini yapma durumu yaşadım ben de.
Ve böyle bir düşündüm ya ben bu 30 yaşıma kadar neler yaptım diye.
Ben genellikle hep okumuşum arkadaşlar.
Genellikle değil hep yani.
Ve büyük olasılıkla beni dinleyen birçok takipçim aynı şeyleri yaşıyor.
Yani eğer bu kanalı takip ediyorsanız birçoğumuz 6 yaşımızdan beri, belki 5 yaşımızdan beri okuyoruz.
Ve bilmiyorum yani benim mesela şu an hayatımın %80'i oluyor şu ana kadar yaşadığım hayatımın.
Çok önemli bir yüzde.
Peki yani ben sadece okudum mu, hayatı da yaşadım mı diye böyle o muhakemeyi yaptığım kısım orasıydı bu arada.
Bilmiyorum, bu gerçekten zor bir soru.
Bence çok kişiden kişiye de değişen bir soru.
Hani böyle bir iç geçirdim ya.
Böyle bir ortaokulu falan düşünüyorum.
Ben SBS zamanında olan bir jenerasyondum.
SBS 1, SBS 2, 3.
Üçüne de girdim.
Bilmiyorum bir bize denk geldi herhalde.
96 doğumlu olanlar üçüne de girdi herhalde.
Sonra işte lisede üniversite sınavının stresi falan.
Sonra işte üniversitede ortalama kasacağım diye.
Yani ortalama kastmamın sebebi de Erasmus'a gitme isteğiydi tamamen.
Erasmus için ortalama kastım.
Sonra ortalama kastım bir baktım.
Aa çok iyi işte bölüm birincisi oldum.
İşte onur ödülü mü?
Yüksek onur belgesi mi?
Öyle bir şey verdiler her dönem.
İşte hocalar ortalamam yüksek olduğu için işte ne yapmam gerektiğini
işte akademik devam edip etmediğimi sürekli soruyorlar.
Ve bunun üzerine sürekli bir görüşme vesaire.
İşte sonra akademiden devam etmek istediğime karar verdim.
Bu sefer de ALES, YDS, ondan sonra işte yüksek lisansa başladım.
Yüksek lisans dedi.
O sırada araştırma görevlisi olmak için sınavlara giriyorum.
Sonra işte araştırma görevlisi oldum falan derken rahat edemedim.
Bir de dedim yurt dışında doktor yapayım.
Sonra bir de yurt dışında doktoru aradım.
Yani öyle avucumun içine konmadı.
Bir de ona çalıştım, çabaladım derken.
Arata da yaşamışımdır herhalde ama çok böyle...
Ne bileyim ben böyle lisede falan şeydim mesela.
İşte bir arkadaşımın doğum günü olduğunda, bir sevdiğim birinin düğünü falan olduğunda onunla aynı zamanda gerçekleşecek işte ne bileyim bir deneme sınavı olur, bir ertesi gün önemli bir sınavım olur falan.
Ben hep çalışmayı seçen biriydim.
O düğüne gitmezdim, o doğum günü partisine gitmezdim.
Ve bunu kendi isteğimle yapardım bu arada.
Ailem tam tersi.
Her seferinde ya kızım çok çalışıyorsun gel hadi şuraya gidelim, gel hadi şuna oturmaya gidelim ya da gel şuraya gezmeye gidelim falan derlerdi.
Ve kızarlardı çok çalıştığım için.
Yeterince çalışıyorsun daha fazla çalışmana gerek yok derlerdi.
Ama ben yine de onu bir sorumluluk bilinci olarak yapardım.
Bilmiyorum işte üniversitede falan birazcık böyle hayatı yaşama isteği geldi.
Hayatı yaşamak için işte yine nispeten bence daha iyiydim.
Yine hafif hafif böyle arkadaşlarımla vakit geçiriyordum.
Ama üniversitede bile bence sınırlı bir sosyal hayatım vardı.
Yani şeyi hatırlıyorum işte hafta sonları mutlaka sabah 8'den gece 12'ye kadar.
Abartmıyorum gerçekten böyleydim.
O üniversite zamanına dair fotoğraflara bakıyordum geçen gün.
O sırada fark ettim.
Bütün fotoğraflarım hep kütüphaneden.
Başka bir konum yok arkadaşlar.
Anadolu Üniversitesi kütüphanesi ve Anadolu Üniversitesi yemekhanesi.
Çünkü yemekhanede yemek yiyeyim.
