
Başarıya Giden Tek Bir Yol Var mı? | Dr.Sibel Özaşır Kaçar
4 Kasım 2026 · 59 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Kariyer gerçekten adım adım çıkılan bir merdiven mi, yoksa insanın kendi yolunu bulmaya çalıştığı bir yolculuk mu?
Bu bölümde konuğumuz, Radboud Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Sibel Özaşır Kaçar.
Sibel Hoca’nın kariyer yolculuğu farklı deneyimler ve önemli dönüm noktalarıyla şekilleniyor. EY ve PwC gibi uluslararası şirketlerde başarıyla ilerleyen iş hayatı, hayatta ne yapmak istediğini ve yaptığı işte aradığı anlamı sorgulamaya başlamasıyla yeni bir yön kazanıyor. Hollanda’ya taşındıktan sonra girişimcilik alanında yüksek lisans yapıyor, kendi şirketini kuruyor ve ardından doktora yaparak akademiye yöneliyor. Bugün girişimcilik üzerine araştırmalar yapan, uluslararası çalışmalara ve ödüllere imza atan bir akademisyen.
Peki insan başarılı bir kariyerin içindeyken neden başka bir yol aramaya başlar? Ne istediğimizi gerçekten en başından bilebilir miyiz? Yoksa bazen farklı şeyler deneyerek, yön değiştirerek, hatta yanılarak mı kendimize uygun olanı buluruz?
Sibel Hoca’yla kurumsal hayattan girişimciliğe, oradan akademiye uzanan yolculuğunu; kariyer değiştirmenin getirdiği belirsizlikleri, risk almayı, başarısızlık korkusunu ve insanın yaptığı işte anlam bulma arayışını konuştuk.
Sohbetimizde, kadın girişimcilerin karşılaştığı fırsat ve engelleri ele alan araştırmalarına ve bu araştırmalardan doğan, uluslararası festivallerde ödüller kazanan The True Mirror: Melisa adlı kısa filmine de değindik.
Bu bölüm yalnızca bir akademisyenin kariyer hikâyesi değil; kendi yolunu arayan, kariyerinde yeni bir sayfa açmayı düşünen veya yaptığı işte anlam bulmaya çalışan herkes için bir sohbet.
Transkript
Akademin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Herkese merhaba, podcast'imizin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün çok değerli bir konuğumuz var.
Radbud Üniversitesi İşletme Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Sibel Özdaşır Kaçar bizimle birlikte.
Hoş geldin Sibel Hocam.
Hoş bulduk, teşekkür ederim.
Siz girişimcilik üzerine çalışmalar yürütüyorsunuz.
Ve araştırmalarınızda aslında kadın girişimciliği, göçmen girişimciler, toplumsal eşitsizlikler ve insanların karşılarına çıkan fırsatları nasıl değerlendirdikleri üzerine araştırmalar yapıyorsunuz.
Bir de tabii ki kariyerinizin başlangıç kısmından bahsedecek olursak aslında bir EYPWC gibi uluslararası şirketlerde başladığınız bir kariyeriniz var.
Sonrasında bir girişimcilik deneyiminiz var.
Ondan sonrasında akademiye geçmeye karar veriyorsunuz.
Aynen.
Sonrasında birlikte dinleyeceğiz ama doktora ve sonrasında da burada çok güzel bir pozisyonla 6 yıldır burada çalışıyorsunuz.
Şimdi bundan önce ben bir öncelikle size nasılsınız?
Kendinizi nasıl ifade etmek istersiniz?
Bu son zamanlarda neler yapıyorsunuz?
Vaktiniz nasıl geçiyor?
Bir sormak istiyorum.
Çok teşekkür ediyorum öncelikle.
Böyle bir programı gerçekleştirdiğin için ve beni de bir parçası olarak kabul ettiğin için.
Ben teşekkür ederim.
Gerçekten çok değerli.
Son zamanlarda ne yapıyorum? Oldukça yoğun geçiyor.
Çünkü hem dersler devam ediyor, hem tabii araştırmalar devam ediyor.
Bir yol tutturmaya çalışıyoruz açıkçası.
Akademide konuştuğum ve yoğun olmayan zannedersem kimse yok.
Farklı ülkelerde farklı şekilde oluyor.
İngiltere'deki arkadaşlar daha farklı, işte Fransa'daki arkadaşlar daha başka şikayetlerde falan ama
yoğun bir tempo ile ilerliyoruz açıkçası.
Yani kaynaklar bazen sınırlı olabiliyor.
Ama akademinin öyle bir şeyi vardır.
Biz böyle biraz idealist insanlar herhalde.
Devam ediyoruz yani, yol buluyoruz.
Evet, teşekkür ederim. Gerçekten yoğun programımızda vakit ayırdınız.
Biz bugün Radboud Üniversitesi'nin podcast stüdyosundayız aslında.
Onu da bahsetmiş olalım dinleyicilere.
Şimdi öncelikle başlamadan önce ben sizin profilinizi inceledim ve aslında hem akademik çalışmalarınız hem de kariyer yolculuğunuz gerçekten çok motive edici geldi bana.
O yüzden de çok heyecanlıyım bu bölüm için.
Şimdi birazcık böyle en başa gidelim istiyorum.
Siz okuduğum kadarıyla genel olarak girişimciliğe daha aşina bir aileden geliyorsunuz.
Çocukluğunuzda sanırım girişimcilik sizin için bilinen bir şeydi, bilinen bir fikirdi.
O taraftan bir başlayalım.
Hikayeyi oradan duyalım.
Başlayalım tabii ki.
Ben Aslan Kayseri'yim.
Kayseri için meşhurdur biliyorsunuz böyle girişimcilik.
Genelde şehir için öyle.
Ben de girişimci bir ailede dünyaya geldim ve büyüdüm.
Babam soba imalatıyla ilgileniyor.
Hala da çalışıyor.
Bilmiyorum artık kaç yıl oldu yani.
Ve biz hani akşam yemeklerinde hep işte işin konuşulduğu, ondan sonra hafta sonları hep işte babamın fabrikasına gidip atölyenin ziyaret edildiği,
işçilerle falan çok böyle rahat konuştuğumuz, sürekli hayatımızın parçasında olan bir durumdu.
Sadece babam da değil, benim amcamlar da aynı şekilde girişimciler.
Dayım keza girişimci üniversite için ben İstanbul'a gittiğimde dayımlar İstanbul'da yaşıyorlar.
Ve onun işte restoranında mutlaka işte kasada otururuz bir şeyler yaparız ya da onu alırız işte fuarlara götürürüz.
Gıda fuarı olsun, makine fuarı olsun.
Yani her zaman böyle işte girişimci hayatı neyle uğraşıyorlar, ne tarz zorluklarla karşılaşıyorlar.
Finansman sıkıntısı işte krediler babamdan falan da duyarız.
Hep işte banka bu kadar kredi açtı bize şöyle oldu böyle oldu.
Hep hayatın bir parçasında vardı.
İşi mutfağındaydınız yani hep işin içindeydiniz.
Yani hani mutfağa denir mi bilmiyorum ama hep duyduğumuz bir şeydi.
Hiç yani yabancılık çektiğim bir nokta değildi.
açıkçası. Ben üniversite zamanında
da aslında biraz girişimcilikle
böyle uzaktan bir
şeyim oldu. Bir üniversite esnafı
arkadaşlarımız vardı. Onlar da
şu an çeşitli yerlerde güzel
başarılar elde etmiş kişiler. Onlarla
böyle bir dil projemiz vardı.
İşte kafe kurma projemiz vardı
falan. Böyle çok hani ben
gerçekleştiremedim ama fikir aşamasında
işte o proposal'a dökmek
hani o fikirleri falan. Keyifli
şeylerdi. Böyle hep böyle bir
hayatımın bir parçasında vardı.
Keza sonra master'da girişimciliği seçme sebebim sonra işte girişimcilik hayatımın bir parçasında yer aldı.
Ben bağlantılı olduğunu düşünüyorum yani.
Peki üniversite yıllarına dönecek olursak aslında siz üniversite seçiminde böyle çok bilinçli miydiniz?
Bilmiyorum bence 17-18 yaşında o kadar da bilinçli bir şekilde insanlar tercih yapmıyor.
Yani ben en azından öyle değildim.
Olmuyor. Gerçekten haklısın.
Yani bizim hikayemiz çok komik.
ablam ben ve kardeşimle
özet vermek gerekirse
örnek vermek gerekirse. Ablam İstanbul'u
çok istiyordu. İstanbul'u
nereye olursa diye yazdı.
Ben Boğaziçi Üniversitesi'ni çok istiyordum.
Boğaziçi Üniversitesi'ne nereyi tuturursam
diye yazdım. Kardeşim
benden sonra dedim ki bak biz hata yaptık.
Çünkü bu doğru değil. Sen bölüm
seçmelisin. Ona da mimarlığı
yazdırdık. Ama mesela şu an
bakıyorum. Bu gerçekten
zor bir karar.
Ve bir noktada aslında insanların hayatındaki önemli köşe taşlarından biri.
Bir anlamda da artık gelinen noktada belki o kadar da önemli olmadığını düşünüyorum.
Yani mesela önceden sorsanız ya bölüm önemli derdim.
Ama şu an yapılan işlerde o kadar disiplinler arası işler yapılıyor ki bir yerde başlamış olmanız aslında çok da engel değil.
O yüzden başlamış olmak, o yolculukta kişinin kendisini keşfediyor olması ve her zaman o çaba içerisinde olması bence daha değerli diye düşünüyorum.
Yetenekler de farklı gelişiyormuş çünkü.