Bir de bizim o zamanlar çok güzeldi bilmiyorum.
Umarım hala öyledir.
Akşam yemekhanesi de oluyordu.
Yani akşam da yemek çıkıyordu.
Dolayısıyla ben işte kampüsten çıkıp bizimki diğer taraftaydı.
2 Eylül kampüsündeydi.
2 Eylül kampüsünden çıkıp Yunus Emre kampüsüne gidiyordum.
Ve Yunus Emre kampüsünde akşam yemeğimi yiyip hafta içleri de akşam kütüphanede vakit geçiriyordum.
Ama öyle boş yapmak değil yani.
Gelip boş yapanlar da vardı.
Kütüphaneye gelen bütün herkesi kategorize edebilecek kadar kütüphanede vakit geçirdim yıllarca.
O yüzden biliyorum kimin neler yaptığını, ne amaçla geldiğini.
Ben gidip adam gibi çalışanlardandım.
45 dakika çalışırdım.
15 dakika mola verirdim.
2-45 dakikada bir de yarım saatlik molalar verirdim.
O da yemek ya da böyle atıştırmalık molalar olurdu.
Ciddi pomodoro yapıyordum yani.
Öyle boş yapmıyordum.
Neyse.
Bu sebeple de hafta sonları da böyle işte 8-12'ye gittiğim için
öyle öyle birinci oldum zaten.
Yoksa nasıl olacak?
Bence gerek yok da böyle birinci olmaya.
Bilmiyorum şu an ne işime yarıyor birinci olmak.
Hiçbir işime yaramıyor.
Sürekli işte böyle Instagram'da görüyorum.
4 ortalama için ne yapılır?
Abi ne gerek var 4 ortalamaya ya?
Gerçekten gerek var mı?
Şu an ben doktoraya girerken kimse bana sormadı yani ortalamamı.
Evet bazı şirketler dikkat ediyor.
Ama bu şirketler de genellikle zaten şey diyor.
2.70 ya da 2.80 üstü olmasını bekliyor.
Kimse demiyor 4 ortalama yap diye.
Yani ki lisansın üstüne yüksek lisans yapınca yüksek lisanstaki ortalamam da.
Ki kimse bana yüksek lisans ortalamamı da sormadı.
Ama hadi o da çok iyiydi.
Şimdi bahsetmiş olayım.
Çünkü sadece burada bahsedebilirim arkadaşlar.
Nerede bahsedeceğim ya?
Kimse kimsenin ortalamasıyla ilgilenmiyor.
Neyse.
Durduk yere sinirlendim.
Şey yani işte bu kadar çalışmaya da gerek yokmuş.
Hadi çalıştık tamam öğrendik yeterli.
Dört ortalamaya gerek yokmuş.
O arada belki partiye martiye gidebilirdim.
Neyse gittiğimde oldu.
Ama sonrasında hani şunu fark ediyorum şu an doktora yaparken.
Doktora yaparken birazcık da tabii ki Hollanda'ya gelmiş olmanın
ve Hollanda'daki sosyal hayat iş dengesinin varoluşundan kaynaklı
ben hayatı yeni yeni yaşamaya başladığımı fark ettim.
Yüksek lisansa da biraz iyiydi aslında da
öncesinde çok çalışmışım.
Neyse o kısmı bir kapatalım.
O kısım çoğumuzun öyle zaten.
Neyse şu anda da işte böyle genel olarak
bu hayatı yaşamak, işte başarılı olurken de
hala motivasyonunu devam ettirebilmek,
o yaşam motivasyonunu devam ettirebilmek konusunda derin düşüncelere daldığım haftalardayım.
Aslında derin düşüncelere dalacak bir şey yok.
Yani doktoramı yapıyorum zaten yeterince derin düşünüyorum ama
tabii hayatımda gelişen bazı olumsuz gelişmelerden dolayı böyle sorgulamalarda yaşıyorum.
Hepimizin hayatında oluyordur bence.
Ama benim sadece şu son zamanlarda yaşadıklarım biraz ağır geldi bana.
Fazla geldi.
O sebeple de böyle bir durma noktasına geldim.
24 yıldır okuyorum. Ben şimdi duracağım dedim.
Tam da doktoramın son senesi.
Yani mükemmel bir zaman buldum.
Aslında ben bulmadım. Buna mecbur kaldım birazcık.
Çok az ondan bahsedeyim.
Yaklaşık 6 aydır çok ciddi bir problemle karşı karşıyayım iş yerinde.