Yani onu da fark ediyorum.
Aslında bu çok bölümle ya da o endüstriyle alakalı değil de aslında birçok endüstriye de adapte olunabilecek yetenekler belki.
Kişinin onu fark etmesi önemli oluyor.
Tabii yani bu noktada rehberlik çok önemli.
Evet.
Gençler genelde şimdi neye baz alarak seçim yapacaklar?
Öyle değil mi işte?
Bakıyorlar tabii imkanlar dahilinde o şehirde ya da belki ailesinin yanındaki bir yerde kalması gerekiyor.
Değil mi? Bu da olabiliyor.
Veyahut da evet başka şehre gidebiliyorsa işte puanım ona yetiyor.
Hani değil mi? Böyle şeyler var. Tabii bu daha önceden de belki başlaması gereken bir süreç. Ortaokul, lise mesela bana sorsanız şu an kızım 12 yaşında nasıl bir tercih yapmasını istersiniz ya da nasıl yönlendirirsiniz diye sorsanız.
Ben bakıyorum tabii yanımda yetişen bir birey olduğu için karakter yapısı, neleri daha çok seviyor, hayatta onu ne mutlu eder bunları daha iyi gözlemleyebiliyorum.
Şu an bir müdahalede bulunmuyorum çünkü gerçekten onun tercihi olsun istiyorum.
Ama yönlendirmeye çalışacağım noktada gerçekten kendisini bulabildiği, kendisi olabildiği bir alan.
Çünkü yani artık belki imkanlar mı diyeyim, yılların verdiği tecrübe mi diyeyim ben onun hedefinin işte çok kazandıran bir iş olmasını istemiyorum.
Ya da çok popüler bir bölüm olmasını istemiyorum.
Anlatabiliyor muyum?
Gerçekten kendini bulabileceği, mutlu olabileceği bir şey olsun.
Yani bu bilemiyorum yani hani antropoloji de olabilir, seramik çok seviyor, o da olabilir.
Ama her zaman şunu biliyorum yani hani seramikle ilgilenirken de işin teorini de öğrensin mesela.
Hani o alanda belki eğitim, eğitimli de olsun.
Anlatabiliyor muyum?
Evet.
Böyle bir şey olurdu herhalde.
Sizin aslında kariyerinizin geldiği noktada yaptığınız çıkarımlar birazcık bu.
Çünkü şimdi üniversite zamanına dönersek siz üniversiteyi çok güzel,
aslında belki ondan da bahsedebiliriz.
Boğaziçi Üniversitesi'nde okumak nasıldı?
Çok güzel bir yerde okumuşsunuz.
Boğaziçi Üniversitesi tabii güzeldi.
Özellikle Kayseri'de 18 yılını geçirmiş bir Sibel olarak benim için çok çok güzeldi.
O hikayede çok ilginç böyle o zaman şey vardı.
Şimdi yapılıyor mu bilmiyorum.
Üniversiteler CD gönderirdi.
Küçük hediyeler gönderirdi.
Aa başlarken.
Dereceye giren öğrencilere tercih aşamasında.
Ben böyle birçok üniversiteden bir şeyler aldım.
İşte küçük anahtarlık olabiliyor.
Ondan sonra işte kafimak olabiliyor falan böyle şeyler.
O zaman baya dereceye girdiniz.
Yani güzeldi.
Boğaziçi'ne hiçbir şey gelmedi.
Ama ben hep Boğaziçi düşünüyordum.
Ve ben Savancı Üniversitesi'ni yazdım aslında ilk tercih olarak.
Çünkü annem orayı ziyaret etmişti.
Daha kontrollü olduğunu düşünmüştü.
Yeri itibariyle kampüs itibariyle falan.
Dayımlara daha yakındı vesaire.
Ben tercihimi göndereceğim gün Boğaziçi'nden bana hem CD geldi hem de bir tişört geldi.
Ben o tişörtü giydim.
Bütün gün o tişörtle dolaşıyorum falan.
Sonra annem bana baktı dedi ki bence dedi sen Sabancı'yı istemiyorsun dedi.
Bence sen Boğaziçi'ni istiyorsun dedi.
Ve ben seni dedi İstanbul'a üniversite okuman için değil hayatı öğrenmen için gönderiyorum dedi.
Gel dedi değiştirelim.
Babamla konuşmadık hiçbir şey yapmadık falan.
Olsun olsun dedi ben senin arkandayım gel değiştirelim.
Ya ne güzel.
Değiştirdik ve gerçekten ilk üç tercihim Boğaziçi'ydi.
İlk iki tercihim olmadı mühendisliklerdi.
Üçüncü tercihime girebildim.
Bir yandan mühendislik de düşünüyordunuz aslında.
Çünkü puan iyiydi yani.
Hani Boğaziçi'nde mühendislik iyidir diye aslında.
Şu an çok mutluyum.
İyi ki mühendis olmamışım diye.
Çünkü karakter olarak bana uygun değilmiş.
Yani ben yine sosyal bilimlere kayarmışım.
Öyle diye düşünüyorum.
İşletme birazcık daha o şeyi verebildi bana.
Böyle daha sosyal bilimler alanına geçişi kolaylaştırdı.
Öyle söyleyeyim.
Yani böyle Boğaziçi'nin ilginç bir hikayesi vardır.
Ben çok keyif alarak okudum.
Çok da güzel bir başarıyla mezun olup hemen arkasından güzel şirketlerde işe başlamışsınız.
Aynen öyle.
Boğaziçi güzel yine dereceyle bitirdim ama hani ne kadar önemli o.
O zaman önemliydi mesela şu an sorsanız.
Kesinlikle öyle.
Önemsemezdim herhalde şu anki aklımla.
Ama tabii iyi öğrenci işte bir şeyler yapmaya çalışan bir işte 18 kaç 22-23 yaşlarındaki Sibel öyle öngörmüş.
Saygı duyuyorum şimdi de bakıp geriye bakıp kendisine.
Ne güzel.
Sonrasında da tabii Price'de çalışmaya başladım.
Güzeldi. Price ortamı aslında böyle şeydir.
Çünkü bir anda çok fazla jünior'ın başladığı, işte belirli üniversitelerden gelmiş,
böyle çok benzer fikirlerde, benzer ilgi alanları olan insanların bir arada olduğu bir ortam.
Çok lively, canlı, böyle güzel bir ortamı vardır yani Price'ın.
Keyifliydim de aslında Price'da.
Tabii çok çalışıyorduk. Şu an nasıl durumlar bilmiyorum ama
kaç yıl oldu yani o dönemlerde biz
gerçekten çok çalışıyorduk. Yani gün
döndürdüğümüz uyumadan
çalıştığımız zamanlar vardı.
Şu anda da aslında yani çok yakın
zaman diyemem ama bir 4 sene öncesinde
falan arkadaşım orada çalışırken
benzer hikayeleri anlatıyordu
ve o da o sebepten Hollanda'ya
geldi. Olabilir.
Doğrudur. Yani Price şöyle çok iyi bir mutfaktır.
Gerçekten çok
sağlam bir zemin hazırlar.
Çünkü mesela ben eşim falan da hep şey der
yani hani bir Price'la olsun
biri böyle. Özellikle işte temel
accounting olabilir. Hani muhasebe,
finans. O altyapıyı iyi verir yani
Price. Ama tabii yoğun bir çalışma
temposu gerektiriyor. Bu
biraz Türkiye şartları
genel olarak öyle zannedersem ama
denetim şirketleri belki birazcık daha fazla.
En azından benim tecrübem o şekildeydi.
Peki kendinizi böyle uzun yıllar
kurumsal hayatta devam ederken
hayal ediyor muydunuz o zamanlar?
O zamanlar ediyordum aslında.
Yani çok ilginç. Ben Price'de biraz
şanslıydım da. Güzel ekiplerle
çalıştım. Güzel firmalara
denetime gittim. Ve kendimi de
o ilerleme, yükselme
çünkü içimde her zaman şey vardır.
Kendini geliştirme azmi.
Böyle hani o kadar yoğun
çalışırken ben bir yandan kurslara falan da
giderdim yani. Hatta Price'deki
arkadaşlarım bana şey derlerdi.
Seni hayal ediyoruz böyle 80 yaşına
gelmiş hala kurslara giden bir tip
falan diye. O içimde hep vardı.
Kurumsal hayatta insana bunu
veriyor. O ilerleme,
yükselme, title'lar
yani onu besliyor yani.
Öyle bir pathway çıkarıyorlar zaten.
Tabii. Aynen. Ve bu cazip
özellikle o zamanki bana
çok cazip geliyordu. Ama hani
sorabilirsin o zaman neden?
Evet. Peki neden başka bir yol aramaya başladınız?
Ya şöyle oldu açıkçası.
Bu yolculukta Price
bana belki onu veriyordu ama ben her zaman
şu sorgulamayı yapıyordum.
Benim için iş ve bir
anlam arayışı. Ben
ne yapıyorum ve bunu niçin
yapıyorum? Gerçekten nasıl bir katma
değer oluşturuyorum? Kendime,
topluma. Bu hep sorguladığım bir şeydi.
Yani sadece bir şeyleri kazanmış
olmak, orada bir title hani
bir yere kadar beni tatmin ettiğini
fark ettim. Yani bir yerden sonra
ben bunu yapmak istemiyorum. Çünkü bir
anlam inşa edemedim. Hani bu
yanlış anlaşılsın istemiyorum. Çünkü
insanlar gerçekten herkes
farklı bir anlam arayışında olabiliyor.
Belki biri için mesela zaman
çok önemlidir ya da
İşte iş, özel hayat dengesi çok önemlidir.
Evime geldiğim zaman ben işi düşünmek istemiyorum.
İşte hobilerim der belki bu önemlidir.
Başkası için gerçekten paradır, konumdur hani bilemiyorum.
Benim için o anlam arayışıydı.
Yaptığım işte gerçekten onu bulmak istedim.
O yüzden de bana çok o manada yeterli gelmedi.
Peki sonra ne yaptınız?
O arada bir şey.
Ben o zaman şimdi kulaklarını da çınlatmak istiyorum.
Mustafa abi vardı.
Mustafa'yı demiş sağ olsun çok bana destek olmuştur.
Aynı şekilde Sertü Talı yani şu an Sertü hala Price'de çalışıyor.
Mustafa abi ayrıldı galiba.
Dedim ki Mustafa abi, Mustafa abi tamam ama dedim ben o zamanlar tabii böyle artla falan ilgim çok fazla.
Beni o şeye gönderiyor, Ford'a gönderiyor Gölcü'ye.
Ben dedim oraya gitmek istemiyorum çünkü işte kursu takip etmek istiyorum.
Çünkü ben kariyerimi değiştireceğim.
Bir şaşırdı. Nasıl yani dedi.
Yani biz senin için çok farklı şeyler düşünüyorduk falan dedi.
Ama dedim böyle böyle ne zaman ayrılacaksın dedim daha ayrılmayacağım.
Ben bir yandan çünkü yetenek geliştirmem lazım.
Yani ben evet onu seviyorum ama o anlamda bir eğitimi almadım.
Hemen bir değişim yapamam.
Tamam dedi ama İstanbul'da hangi ekibe gönderirsem gideceksin dedi.
Seni dedi Gölce'ye göndermiyorum.
İstanbul'da olmak istiyorsun.
Çünkü Gölce'ye gidince biz orada kalıyoruz.
Pazartesi gidiyoruz, Cuma'ya dönüyoruz.
Ben bir kurs falan akşam nasıl takip edeceğim.
Ondan sonra ki genelde cumartesi pazarda çalışılıyordu sonra ofiste.
Yani bir kurs için zaman yok.
Tamam dedi tamam tamam anlaştık.
Ben böyle bir yavaş yavaş işte bir şeyleri değiştireyim falan.
O arada da tabii benim erkek arkadaşım Hollanda'da çalışıyordu.
O işte diyor ki ya böyle olmuyor.
Ya sen gel Hollanda'ya ya ben şey yapayım Türkiye'ye döneyim.
Aklımda da artla alakalı bir şey yapmak olduğu için dedim ki belki Hollanda'da güzel bir fırsat olabilir.
Orada ben bir akademiye başvurayım.
Öyle de yaptım.
Gerrit Rietveld Akademi var.
Oraya başvurdum.
Hollanda'da çok yani aslında görülmeyen bir şeydir herhalde.
Ama akademi bana dedi ki sen dedi 25 yaşındasın.
Biz dedi 25 yaş altına alıyoruz akademiye.
Aaa gerçekten mi?
Seni dedi biz şey yapalım.
Yeni bir böyle pilot bir proje yapıyoruz.
Online olarak alalım dediler.
O an böyle bir hoşuma gitmedi.
Kaç yılında bu arada online söylüyorlar?
İşte ben demek ki 25-26 yaşındayım.
Tamam o zaman
O zaman
Şu an 42 yaşındayım
Onlar da olabilir
Şu an 42 yaşındayım
Yani kaç yıl olmuş oluyor hesabı sen yap
16 yıl oluyor
Ben o zaman 26 yaşındaydım çünkü
Ben onu kabul etmedim ama
Hollanda'ya gelmeyi
Çünkü artık birazcık planlarımı da ona göre yapmıştım
Evlendim Hollanda'ya geldim
Sonra tabii
Şey olmayınca
bizde hep şey vardır ya Türk mantığı.
Ne yapacaksın? Boş mu duracaksın? Herkes böyle
etrafında diyor ki ya ne yapacaksın? Boş mu?
Ben aslında gerçekten boş durmayı planlıyordum.
Zaten 3 yıl boyunca Price'de çok
yorulmuştum. Hani kariyer değiştirmek de
istiyorsun. Bir şeyler de yapmak istiyorsun ama
o fırsatım olmadı. Etraftan o kadar böyle şey
oldu ki ya ne yapayım? Ne yapayım?
Hatta ben gelmeden CV'mi
İvay'a gönderdiler falan. Böyle
buradaki arkadaşlar sağ olsun. İvay'dan
teklifi aldım. Tamam ben bunu değiştirmek istiyorum
ama İvay'a gittim. Yani
herhalde bir buçuk ay falan çalıştım.
gerçekten. Bir buçuk ay mıydı?
Dört ay mıydı ya? Unutmuşum yani.
Hakikaten unutmuşum. Ve dedim ki yok.
Yani ben buraya bunun için gelmemiştim.
Şeyi deneme fırsatım bile olmadı.
Muhtemelen denetim firmaları
Türkiye'de farklı çalışıyorlar.
Hollanda'da farklı çalışıyorlar ama
EY'den ben şunu duydum. Dediler ki tabii ben
international'ım. Hollanda'ca bilmiyorum
o zaman. Biz seni dediler
İsviçre'ye göndereceğiz. O zaman
Tetra Pak onların müşterisiydi. Ne yapacağım?
Pazar çizgideceğim. Cuma geleceğim.
Benim tekrar bu gölçük.
dedim ki hayır ben burada devam edemem.
Sonra istifa ettim.
Biraz ayıp oldu açıkçası.
Hani bana o noktada destek olanlar
çünkü bir başvuru süreci var.
Bir elemanı işe almak aslında
biraz maliyetli de bir süreç ama
ben dedim yapamayacağım.
Tabii ama yine de boş durdurmadılar beni arkadaşlar.
Dediler ki tamam sen çalışmayacaksın.
Ne yapacaksın?
Bari master yap.
Tamam ama dedim ki bu sefer
öyle şey yapmayacağım.
Ben seçeceğim yani.
Baktım güzelce işte girişimcilik o akılda olan şeyle girişimcilik master'ı Amsterdam'da buldum.
Frey University'de, Füü Üniversitesi'nde.
Öylelikle bir yavaş yavaş akademiye bir geçiş şey oldu yani.
Orası da çok güzel bir üniversite yani.
Çok güzel bir üniversite.
Baya dolu dolu bir yer.
Benim hala bağlantım da vardır.
Master sürecinde o zaman tabii danışmanım Karen Ferdin.
Daha sonra doktora danışmanım da oldu.
Şimdi bir kitap çıkardık beraber çalıştık İsveç'ten başka hocalarla beraber.
Bana çok destek olan biridir.
Hala network'üm çok kuvvetlidir yani Fü'yle.
Tabii evime de yakın Amsterdam.
Doğal olarak onun da artısı var.
Güzel yani bu tabii bilmiyorum hepsi birbirinden bağımsız şeyler ama bir noktada da bağımlı sizin anlattıklarınızdan anlıyorum şimdi arasındaki ilişkiyi.
Peki o yüksek lisans dönemi sizin için nasıldı?
Yani okurken keyif aldınız mı? Gerçekten sevdiğiniz, aradığınız o anlam arayışına karşılık gelen bir şey miydi?
Yani aslında şöyleydi. Benim için Hollanda'ya geçiş, başka bir ülkeye geçiş aşamasında fayda sağladı.
Şu an düşünüyorum mesela gerçekten evde oturmuş olsaydım bu kadar şey olmazdı herhalde.
Çünkü ciddi anlamda network yapmamı da sağladı, kültürü daha iyi anlamamı sağladı.
Program biraz farklıydı. Ben daha gerçekten pratik bir şey bekliyordum ama tabii o zaman Hollanda eğitim sistemini de bilmiyorum. Master teorik bir şey. Ama şöyle bir şey oldu. O zaman Amsterdam Center of Entrepreneurship vardı. Orayla network'üm gelişti ve student entrepreneurship diye bir şey olduğunu öğrendim mesela.
Benim böyle farklı yerlere girip çıkmama da fayda sağladı.
İşte girişimci nasıl olunur?
Nasıl gider kurarsın şirketini?
İşte vergisel süreç nedir?
İmkanlar neler?
Bunları da hani öğrenmemi sağladı.
Bölüm çok yoğundu bir yıl içerisinde ama ben okurken girişimci olabildim.
Yani aslında onu kolaylaştırır diyebilirim.
Çünkü böyle şey oldum.
Aa ben hemen gidip aslında kurabiliyormuşum.
Yani böyle bir şey de istemiyorlar yani aslında.
böyle çok bir draft bir
biznes plan hazırlıyorsunuz.
İş planı sunuyorsunuz.
Okey olabiliyor hani. Böyle o
geçiş kolaylığı yani
girişimciliğe geçiş kolaylığı aslında benim için
önemli bir şeydi. Öyle de zaten
sonra girişimci oldum. Evet o
kısım nasıl oldu? 4 yıl falan. Aslında zevin
hazırlamışsınız biraz. Yani evet çünkü aslında
muhtemelen girişimcilik aklımda olan bir şeydi.
Hani aileden falan da duyduğum için
hep böyle kendi işinin patronu
olmak. Yani sonradan tabii
yaşadım aslında bu hem güzel
hem de inanılmaz sorumluluk gerektiren bir şey.
Zor bir şey.
Uykularımın kaçtığı bir şey.
Ki kolay kolay uykum kaçmaz aslında.
Çok önem veririm yani buna.