Kurumlardan ve kişilerden bahsetmeyeceğim.
Çünkü şu an resmi bir süreçteyiz.
Bahsetmem doğru olmaz.
Ama şöyle ki işimi yaptığım yerde çok ciddi bir stalking sebebiyle ama bu normal türden bir stalk değil.
Normal türden bir ısrarcı mesajlar değil.
Kendimi kişisel hayatımda da iş hayatımda da güvende hissettirmeyecek bir noktaya ulaştım maalesef ki.
Bu sebeple de bir etrafımı bilgilendirmem gerekti tabii ki işte önce supervisorlarımı haberdar ettim.
Bu arada bunu ailemin dinlemediğini düşünüyorum.
O yüzden rahat rahat anlatıyorum.
Çünkü Türkiye'deki ailemizin, eşimin de ailesinin, benim de aileminin haberi yok.
Canlarını sıkmak istemedim aslında.
O yüzden haber vermedim.
Eşim, buradaki arkadaşlarım, Türkiye'de birkaç arkadaşım ve süpervizörlerimin bildiği bir durum.
Her neyse bu sebeplerden ötürü ben yazın çok hızlı bir şekilde,
normalde yazın tatile çıkmayacaktım ve işte doktorum için gerekli son deneylerimi yapacaktım.
Planım da işte Ekim gibi deneyleri bitirmekti.
Ama planlar öyle olmuyor. Gerçek hayat öyle değil.
Her zaman öyle değil tabii ki ama işte benim durumumda olmadı yani yapamadım.
Ve hızlıca Türkiye'ye gittim. Tatilimi yaptım. Kafamı toparladım falan.
O arada işte haberdar ettiğim insanlarla belli aksiyonlar aldık ve o aksiyonlar doğrultusunda bu durumun durdurulduğunu düşündük.
Sonra ben geldikten sonra bu durum maalesef tekrar etti.
Ve bu tekrardan dolayı benim çelik gibi olan sinirlerim bu zamana kadar dayanmışken ikinci aşamada yerle bir oldu.
Herhalde o zamana kadar tutmuşum kendimi.
Bilmiyorum.
Yani çok ciddi etkilendim.
Böyle alt üst oldum.
Öyle söyleyeyim.
Herkesin hayatında böyle olur.
Yapacak bir şey yok.
Oluyor.
Sonrasında tabii ki artık dedim ki bu öyle ya da böyle aksiyonlu olacak değil.
Ben resmi sürece başlıyorum dedim.
Gerçekten bu süreç boyunca çok şükür diyorum. Çok şanslı olduğum bir konu var. O da etrafımdaki insanların desteği. En başta canım, sevgili eşim, yakın arkadaşlarım, üniversitedeki arkadaşlarım, gerçekten çok şükür ki danışmanlarım, meslektaşlarım, herkes yaşadıklarımı paylaştığımda çok çok çok destek oldular.
O yüzden bu süreçte bütün bunları yaşarken en çok onların desteği sayesinde biraz kendimi iyi hissettiğim bir noktadaydım.
Her neyse hızlıca geçeceğim artık.
Sonra işte bu resmi sürece başlama durumu oldu ve bu sebeple de tabii ki işimi bir fiil yaptığım yere gidemiyorum.
Yani hem gidiyorum hem gidemiyorum.
Bir diyorum ki ben gideceğim.
Sonrasında gidiyorum, kendimi iyi hissetmediğimi fark ediyorum.
Herkes gün gitmiyorum.
Sonra bazen bir hafta gidiyorum, bakıyorum oluyor mu olmuyor mu?
Oluyor diyorum.
Bu arada herkes soruyor işte, danışmanım soruyor.
Bir de Hollanda'da şöyle bir sistem var.
Confidential Advisor diye bir danışmanlık durumu var.
İşte bu insanlara yaşadığınız şeyi anlatıyorsunuz ve sizi bir kulak olarak dinliyorlar.
Hiçbir şekilde bir karara ya da herhangi bir şekilde bir öneriye varmadan sadece sizi dinliyorlar.
Her neyse bu insanlar da soruyor işte sürekli nasıl hissediyorsun falan filan.
Ta ki bu haftaya kadar ben sürekli diyordum ki ya tamam ben işte resmi her şeyi yapıyorum, avukatımla konuştum, işte şunları yapıyorum, bunları yapıyorum.
Ben okeyim, ben giderim, işe gidiyorum, ben kendimi güçlü hissediyorum, sorun yok, merak etmeyin falan diye.
Neyse ama yani bunu bir yandan yapıyorum, bir yandan böyle duruyorum, fark ettirmemeye çalışıyorum, bir yandan yapmaya çalışıyorum falan derken
Bu hafta danışmanlarım bana dediler ki evet sen hani yapmaya çalışıyorsun.
Hani bu problemi çözmek için elinden gelen her şeyi yaptın.
Yapılması gereken adımları attın ve şimdi kendini güçlü göstermek için oraya gidip çalışmaya devam etmeye çalışıyorsun.
Ama biz biliyoruz ki sen şu anda deneylerini yapmak için yapıyorsun.
Bir an önce işini bitirip oradan ayrılmak istiyorsun.
Ama bizim istediğimiz şey bu değil.
Yani senin istediğin şey de bu değil.
Biz biliyoruz.
Ve hani doktora yapmak yalnızca bir derece almak değil.
Doktora aynı zamanda senin hayatının bir parçası.
Ve sen bu hayatta eğer şu an eğlenemiyorsan, keyif alamıyorsan, gerçekten o motivasyonu, o hevesi hissedemiyorsan bunun hiçbir önemi yok dediler.
Ve hani sonrasında da benim kendimi iyi hissetmem için bütün seçenekleri değerlendirmişler sağ olsunlar.
Bütün seçenekleri konuştuk ardından.
Hani çok tatlı. İnsanların şeyi göstermesi çok tatlı bence.
Hani bana açık açık şey söylediler.
Sen bir sonuç bulduğunda o sonucu koşa koşa gelip
hiç alakası olmayan bir meslektaşına birine anlatıp dönüp
biliyor musun böyle oldu diyorsun ama şu an demiyorsun ve bunun farkındayız.
Bunu diyebileceğin zamanlar çalışmalısın.
Ama onun dışında ara vermen gerekiyorsa ara ver.
Ya da desteğe ihtiyacın varsa.
Bizim gelmemiz gerekiyorsa.
Biz seninle her gün oraya işe geliriz.
yanında dururuz, yanında çalışırız diye.
Kaç yaşında profesörler? Bunları
söylediler. Hani o desteği hissetmek
yani bunu sadece tabii ki o profesörler
değil benim eşim de söyledi. Yakın
çevremde hiç benim çalıştığım konuyla
alakası olmayan arkadaşlarım,
hiç akademiden olmayan arkadaşlarım da
ya Sevda biz geliriz yanında. Bir köşede
çalışırız. Biz Elap'ta bir köşe bulamaz mısın?
dediler. O yüzden hani böyle
o süreçte aslında benim için
bütün bu yaşadıklarımın
arkasında hani hissettiğim
şey evet ben motivasyonumu kaybetmişim
ve kaybettiğimi kendime
bile belki itiraf edemedim.
Durmam gerektiğini, durmaya ihtiyacım
olduğunu hissetmeden ya da
fark etmeden sadece
güçlü olmaya, cesur görünmeye,
devam etmeye odaklanmışım. Yani
ne istediğimi unutmuşum resmen.
Ve hani kendime ben şu anda
gerçekten nasıl hissediyorum?
Bu yaptığım şeyi yeniden nasıl
severek yapabilirim diye sormayı
unutmuşum. Bazen insanın kendine
hatırlatamadığı şeyleri başkaları
hatırlatıyor. Ve bazen gerçekten
ihtiyaç duyduğunuz şey de bu oluyor.
Bütün bunları yaşarken
motivasyon üzerine aslında düşünmeye
başladım. Çünkü motivasyonu genellikle
böyle çok bireysel bir şey olarak görüyoruz.
Özellikle de akademide. Sanki
böyle insan isterse motive olur.
İsterse çalışır. İsterse
her şeyi başarır. Ama gerçekten
öyle mi? Yani hani ben böyle
bununla ilgili biraz okumaya
başladım ve hani psikolojide şöyle bir şey
varmış bilmiyordum. Self-determination
teori diye psikoloji
açısından kavram olarak
işte öz belirleme kuramı
diyebiliriz. Bu kuram
motivasyonumuzun yalnızca kendi
içimizden gelen bir istekle açıklanamayacağını
içinde bulunduğumuz koşulların
da çok önemli olduğunu söylüyor.