Ama sadece zorluklar değil, heyecanla da uyku kaçıyormuş.
Yani onu gördüm.
Aklımda fikirler var.
O fikirleri hayata geçirmenin böyle şeyiyle ben uyuyamıyordum yani.
Ama bir dört yıl devam ettim.
Güzel bir tecrübeydi.
Ne yaptınız peki?
Ben takıları çok seviyorum.
Çocukluğumdan beri hep böyle takı üretip hatta satmışlığımda vardır.
Biz yazlığımız vardı.
Yazlıkta hep satardım falan böyle takılar.
Genelde şeydir ya bildiğin şeyden başlarsın böyle.
Ben de takıyla başladım.
Ama Türkiye'den otantik takılar getiriyordum.
İşte seramik, keçe, iğne oyası, sedef kakma.
Ve gidip ustalarla hani bizzat konuşup.
Çünkü Türkiye'de de zaten çeşitli ödenekler var aslında.
Bu sanatlar kaybolmasın diye.
Onların bir yerde aslında sanki yurt dışına açılan kapısı gibi bir şey konumlandırmıştım yani şirketimi.
Tabii aslında Hollanda özellikle de Amsterdam diyeyim girişimcilik ekosistemini anlamama fayda sağladı.
Birçok kişiyle bağlantı kurdum.
Burada o çünkü hani o segment farklı bir segment.
Çünkü böyle işte kuyumculuk vesaire gibi değil.
Birçeri gibi değil.
Ama daha butik ilerleyen işte handmade çünkü el yapımı ürünler farklı bir segment.
Ve çok talep var gibi aslında.
Aslında Hollanda'danlar seviyorlar.
Çok seviyorlar ve ben çok ciddi denemeler de yaptım aslında.
Bu çeşitli pazarlar kurulur mesela.
Oralara falan da gittim.
Hatta eşim böyle gerçekten mi?
Ya sen master'lı falan bir insansın nasıl gidersin?
İşte bu farklı anlıyor.
Ama evet.
Ben çok keyif alarak gittim.
Çünkü hani gözlem de yapabiliyorsunuz.
Birebir müşterinin o zevk, o algısını da anlayabiliyorsunuz.
Sonra zaten bu şeye evrildi.
bir tasarımcı ile beraber biz kendi line'ımızı çıkardık.
Bunu birazcık daha yarı değerli taşlar.
Tasarımcı peki Türk mü?
Tasarımcı Türktü.
Ama ben şeyi görebildim.
Hollanda'da birazcık daha mesela yaşa göre nasıl ayrılıyor.
Daha işte biraz daha yaş almış insanlar
daha büyük mesela gösterişli şeyler takarken
gençler daha fine jewelry mesela gibi gidiyorlar falan.
Ben böyle hani o konumlandırmayı falan görerek
böyle yarı değerli İtalyan derisi
işte gümüş ama iğne oyası ama çok ufak dokunuşlar falan.
Çok güzel bir line çıkardık aslında.
Çok güzel.
Bu böyle 4 yıl falan devam etti ama inanılmaz bir tempo.
Yani inanılmaz yorucu ve her yere ben yetişmeye çalışıyorum.
Tabii hani bir şeyleri outsource ediyorum.
İşte designer var ya da web sitesi için başka biri var ondan sonra.
Ama geri kalan finans, vergi, bağlantıların kurulması.
Ben tabii bu arada ihracata başladım.
Özellikle Singapur'a, Avustralya'ya falan ürünler gidiyor.
Böyle online satış yapıyorum. Her şeyi ben takip ediyorum. Çok fazla geldi. Öyle bir ayrıma geldim ki dedim ki yani ya ben bu şirketi satacağım ya da bu hani büyüyecek ve ben birilerini bulmam gerekiyor.
Ve o dönemde aynı zamanda master danışmanımın doktora öğrencisi arayışı vardı. Doktora hep benim aklımda olan bir şey. Bir yandan öyle bir fırsat var ve bir yandan da kızıma hamileyim.
hamileyim. Ve böyle 3 şey.
Dedim ki yani bunu yapamayacaksın.
Yani hani olur ya
bir şeye koltuğa
2 karpuz sığmaz.
3 karpuz yani hiç olmayacaktı.
Aslında şirketi güzel
bir şeye satabiliyordum.
O zamanlar tabi bu endüstride
Yahudi bir bayan vardı.
Üçrehte, Yarburz'da falan onunla konuştuk.
Ciddi fiyat kırdı.
Böyle çok şey olmadım.
Bir de çünkü hani siz
bebeğiniz gibi çünkü. Yani hep öyle
öyle söyler girişimciler. O kadar emek
vermişsiniz, bir yere getirmişsiniz falan.
Böyle çok şey olamadım.
Dedim ki ben bunu biraz dedim bekleteyim.
Suspend edeyim yani.
Şu çocuk işini bir ortadan
kaldırayım ben bir doğum yapayım.
Sonra bakın. Doktorayla beraber
devam ederim ben bunu.
Ama tabii işler öyle olmadı.
Doktora. Hayat. Doktordan
ziyade sağlık sorunları oldu.
O yüzden teşekkür ederim.
Böyle bir iki yıl falan beni ciddi
etkiledi. Dedim ki tabii
iki yıl bir şirkete yatırım
yapmayınca gelişmekte olan
bir firma. Onu kaybediyorsunuz yani.
Peki o arada doktoraya başvuru
yaptınız mı? Doktoraya başvuru yapmıştım
ve o süreçte tabii
enteresan gelişti. Hamilesiniz
çünkü bir yandan da. Hamileyim ama
tabii hani burada internal ve external
doktora yapma imkanı var biliyorsun
mesela. Bu benim bilmediğim bir kavramdı.
Ben tabii işte fon almaya
çalışıyorum. Hani internal olarak biz
başvuru yapıyoruz falan. Önce
füide başladım. O da bir ilginç bir
şeydi, hikayeydi. Mesela
bence çok önemli. Ben o yüzden doktor
yapmak istiyorum diyen biri bana geldiği
zaman diyorum ki bu konu
seni nasıl ilgilendiriyor? Yani
bir konu var diyelim ki aklında.
Bana anlat. Heyecanını
görmem lazım. Evet motivasyon.
Çok önemli. Çünkü doktora gerçekten
bizim ciddi yatırım yaptığımız,
emek sarf ettiğimiz bir süreç ve
bir ekspertiz değil mi? Bir uzmanlık
oluşturduğumuz bir süreç. İnsanlar değiştirebiliyorlar.
Zaman içerisinde değişiyor ama
bu eğer gerçekten bizi
motive eden bir konu olursa
bunun devamı çok daha güzel geliyor.
Kişinin akademide kalması da aslında
artıyor bu anlamda. Ya da doktorasının
sonraki aşamada hani kurumsal hayatta
da oluyor olsa daha verimli
kullanabiliyor. Ben FÜY'de başladım
ama konu gerçekten
ilgimi çekmiyordu.
Ben kadın çalışmak istiyordum.
Sonra o zaman işte
danışmam dedim ki ben kadın çalışmak istiyorum
ama tabi biliyorsun bir promoter var.
Onların doktora title'ını
verme yetkisi var ve de co-promoterlar
var. Dedi ki ama sen ona söylersen o kabul
etmez. Çünkü o kadın çalışmıyor.
Ne yapacağız o zaman? Gel dedi
Ralph Baht'tan başka birini bulalım. Bizim
Ralph Baht'ın gender studies kuvvetlidir.
Ondan sonra biz
Yvonne'a başvurduk.
Yvonne dedi ki tabi ki yani
ama dedi ki şey yok pozisyon yok.
Nasıl olacak? Kişileri
buldum supervisorları ama. Fund yok.
Fund yok yani o anlamda. Çünkü
FÜ'de bir pozisyon vardı. Spesifik
bir konuda tabii ki. O konu ilgimi
çekmedi. Rahat Bağat'ta ise dediler ki
biz bir başvuru yapalım bakalım. Sonra
üniversite bana dedi ki sen dedi ilk iki
yılını karşılarsan üçüncü yılı biz karşılarız.
Aa gerçekten. Ama
benim kendi bütçemden
karşılamamı değil başka yerden bulmamı
istiyorlar. Evet.
Ben farklı kurumlara başvurdum vesaire
olmadı yapamadım. Dedim ki ben ama dedim
çok istiyorum bunu yapmayı.
Yani nasıl yapabiliriz? Onlar da dediler ki external yaparsın. External kavramı ben ilk kez o zaman duydum.
Ama external yaparken de yine fon istemiyorlar mı dışarıdan?
Hayır.
O benim bildiğim şeydi hani external için dışarıdan bir fon bulmak lazım.
Ya da öyle yazıyorlar ama pratikken.
Yani şöyle belki benim sürecim biraz farklı olmuş olabilir.
Çünkü ben external başladım ama bir kayıt sürecim çok sonra geldi.
Yani hatta şöyle söyleyeyim ben kayıt olduktan kısa bir süre sonra bir iki yıl sonra galiba başvurumu yaptım.
Yani o noktada belki danışman hocalarımın bir desteği olabilir.
External olarak benim bildiğim kadarıyla hani bir support edebilirsen kendini yapıyorsun.
Ki ben zaten şey de ödemedim.
Normalde external sürecinde bir bütçe de ödeniyor falan.
Ben de bir süreç farklı ilerledi yani öyle söyleyeyim.
Çünkü zaten çok disrupt edildi.
Çünkü işte sağlık problemleri olunca ben başladım ama sonra gittim.
Gerçekten yokum yani.
Hatta danışma hocalarım o ara şey diye düşünmüşler.