Ve üç temel psikolojik ihtiyaçtan
bahsediyor. Birincisi kendi
kararlarımızı verebildiğimizi ve
yaptığımız şey üzerinde söz sahibi
olduğumuzu hissetmek olduğunu
söylüyor. Bir diğeri ikincisi
bir şeyleri başarabileceğimizi,
geliştiğimizi, ilerleyebildiğimizi
hissetmek olduğunu söylüyor.
Bir diğeri de, üçüncüsü de
diğer insanlarla bağ kurmak olduğunu,
desteklendiğimizi ve bir yere
ait olduğumuzu hissetmek olduğunu
söylüyor. Ben bunu okuyunca
gerçekten kendi yaşadıklarımı bir düşündüm.
Çünkü bir dönem kendi
isteğimle, büyük bir heyecanla
gittiğim laboratuvar artık benim için böyle
rahat hissettiğim bir yer olmaktan çıktı
maalesef. Yapmak istediğim deneyleri
yapamıyorum, ilerlediğimi hissedemiyorum
ve bütün bunlar doğal olarak motivasyonumu etkiliyor.
Ama üçüncü nokta yani insanların desteği
gerçekten benim için çok çok önemli oldu.
Çünkü etrafımdaki insanlar sadece
hadi ya sen yaparsın, halledersin, sen hallediyorsun demediler.
Beni dinlediler, yanımda oldular.
Gerçekten gerektiğinde birlikte benimle çözüm aradılar.
Belki de en önemlisi kendime karşı biraz daha anlayışlı olmam gerektiğini hatırlattılar.
Bence burada çok çok önemli bir nokta var.
motivasyonumuzu kaybettiğimizde
sürekli böyle eleştirel bir ses
içeriden devam ediyor. İşte neden
eskisi gibi çalışamıyorum? Neden
odaklanamıyorum? Neden içimden
gelmiyor? Ama belki bazen bu
sorulardan önce başka bir şey sormamız
gerekiyor. Ben şu anda
nasıl koşullar altında çalışmaya çalışıyorum?
Bu koşullar benim iyi hissetmeme
izin veriyor mu? İhtiyacım
olan desteği alabiliyor muyum? Çünkü
bazen böyle çözüm sadece kendimizi
daha fazla zorlamak değil. Bazen
çalışabilmemizi sağlayan koşulları
gerçekten değiştirmemiz gerekiyor.
Ve bunların hiçbirini de
tek başımıza yapamayacağımızı
bilmek, kabul etmek gerekiyor.
Bir de yani bütün bunlardan faamsız olarak
hani gerçekten
bir noktada biz yaşıyoruz arkadaşlar.
Bu bizim hayatımız.
Neden biz sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz?
Yani yıllarca okuyorsanız
sürekli bir hedefiniz olmak zorunda.
Sürekli bir hedef koymak zorundasınız.
İşte ilk önce üniversite sınavı
sonra üniversiteyi bitirmek
Sonra belki yüksek lisans, doktora, işte iş bulmak, bir sonraki pozisyona geçmek.
Bu hedeflerin her biri için gerçekten çok emek veriyoruz.
Bazen gecemizi gündüzümüze katıyoruz.
Bazen işte dediğim gibi arkadaşımızın doğum gününe, kuzenimizin düğününe gidemiyoruz.
Bazen ailemizle geçirebileceğimiz zamanlardan vazgeçiyoruz.
Çünkü o gün çalışmamız gerekiyormuş gibi hissediyoruz.
Hatta bazen düşünüyoruz ki ya o birkaç saat çalışmazsak her şey aksayacak.
Her şey darmadağın olacak.
Halbuki dönüp baktığımızda gerçekten öyle mi?
Tabii ki bazı dönemler çok yoğun olabiliriz ve bir sınavımız vardır ya da yetişmesi gereken bir iş vardır.
Ve bazen ödüm vermemiz gerekir.
Ve bunu ben tamamen yanlış bulmuyorum.
Yani bu olabiliyor ve oluyor.
Bu olmadan da yapılmıyor.
Ama ben düşündüğümde hayatım boyunca hedeflerim için hep çok çalıştım.
Ve bugün olduğum yere girenmek için de birçok şeyden fedakarlık ettim.
Ama galiba burada bir denge olması gerekiyor.
gerekiyor. Yani bir noktadan sonra
hayatımızı sürekli bir sonraki
hedefe erteliyoruz. İşte şu sınavı
bir geçeyim sonra rahatlayacağım. Şu
makaleyi bir göndereyim sonra kendime zaman
ayıracağım. Aman şu doktorayı bir bitireyim
sonra hayatıma bakacağım. E peki
sonra? Sonra başka bir hedef gelmeyecek
mi? Yani ben 30 yaşıma geldim.
Hayatımın %80'ini
okuyarak geçirmişim ve hala
bitirmem gereken bir doktorum.
Yazmam gereken makaleler, yapmam
gereken deneyler var. Ama
aynı zamanda benim bir de hayatım var.
Sevdiğim insanlar var.
Yapmaktan keyif aldığım başka şeyler var.
Ve bütün bunları sürekli doktoramı bitirdikten sonra bırakmak istemiyorum.
Çünkü doktora benim hayatımın çok önemli bir parçası.
Ama hayatımın tamamı değil.
Bence bazen bunu kendimize hatırlatmamız gerekiyor.
Ben bugün size motivasyonunuzu nasıl geri kazanacağınızı anlatmak için bu bölümü çekmedim.
Çünkü açıkçası ben de hala bunu anlamaya çalışıyorum.
Yaşadıklarımdan da anladığınız üzere.
Her şey düzeldi mi? Hayır.
Motivasyonum tamamen geldi mi?
Onu da söyleyemem.
Ama son zamanlarda bir şeyi fark etmeye başladım.
Ben yaptığım işi hala seviyorum.
Hala öğrenmek istiyorum.
Hala bilim yapmak istiyorum.
Ve yeniden bir deneyden güzel sonuç aldığımda o eski heyecanımı hissetmek istiyorum.
Ama bunu yapabilmek için kendimi sürekli zorlamak, sürekli güçlü görünmek zorunda olduğumu hissetmek istemiyorum.
Bazen durmak gerekiyor.
Bazen gerçekten dinlenmek gerekiyor.
Bazen yaşadığımız bir şeyi başkalarıyla paylaşmak, yardım istemek gerekiyor.
Ve bazen de bizi çok iyi tanıyan birinin dönüp
ya sen eskiden bunu ne kadar severdin, hatırlıyor musun demesine ihtiyaç duyuyoruz.
Belki sizin yaşadığınız şey benimkiyle hiç benzemiyor.
Belki siz üniversite sınavına hazırlanıyorsunuz.
Belki yüksek lisans tezinizi bitirmeye çalışıyorsunuz.
Belki yıllardır istediğiniz bir işte çalışıyorsunuz ama artık eskisi gibi hissetmiyorsunuz.
Ya da belki sadece hayatınızın çok yoğun, çok yorucu bir dönemindesiniz.
Bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum.
Bir şeyi eskisi kadar heyecanla yapamıyor olmanız o şeyi artık sevmediğiniz anlamına gelmiyor.
Ve dinlenmeye ihtiyaç duymanız yeterince çabalamadığınız anlamına da gelmiyor.
Ben 24 yıldır okuyormuşum.
Bunu fark ettim.
Ve bu 24 yıl boyunca birçok şey öğrendim.
Ama galiba şu sıralar öğrenmeye çalıştığım şeylerden biriydi.
Ne zaman durmam gerektiği.
Çünkü bütün bu yılları okuyarak, çalışarak, bir şeyleri başarmaya uğraşarak geçirdim.
ve bundan sonra da öğrenmeye çalışmaya, yeni şeyler yapmaya devam etmek istiyorum.
Ama bir yandan da bütün bunları yaparken yaşamak istiyorum.
Gerçekten yaşamak.
Sevdiğim insanlarla zaman geçirmek, yaptığım işten keyif almak,
bazen hiçbir şey yapmadan oturabilmek,
bunun için kendimi suçlu hissetmemek istiyorum.
Belki de hayatın bir kısmı gerçekten bu dengeyi bulmaya çalışmakla geçiyor
ve galiba bazen durmak, vazgeçmek anlamına da gelmiyor.
Bazen sadece kendinize neyi, neden istediğinizi,
Neden yeniden hatırlamak için zaman verdiğinizi anlamaya çalışıyorsunuz?
Bugün biraz bunu paylaşmak istedim sizinle.
Belki sizin de bir süredir durup düşünmeye ihtiyacınız vardır.
Belki siz de kendinize çok uzun zamandır nasıl hissettiğinizi sormamışsınızdır.
O zaman ben de size aynı soruyu bırakayım.
En son ne zaman bir yere yetişmeye çalışmadan sadece kendiniz için durdunuz?
Bir düşünün bakalım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