Herhalde bırakacak.
Herhalde devam etmeyecek.
Ama o kadar istiyordum ki hem konuyu istiyordum.
Hem akademiyi istiyordum.
Ve de o dönem hayatımın gerçekten dibe çöktüğüm dönemi.
Sağlık sorunlarıyla uğraşıyorsunuz.
Güzel bir kurumsal hayatı bırakmışsınız.
duyuyorsunuz arkadaşlarınız müdür olmuş
direktör olmuş vesaire falan.
Bir yandan tabii çevrenin baskısı var. Yani işte
bak sen devam etmiş olsaydın hani
böyle olmazdı falan gibi. Çok ciddi bir dönüm
noktası aslında. Aynen ve
yeni bir birey hayatınıza giriyor.
Onun zaten sorumluluğu çok fazla.
Ben böyle gerçekten çok
dipte olduğum bir dönemdi.
Ama insanın hayatındaki
gerçekten destek mekanizmaları çok
önemli. Eşim mesela o zaman demişti
ki bana sen kariyeri çok kısa
soluklu düşünüyorsun. Kariyer çok uzun
bir süreçtir yani.
Ki ben o zaman da 30 yaşı
31 yaşında falandım yani.
O an tabii bunu duymuş olmak hani ne
kadar etki ediyor. O şeylerle, sorunlarla
o ayrı mesele. Çünkü seneler sonrasında
ben bunun önemini anladım.
Ve gerçekten doğru olduğunu anladım. Ama
bir şekilde kardeşlerim
çok bana destek oldular.
Ben yine bırakmadım. Kardeşim
mesela işte benle beraber
seyahat ediyordu. Ben hala data
topluyorum falan. Ondan sonra
Annem keza öyle.
Tabii şimdilerde çok daha farklı şeyler var ama işte transkript yapıyoruz biz o görüşmeleri.
Saatlerce tabii görüşüyoruz.
Onlarda mesela işte kardeşlerim, eşim çok destek oldular falan.
Böyle bir şekilde yani özellikle doktorun ilk yılları bebekle beraber, sağlık problemleriyle beraber zor geçti ama bir şekilde geçti.
Ama çok istemişsiniz.
Evet.
Zaten o çok önemli bir şey.
Şunu fark ettim.
Aslında akademi benim üniversiteden sonra da düşündüğüm bir şeydi.
Hatta o zaman Amerika'ya gidecektim.
Ben exchange'e Boğaziçi'nde okurken şeye gitmiştim.
University of Washington.
Çünkü orayı istiyordum.
Bir dört ay kadar orada kaldım.
Orada hocalarla bağlantılarımı kurdum.
Hatta işte TOEFL vesaire sınavlarına girdim.
GMAT'e girdim falan.
Ben hep onları ayarladım.
Bunu görmemiştim.
Bunu kaçırmışım.
Çok özel bir şey yani.
Ama sonra biz üniversite için İstanbul'a ablamla beraber gittik.
Ve ben gidersem ablam maddi olarak sıkıntıda kalacaktı.
Evet böyle.
O yüzden dedim ben daha sonra giderim.
Şu an zamanı değil.
Amerika yolculuğu o şekilde rafa kalkıp o Price dönemi öyle başlamıştı.
Yani işte tercihler...
Aslında hayatınızda varmış o.
Tabii akademiyle beraber yani ben burada tekrar rahat rahat aslında hep şunu fark ettim.
Başladığım yere döndüm.
Yani aslında ben onu istiyordum.
Hayatımın bir parçasında doktora yapmak vardı.
O an yapamamıştım.
Şimdi zamanı.
Tabii yine insana hep şey geliyor.
Üniversiteden sonra mesela doktora yapan arkadaşlar var.
Amerika'ya gittiler vesaire.
Şimdi onlar doçent oluyorlar.
Sen daha uğraşıyorsun yani.
Şimdi her zaman böyle şeyler maalesef ki var.
Şimdilerde artık öğrendim.
Çünkü kariyer öyle bir şey ki lineer bir süreç değil.
Evet.
Yani biz öyle sanıyoruz.
Kesinlikle.
Sürekli inişleri çıkışları olan zıplamalar yaşadığın yani bazen bir bakıyorsun ya mesela 2025 yılı benim için inanılmaz bir süreçti.
Gerçekten böyle ödüller aldım ondan sonra işte konferanslarda farklı yerlerde değerlendirildiğim falan bambaşka.
O zaman dedim aa demek ki gerçekten böyle yani bildiğimiz yöntemle bakarsan ya evet kurumsal hayatta kalsan öyle çıkacaktın işte direktör partner olacaktın.
Girişimcilik serüveninde belki işte şirketi farklı yerlere getirecektin daha büyümüş olacaktı.
Akademi işte daha önce başlamış olsaydın şimdi sen de doçent olacaktın falan oralara gelecektin.
Yani bunların hepsi olasılıklar içerisindeydi.
Ama şartlar işte hayat yani aslında bunun tam karşılığı yani hayat.
Ve hayat insanın önüne getirdikleriyle beraber şunu gördüm.
Yani şu an olduğum yerde çok mutluyum.
Bunu daha önce yapmış olsam bu kadar mutlu olur muydum ona da emin değilim.
Bazen o zorluklarla gelen belki daha tatlı oluyor, daha anlamlı oluyor.
Ve şu an yaptığım işte de aslında onun farkını görebiliyorum.
Kurumsal hayatı tatmış olmanın, girişimciliği tatmış olmanın ben araştırma sürecimde ya da girişimcilerle konuşurken ya da öğrencilerime aktarırken faydasını tabii ki de görüyorum.
Kesinlikle.
O yüzden yani kariyer gerçekten uzun bir süreç.
Gerçekten inişleri çıkışları zıplamaları düşüşleri yani artık nasıl tanımlarsan aslında böyle bir circle'ır bir süreç galiba.
Liner değil.
Kesinlikle.
Yani bizim Türkiye'de aslında çok alışık olduğumuz şey o basamakları bir basamak var.
Merdiven var ve yukarı doğru sürekli tırmanmamız gerekiyormuş gibi.
ve işte durmak isteyen ya da yönünü değiştirmek isteyen herkese etraftan bir sen ne yapıyorsun ya işte ona devam et.
Olmaz öyle yaptığın işi bırakma.
Buraya kadar geldin şimdi vaz mı geçeceksin?
Yani çok oluyor.
O yüzden çok iyi anlıyorum ama şu an geldiğiniz noktada şunu da görüyorum.
Mesela denememiş olsaydınız girişimciliği ya da işte özel sektörü denememiş olsaydınız aklınızda da kalabilirdi.
Yani şu an dümdüz ilerleyen akademide işte doçent olmuş biri olarak devam ediyor olsaydınız
belki içinizde kalacaktı ve diyecektiniz ki
ya keşke onu da bir deneseydim.
Belki orada mutlu olacaktım. Ama siz onu denemişsiniz
yaşamışsınız ve yine bu yolu seçmişsiniz.
O da güzel bir
perspektif bence.
Şöyle hani tabii herkes
için bu geçerli olmayabilir. Bazen
insanlar çok başından biliyorlar.
Akademi tercih ediyorlar.
Ve çok da başarılı olabiliyorlar.
Benim serüvenim belki de birazcık
böyle şey kitabını çok severim.
Yetenekli Çocuğun Dramı'nı çok severim.
Aslında bambaşka şey anlatıyor Alice Miller ama biraz öyle de görüyorum.
Bir şeyleri yapabilen ama tam olarak ne yapmak istediğini bilmeyen insanın dramı gibi.
Yani biraz onu tecrübe ediyorsun.
Aslında yapabiliyorsun.
Devam etsen yaparsın.
Biraz onu tecrübe ediyorsun.
Ama nihayetinde önemli olan da ben kimim?
Ne yapmak istiyorum?
Neyi ne için yapmak istiyorum?
Ve buradaki benim için çıkardığım anlam aslında.
Yani ben şu an işimi neden çok seviyorum?
Çünkü gerçekten ben burada bir katma değer üretebildiğimi, faydalı olabildiğimi, insanların hayatlarına dokunabildiğimi görebiliyorum.
Çünkü benim için önemli olan şey buydu.
Denemiş olmak dediğin gibi belki de benim karakterimde biri için önemliydi.
Belki aklımda kalabilirdi gerçekten.
Onu bilemiyorum.
Ama o tabii ki hani biraz spekülatif olur herhalde.
Bırak yapmak bilmiyorum ama.
Yani evet aslında şey birazcık ben şeyde gözlemledim hani sizin şu anki akademik kariyerinizdeki işte çıktılara baktığımızda o geçmiş tecrübelerinizin katkısı da var.
Tabii.
Birazcık da bence o kısma da bakabiliriz.
Yani ona gelmeden önce de şeyi merak ediyorum.
Sizin şu an öğrencileri hani kariyer anlamında derslerinizde gerçekten hani geleneksel mesleklerle sınırlama yapmamaları doğrultusunda bir yaklaşımınız da var okuduğum kadarıyla.
Aslında çok örtüşüyor sizin şu anki kariyerinizi konuşurken de.
Yani o noktada nasıl öneri vermek istersiniz?
Hani gençlere gerçekten ya işte sevdiğin işin peşinden git demek her zaman işe yarıyor mu?
Yoksa işte bahsettiğiniz gibi bazen koşullar öyle olmuyor sizin kariyerinizde de olduğu gibi.
Bazen ekonomik zorluklar oluyor.
İşte devam etmek sıkıntı oluyor.
Her koşulda devam edilebiliyor mu?
Ya da insan sevdiği şeyi nasıl ya ben bunu seviyorum yine de pes etmemeliyim demeyi hangi noktada fark ediyor?
Yani ben şeyi merak ediyorum işte ben seneye mezun olacağım, doktor olacağım.
Ve sonra diyeceğim ki evet pozisyon arıyorum ya da işte benim gibi yüksek lisansını, lisansını bitirmiş iş arayacak insanlar var.
Bulamayacaklar. İlk başta bulamayacağız ve nereye kadar evet ya bu benim gerçekten sevdiğim şey ve ben yine de devam etmeliyim dediğimiz anı nerede anlıyoruz?
Ya da yok ya durmalıyım.
Bu çok zor soru olabilir.
Ama hani öğrencilerle bunu tartışırken konu nereye geliyor merak ediyorum.
Çünkü tabii ki biraz tecrübeyle alakalı sizin yaşadığınız tecrübe size özel ama bir yandan da böyle nasıl bir durum var?
Yani şöyle söyleyebilirim.
Bu bir yolculuk.
Aslında belki buna gerçekten süreç olarak bakmak gerekiyor.
Ve bence kişinin aslında biz belki dışarı anlamında düşünüyoruz.
Yani işte hangi işi yapacağım, nasıl devam edeceğim, buradan sonra akademi mi ya da işte özel sektör mü falan gibi sorular soruyoruz.
Ama ben bunu birazcık daha aslında içe dönük bir yolculuk olarak diye düşünüyorum.
Yani insan aslında her aşamada bulunduğu nokta benim için yeterli mi?
Ben buradan keyif alıyor muyum?
Beni tatmin ediyor mu?
ile gittiğinde aslında biraz onu görebiliyor.
Ve bazen bu çok ütopik olabiliyor.
Hani herkes evet sevdiği işi yapabiliyor mu?
Ya da o fırsatlar herkese sunulabiliyor mu?
Değil.
Yani bu hayat evet doğru zorluklarıyla beraber herkes bambaşka şeyle yaşıyor.
Ama ben hep şunu görüyorum.
Biraz o tatmin, mutluluk içeride başlayan bir süreç.
Yani belki çok zor bir çalışma şartı da olabilir, ortamı da olabilir ama bir noktada yine insan seveceği bir şeye belki dönüştürebilir.
Ya da ufak dokunuşlar yapabilir.
Ya da gerçekten mesela ben öğrencilerime şunu her zaman söylüyorum.
Hayatınızı bir film gibi, izler gibi televizyonda sizin değil ama bir hayat var televizyonda sergileniyor.
Ona dışarıdan bakın, izleyin.
Az önce benim anlatmaya çalıştığım gibi ne oldu, nereden geldim, neler yapıyorum, şu an neredeyim ve şu an içindeki bulunduğunuz durumu.
Neden bunu televizyon izler gibi yapıyoruz?
Çünkü biz eğer bu ayrışmayı yapmazsak işin içine duygular çok giriyor.
Maalesef yetersizliklerimiz, dışarıdan bize verilmiş olan ya da suçlanmışlıklar, değersizlikler.
O zaman insan şunu deyiverebiliyor yani işte ama pozisyon yok ki nereden bulayım.
İşte olsa da beni seçerler mi ki?
Yani bambaşka şeyler gelebiliyor.
O yüzden bu ayrışmayı yapıp aslında biraz dışarıdan gözlemleyip şu an ben ne yapabiliyorum?
Elimdeki imkanlar, yetenekler, fırsatlar, sertifikalar neyse.
Gelmek istediğim yer neresi?
Ve onun için neler gerekli?
Biraz daha rasyonel bir bakış açısını bize sunabilecek bir araç oluşturuyor.
Bu aslında psikolojiye kullanılan bir teknik.
Bunu çok öneriyorum bir.
Biraz bilmiyorum tecrübeyle mi artık ben biraz negatif şeyleri dense pozitifleri görmeyi ya da negatifleri görmemeyi ya da onları farklı anlamlandırmayı tercih eden biriyim.
Mesela benim için zorluklar yoktur hayat vardır.
Çünkü yani kimse demedi biz böyle saynep ederken yani çok mükemmel olacak falan diye.
Ama hayatın yani aslında realitesi bu.
Yani zorlukları da aslında zorluk diye görmek yerine hayatın getirdikleri diye görmek aslında.
Ve her şey herkes için olabilir. Yani şu an işte olan savaş durumları vesaire düşünürse artık insanlar hani konuşuyorum mesela sabah yine böyle bir görüşmem vardı ve insanlar bir anda evlerinden ayrılmak durumunda kalabiliyorlar.
Yani gerçekten hayatın realitesi olarak bakıp gençlere de bunu söylüyorum.
Şöyle bir uzaklaşın, bir bakın.
Bana olmaz, işte şu olmaz, o yaptı mı ki ben nasıl yapayımkilerden ayrışarak aslında
daha rasyonel süreçte evet belki gerçekten sertifika eksik, belki dil eksik değil mi?
Mesela Hollanda için artık Hollanda'ya gerçekten gerekli bir yetenek diyeyim.
Bunlar için ben bunun zaman ayırabilir miyim?
Bunu nasıl yapabilirim?
Ve zaman biz bazen şeydir insan bulunduğu durumdan ne kadar rahatsız olursa bunu değiştirmek için o kadar sabırsız olur.
Evet o kadar acelenice.
Katlanılmaz olur.
Ama gerçekten bunu eğer bir televizyonda sergilenen bir hayat olarak görmüş olsa çok rahatlayacak ki ama sen dil bilmiyorsun.
E bir dil şimdi bir yılda belki işte bir seviyeye gelirsin ama bir kendine iki yıl vermen lazım.
Şimdi bunu o zaman kişi kendisine söyleyebildiği noktada tamam ben hafta sonu mu yapacağım işte artık neyse.
bir plan dahilinde ilerleyebilir.
Yani bunu söylüyorum genelde.
Çok güzel aslında.
Çok güzel bir yere bağlamış oldunuz.
Çünkü aynı zamanda yani bilmiyorum ne noktada bağlantılı ama
sizin doktoru araştırmalarınız sonrasında
akademik çalışmanızı gerçek anlamda dışarıya yansıtmak
ve bir etkisi olsun, bir çıktısı olsun diye yaptığınız bir film var aslında.
Ve çok güzel ödüller aldınız bu filmle.
Çok benzer aslında.
Ben şimdi bahsetmek istiyorum ama siz bahsedin aslında daha güzel olur.
Hem doktora araştırmalarınızın çıktısı hem de yürüttüğünüz araştırmaların bir parçası değil mi şu an?
Evet şöyle doktora da aslında ben kualitatif bir araştırmacıyım.
Hayat hikayesi topladım.
Çok minnettarım kadın girişimcilere gerçekten hayatlarını benimle paylaştıkları için.
Ve bunlar çok güçlü hikayeler.
Ve bunları tabii ki akademik çalışmalarda değerlendirdim, araştırdım, yayınlar yaptım.
Ama benim için ki ben kimlik çalışıyorum, aidiyet çalışıyorum.
Bunlar aslında hepimizin hayatına dokunan bir konu.
Ve bunlar sadece akademik yayında kalsın istemedim açıkçası.
Ve böyle bir aslında benim için bir ihtiyaçtı öyle söyleyeyim.
Yani bunu farklı mecralara, daha geniş kitlelere duyurabilmek benim için bir ihtiyaçtı.
Film ise onun bir araç, yolu oldu yani öyle söyleyeyim. Bu farklı da olabilirdi, bambaşka bir kitap gibi olabilirdi, farklı boyutlarda da olabilirdi. Benim için film oldu çünkü kardeşim bu alanla ilgili biri ve doktor sürecinde de bana çok yardımcı olan biridir.
Yani ve bunu ben çok tavsiye ediyorum bu arada. Doktor öğrencilerime de tavsiye ediyorum. Mutlaka ve mutlaka sizin alanınızda olmayan, akademisyen olmayan biri ama yeterince sizi anlayabilecek, eğitim altyapısı itibariyle yeterli olduğunu düşündüğünüz bir kişi, bir arkadaş, kardeş bulun ve düşüncelerinizi, fikirlerinizi mutlaka test edin.
Çünkü biz akademide bazen o jargon işte o şeyle ya da biz kendimiz çok hakimiz çünkü çok detaylandırmışız onu.
Kaçırabiliyoruz.
Bu sonraki aşamada yayın yapma sürecinde ya da bulgularımızı paylaşma anlamında bize çok fayda sağlıyor.
Kesinlikle.
Kardeşim benim için öyle bir kişiydi sağ olsun.
Bütün doktora sürecimde yardımcı oldu ve sonrasında da biz ne yapalım hadi bir şeyler yapalım dediğimizde abla film yapalım dedi.
Dedim filmi nasıl yapacağız yani koca film çok fazla.
Dedi ki o zaman kısa film yapalım.
Tamam olur kısa film yapalım.
Yapar mıyız vesaire.
Ben hikayeleri getirdim.
Onunla beraber senaryo üzerinde çalıştık.
Ama daha sonra tabii bir profesyonel ekiple.
Senaristiyle, prodüksiyon ekibiyle ondan sonra.
Ve hani bu vesileyle ben onlara da aslında teşekkür edeyim.
Kardeşim Tuğba'ya, ondan sonra yönetmenimiz Atahan Çakır'a.
prodüksiyon ekibimiz
Alp ondan sonra
ve Alp Ertürk ve Cenk
Ertürk bize süreç boyunca çok yardımcı
oldu sağ olsun. Çünkü size
inanan insanlar çok önemli.
Gerçekten çok önemli. Film yapmak
yani akademinin dışında bambaşka bir şey yapıyor
olmak da ayrıca zor zaten.
Çok büyük bir girişim
yani aslında. Hem şöyle
aynı dili konuşmuyoruz.
Mesela kardeşim olmasaydı muhtemelen
ben bunu yapamazdım.
dönüşüm zor olurdu. Akademik
mantıkla düşünüyorsunuz ama
filmin bir kitlesi ayrı
daha çarpıcı olması gerekiyor
ve mesela ben çok işte
sadık kalmak istiyorum
hikayeye çünkü hani birebir ben
görüştüğüm için ama kardeşim diyor ki bunlar
da bazı birleştirmeler yapmalıyız
dönüşümler yapmalıyız diyorum ki ama
olmaz. Evet
onlar da bir hikayeyi oturtmak istiyor.
Aynen. Sonuç itibariyle bu
güzel bir kurguya
geldi ve çok uzun bir süreç.
Gerçekten çok uzun bir süreç ve benim
tamamen kendim finanse ettiğim bir
proje. Bu da ayrıca zor
tabii ki ama biz yani düşük
bütçeyle ortaya çıkarmış bir
film ödülü de aldık. Ondan sonra
tabii kadın konusunu çalıştığımız
için işte Paris
Kadın Film Festivali'nden
Londra Kadın Film Festivali'nden ödüller
aldık. Birincilik ödülleri aldık.
Kimilerinden Honorable Mansion
aldık. Kraken Film Festivali'nden
falan. Böyle güzel recognition
böyle güzel
fark edilmiş olması filmin
tabii sonra size bir şey de veriyor.
Yani evet ya hani
oluyorsunuz ama bununla bitmiyor. Çünkü ben
zaten filmi de ödül alayım diye aslında
yapmamıştım. Ama
kardeşimi dinlediğim için de mutluyum.
Festivallere göndermek açısından.
Çünkü credibility çok önemli.
Kesinlikle. Yani bir yerde aslında
ben film yaptım dediğinizde
ama bu ödül de aldı olunca
farklı oluyor. O zaman diyorsunuz
ki ben bir gösterim yapmak istiyorum
ve panel yapmak istiyorum.
İşte insanları davet etmek istiyorum.
O zaman farklı yaklaşılıyor.
Ve bu anlamda bize çok fayda sağladı.
Hollanda'da iki gösterim
yaptık. İngiltere'de yaptık.
Aralık'ta yine İngiltere'de,
Lancaster Üniversitesi'nde, Londra'da yine
gösterimler olacak. Film ama
benim için neden önemli?
Hani bir ihtiyaçtı dedim. Çünkü
aslında bunların konuşulması
gereken konular
ve insanlarda bir farkındalık oluştursun.
Ya sadece evet kadınlar böyle yaşıyor ya da bu işte zorlukları yaşamışlar,
bunların üzerinden, üstesinden gelmişler diye değil.
Herkes kendine yönelik olarak bir baksın.
Çünkü biz hepimiz kimlik inşa ediyoruz.
Ve aslında hepimiz bu kimliği dışarıyla, bağlantılı olarak inşa ediyoruz.
Çünkü kimlik öyle oluşan bir şeydir.
Ama birilerini eleştirirken ya da onları işte değerlendirirken bunu hiç hesaba katmıyoruz.
Sanki o insan sadece o kimliklerle biliniyor gibi ama çevre, şartlar, imkanlar, bulunduğu koşullar o insanı bu şekilde yoğurdu ve bu hale getirdi hiçbir zaman düşünmüyoruz.
Aslında film bunun farkındalığının oluşturulması açısından ben bir conversation starter diyorum.
Yani aslında bir konuşmayı başlatacak bir platform, bir araç yani.
Çok güzel. Bu kadar bahsederken ben şeyi unuttum. Filmin isminden bahsedeceğimi unuttum.
Evet. Filmin ismi de True Mirror Melissa değil mi? Neyden bahsediyorsunuz? Peki böyle kısaca dinleyenlere de böyle açıklamak isterseniz nasıl bir hikayesi var?
Filmde bir karakterimiz var.
Melissa.
Melissa bu arada benim kızımın ismi.
Onu da kullanmak istedim.
Kendisinin izniyle tabii ki.
Film sürecinde de çok katkı sağladı bu arada.
Toplantılarımıza katıldı.
Yorumlarında bulundu.
Çok değerliydi yani bu farklı bir...
Çünkü onların filtreleri başka.
Bizden çok daha farklılar.
Ve True Mirror aslında bu gerçekten olan bir ayna.
Normalde biz aynada kendimizi gördüğümüzde tabii farklı bir yansıması var.
Çünkü o bir yansıma.
True mirror ise aslında bizi bizim gördüğümüz gibi değil ama dışarının bizi gördüğü haliyle yansıtan bir ayna.
Dolayısıyla bu bizim konseptimize çok oturuyor.
Çünkü aslında insanlar bizi nasıl görüyor?
Yani biz bir kimlik inşa ediyoruz ama insanların bizi gördüğü hali var.
Bazen bunlar uyuşmaya da biliyor.
Ve ben bunu çalışmamda da çok gördüm.
Çünkü ben kadın ve göçmen girişimcilere çalışıyorum.
Ben mesela onların altyapısına bakıp göçmen girişimci diyorum.
Çünkü ben öyle görüyorum.
Ama belki kendisi öyle görmüyor.
Yani bu ciddi manada bir ayrım.
Ve filmde Melissa birçok insanda olduğu gibi ön yargıları ile hareket ediyor.
Bu insanların dış görünüşü, kıyafetleri, başörtüsü ya da mesela iş hayatındaki kadın ve çocuklu bir kadın olmak.
Mesela anne olmak.
Çeşitli önyargılarla beraber devam ederken bu True Mirror'ın karşısına geçtiğinde kendisinin aslında o kadınlardan herhangi biri olabileceğinin farkına varıyor.
Çünkü şartlar, imkanlar, doğduğumuz yer, büyütüldüğümüz aile yani aslında bizi şekillendiren şeyler ve bununla beraber aslında bu önyargıların da farkına varıyor.
Güzel olan aslında çarpıcı olan bir şey de şuydu. Filmde özellikle kadın bir karakter kullandık ve bu diğer kadınlara ve kadınlarla ilgili önyargıları gösteren bir karakter.
Neden erkek değil? Çünkü mesela biz kadınlarla konuşuyoruz. Erkek egemen dünyadan çok yakınılıyor. İşte erkekler şöyle her şey erkeklere göre.
Ama ciddi manada da kadınların kadınlarla alakalı önyargıları ve eleştirileri var.
Evet.
Bu aslında boşa oluşmuyor.
Çünkü kadınlar iş dünyasında, girişimcilikte artık ayakta durabilmek için bu erkek egemen dünyanın getirdikleri şeyleri bir noktada karşılamaları gerekiyor.
Üstlenmeye çalışıyorlar.
Üstlenmeleri gerekiyor.
Ve bunu üstlenmeyen diğer kadınları ya da o prototipe uymayan kadınları ise eleştiriyorlar.
Çünkü eleştirilmese kendi bulunduğu durum sıkıntıya düşecek.
Dolayısıyla bu kadının kadına yapmış olduğu bu önyargı aslında bütün görüşmelerde ortaya çıkan bir şeydi.
Ben bunu filmde de yansıtmak istedim.
Bunu aslında şunu demek için değil.
Ya erkekler önyargıda bulunmuyor mu?
Tabii ki de bulunuyorlar.
Ama burada aslında başka bir noktayı da ön plana çıkarmak.
Yani hepimiz mesela kadın kimliği, evet göçmen kimliği, Türk kimliği yani farklı kimliklere sahip olabiliriz.
Bu kimlikler de tabii ki değişiyor.
Her tür kimliği aynı değil.
Kadın kimliği aynı değil.
Çünkü bunlar yani social'ı toplum tarafından oluşturulmuş, biçimlendirilmiş kimlikler aslında.
Ve herkes kendince bunu değerlendiriyor.
Ama bunu yaparken özellikle kadının kadına yapmış olduğunu fark etmek insanda gerçekten bambaşka bir farkındalık oluşturuyor.
Yani ben kendimde de bunu fark ettiğim için filmde bunu yansıtsın istedim.
Ama tabii izleyicilerden çok güzel geri bildirimler de aldık.
Ben biraz tereddütteydim acaba hani farklı mı algılanır diye.
Ama bunu hani filmi izleyen erkek seyirciler de kendi üzerlerine düşen payı alıyorlar tabii ki.
Ama hani kadın olarak da yani mesela bir Türk olarak Türkiye yaptığımız, göçmen olarak göçmene yaptığımız değil mi?
Evet.
Bunların da fark edilmiş olması aslında benim için önem arz ediyor.
Çok güzel.
Yani ben gerçekten hayran kaldım böyle dinlerken.
Çünkü şunu gösteriyor aslında bu yani.
Ben şimdi doktora yapan biri olarak ben mesela yaptığım araştırmayı Evet Paper ile göstermeye çalışıyorum.
Ve akademisyenlere bu bilim dünyasına göstermeye çalışıyorum.
Siz aynı zamanda topluma yansıtmaya çalışıyorsunuz.
İşte policymaker'lara yansıtmaya çalışıyorsunuz.
Bu çok güzel bir şey.
Sadece bu tamam ben yayın yapayım ve akademisyenler arasında kalsın dememişsiniz.
Dokunacak bir yer bulmuşsunuz.
Çok güzel dokunmuş.
Ben izlemek çok istiyorum şu an.
yakın zamanda olacak bilmiyorum tabi ki
gidebilir miyim İngiltere'de
var ama Hollanda'da
olacak varsa fikirlerimiz var açıkçası
biraz benim hayatım gibi
kendi yolunda böyle şey oluyor
yol alıyor film diyebilirim
fırsatları olan fırsatları değerlendirmeye
çalışıyorum tabi ki
iki kanalda ilerlemeye çalışıyorum bir
akademisyenlerle üniversitelerle bunu paylaşıyoruz
bir de aslında daha
bu bağlamda yine akademik
altyapılı filmlere açık olan
özel gösterim salonlarıyla
ilerlemeye çalışıyoruz. Dediğim gibi
işte polis maker'lara, NGO'lara
falan ulaşabilmek için. Sonraki
aşamada filmin yayınlanması
var. Bunun içinde
biz şu an bir dergiyle
çalışıyoruz. Bu akademik bir dergi.
Orada bir section
oluşturacağız. Gerçekten orada
filmler yayınlanacak. Çünkü aslında bu yeni
yapılan bir şey değil. Farklı disiplinler
de var. Mesela communication alanında
ya da Art Science'da. Onlar bunu
yapıyorlar. Çok güzel. Hani bizim normal
makaledeki reviv sürecinden farklı
bir süreçte ilerliyor.
Onlar da artık bu artifact
diyelim hani neyse. Onunla
alakalı commentary şeklinde
bir kritik oluyor.
Bu tabii ki hem artısıyla
hem eksisiyle değerlendiriliyor
ve yayınlanıyor. Tabii çok daha
az yani. Bir makale
20 sayfayken aslında film
diyelim ki kendisi onu ifade ediyor ve
biraz işte ufak bir commentary ile beraber
birkaç sayfalık bir yayın.
Böyle bir şey olacak çünkü filmi
gerçekten bir open access olarak da
sunmak da istiyoruz. Filmin kendisi
değil aslında. Dediğim gibi
filmle beraber oluşacak
diyalog, oluşacak
tartışmalar, görüş, teatisi
aslında önemli olan bu. O yüzden
film gerçekten buna hizmet etsin istiyorum.
O zaman daha
ulaşılabilir olacak. Ama
bu süreçte birazcık da tabii yine gösterimler
sonrasında da yine yayın sonrasında
da gösterimler yine devam ediyor olacak.
Peki kapatmadan önce bu kısmı
şey de çok merak ediyorum. Üniversitenin
yaklaşımı nasıldı siz bunları yaparken?
Çünkü kendi kendinize, kendi bütçenizle
ve kendi imkanlarınızla yapmaya çalışmışsınız.
Bence hani Hollanda'da bilmiyorum nasıl
bunu yapmak ama ciddi bir network da
gerekiyordur. Üniversite nasıldı?
Bu aşamada merak ettim.
Bu aşama biraz zor.
Çünkü şöyle biraz benim
naifliğimle de aslında
bağlantılı. Birazcık da sistemin
buna aşina olmamasıyla da
alakalı diyebilirim. Çünkü birincisi
ben bunu bayağı side job olarak
yaptım. Normalde aslında bizim
araştırmamızın bir bağlama olarak
yapabileceğimiz bir şeyken ben bunu hafta sonları
akşamları falan böyle
mesai harcadığım bir şey. Çünkü
dediğim gibi benim ihtiyacımdan kaynaklanan
bir şeydi. Zannedersem
o altyapıyı da
görmedim zaten. Hani akademi
ortamında ve kendi üniversitemde de
film ve bütün süreci
post prodüksiyon da dahil
O süreçlerde aslında ben bunu bir komünike etmedim.
Ama film ortaya çıktıktan sonra benim böyle bir filmim var dediğimde çok da mâkes bulmadı açıkçası.
Çünkü dediğim gibi sistemin de aşina olduğu bir şey değil.
Özellikle business school'larda çok da yapılan bir şey değil.
Belki dediğim gibi farklı disiplinlerde şu an mesela ben sosyal bilimler fakültelerinde ya da işte iletişim fakültesinden farklı arkadaşlarla konuştuğumda bunlar çok daha aşinalar bunu biliyorlar.
O anlamda benim üniversitemde çok bir şey göremedim açıkçası.
Sonradan tabii festivaller ödülle beraber birazcık daha bir kredibilite kazanmış oldu aslında film.
Sonra tabii kendi iletişim departmanımızla beraber ilk gösterimi o şekilde sağladık.
Biraz biraz daha krallık oluştu.
Ama farklı ödüller şimdi tabii Hollanda'daki yapıyla da alakalı.
Aslında şu an Hollanda'da bir bunun Türkçesini bilmiyorum.
Reward and Recognition Sistem.
Bu birazcık daha değişiyor.
Yani terfi süreciyle de bağlantılı ama artık impact making daha önemli hale geliyor.
Ve bunun içinde mesela çeşitli ödüller var.
Bu anlamda bizim dekanımız da mesela beni destekliyor.
Bu ödül için aday gösterdi falan.
Ama hani dediğim gibi bu çok yeni, çok zor.
Birazcık işte benim biraz daha katkı sağlamamla, ödüllerle falan biraz şekillenen bir şey oldu.
Öyle söyleyebilirim.
Evet aslında ben notlarımda hatırlıyorum.
Siz sanırım geçtiğimiz sene aynı zamanda üniversiteden bir ödül aldınız değil mi?
Evet.
Filmle alakalı.
Bu filmle alakalı değildi.
O araştırma, Research Excellence ödülüydü.
Bizim üniversiteye bağlı bir kadın networku var.
O network böyle bir ödül sunmak istemişler.
istemişler. Yine bizim dekanımız
Saskia beni aday göstermek
istedi ve tamamen aslında
research üzerine yaptığımız bir şey.
Tabii konusu geçti.
Filmin tabii konusu geçti.
O dönem çünkü artık benim
aa bir dakika benim yaptığım film aslında
benim araştırmamla da linklenebilir
ya da bunun da aslında bir yeri var.
Ben bunu da sunabilirim
aslında fark ettiğim bir şey.
Şu dediğim gibi side job yani böyle
olmaktan aslında benim
tamamen research'üme de entegre ettiğim
bir alan haline geldi.
Şu an mesela şey yapacağız.
Filmmaking üzerine bir workshop
düzenleyeceğiz. Ondan sonra.
Tabii tabii. Yani çok farklı şeylere
doğru gidiyor. Çok güzel.
Evriliyor. Ben çok mutluyum. Çünkü çok
keyif aldığım bir alan. Yani bunu
her zaman söylüyorum. Gerçekten.
Yani bu evet zor. İnsan
içine doğru yolculuk yapması lazım.
Gerçekten fark etmesi için
neyi seviyorum, neler
beni engelliyor. Hani nasıl
diyeyim? Bu yolculuk hep devam etmeli.
kendisine ise dışarıdan bakmalı.
Gerçekten TV'de izler gibi.
Çünkü duygusal durumu işin içine
sokmadan analiz edebilmenin yolu bu.
Bunu yaptığı zaman da
kendinden bir şeyler katacak
bir şey illaki bulur. Yani evet
hayalenin mesleğini yapmıyor olabilir.
Ama ona ufak dokunuşlarla
ya da o hayal ettiğim noktaya
gidebileceğim şeyde neler yapabilirim?
Yeni sertifikalar, yeni yetenekler
yani çünkü bu motivasyon çok önemli.
Özellikle akademide kalmak isteyenler için
İçsel motivasyon inanılmaz önemli.
Gerçekten yoğun şartlarda çalışıyoruz.
Belki dışarıya göre çok daha fazla bir özgürlük alanımız var.
Bu bir gerçek.
Ama bu hakikaten böyle biraz içten yanarlı bir motor olarak devam edebilen bir şey.
Ben akademide onu görüyorum açıkçası.
Tındığım akademisyenler de biraz öyleler.
Gerçekten konularını seviyorlar, araştırmayı seviyorlar.
O şekilde devam ediyor.
Diğer türlü biraz zor gider gibi geliyor.
Bunlar da benim tecrübelerim.
Yani hani çok farklı tecrübeler, farklı şeyler vardır.
Benim gördüğüm kadarıyla böyle.
O yüzden motivasyon yani sevdiğin şeyi yapmak ya da yaptığın şeyi sevdiğin şey haline getirmeye çalışmak.
Yani bu gerçekten çok önemli.
Ben aslında çok güzel toparladınız.
Size tam onu soracaktım.
Kariyerinin başında olan birine ne söylemek istersiniz deneyimlerinizden diye çok güzel toparladınız.
Teşekkür ederim.
Yani bugün dolu dolu bir sohbet oldu.
Ben çok mutluyum.
Aslında kariyerinizin konuşmadığımız daha başka kısımları da var ama bugünkü sohbetimiz gerçekten çok güzeldi ve değindiğimiz şeyler de bence bu zamana kadar bu podcast kanalında değinilmemiş kısımlarda.
O yüzden çok keyif aldım. Teşekkür ederim sohbet için.
O yüzden hem kendi yolculuğunuzu hem de araştırmalarınızın çıktısını paylaştığınız için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
Umarım bu sohbet gerçekten kendi kariyerini şekillendirmeye çalışan veya hayatında gerçekten yeni bir yol arayan herkese farklı bir bakış açısı sunmuştur.
Teşekkür ederim tekrardan.
Ben teşekkür ediyorum. Gerçekten senin güzel dileklerine de katılıyorum. Umarım faydalı olmuştur. Teşekkürler.
Peki bir sonraki bölümde görüşmek üzere o zaman. Hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
